Hayrullah Örs

Hayrullah Örs

YazarÇevirmen
8.3/10
31 Kişi
·
71
Okunma
·
1
Beğeni
·
583
Gösterim
Adı:
Hayrullah Örs
Unvan:
Eğitimci, Müzeci, Yazar ve Çevirmen
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 1901
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 6 Ekim 1977
Eğitimci, müzeci, yazar ve çevirmendir. 1901 yılında İstanbul’da doğdu. İlköğrenimini Reşit Paşa Okulu’nda tamamladıktan sonra, İstanbul Öğretmen Okulu’na girdi ve 1921 yılında buradan mezun oldu. İstanbul Feyziati Numune Mektebi’nde (1921-1925) ve Şavşat Merkez Mektebi’nde (1925-1926) öğretmenlik yaptı. Eğitim düzeyini yükseltecek kaliteli öğretmenler yetiştirmek üzere Cumhuriyet döneminde açılan ilk yurtdışı öğrenim sınavına girerek kazandı. Almanya’da Köln İş Okulu Semineri, Bonn Pedagoji Akademisi ve İsveç’te Naas August Abrahamson kurumunda el işleri seminerlerine devam ederek yüksek öğrenimini bitirdi (1927-1931).

Türkiye’ye döndükten sonra Gazi Terbiye Enstitüsü el işleri öğretmenliğine atandı (1932). 1935-1939 yılları arasında Milli Eğitim Bakanlığı müfettişliği yaptı. Bu görevi sırasında birçok köy enstitüsünün kuruluşunda da katkısı oldu.
1950 yılında eski Eserler Genel Müdürü olan Hayrullah Örs, 1951-1954 yılları arasında Talim ve Terbiye Kurulu üyeliği, 1954-1957 yılları arasında da İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü görevlerinde bulundu. Daha sonra sırasıyla Tatbiki Güzel Sanatlar Okulu öğretmenliği ve müdürlüğüne, İstanbul Eğitim Enstitüsü öğretmenliğine ve nihayet 1961 yılında Topkapı Sarayı Müzesi Müdürlüğüne atandı. 1 Aralık 1970 tarihinde bu son görevinden yaş haddi nedeniyle emekliye ayrıldı.
İyi Almanca ve Fransızca bilen Hayrullah Örs bu iki dilden Türkçe’ye çok sayıda eser kazandırdı. Türk kültürüne büyük katkılarda bulunan Tercüme Bürosu’nda da kuruluşundan itibaren uzun süre görev alan Hayrullah Örs’ün telif ve çeviri eserlerinden bazıları şunlar: Konfüçyüs, Anabasis, Kırık Testi, Gök ile Yer Arasında, Allahın Güneşi Avrupa Üzerinde, Bir Gecelik Misafir, Felsefe Meseleleri, Kudüs, Hazreti Muhammed, Moltke’nin Türkiye Mektupları, Bilge Nathan, Sanat Tarihinin Temel Kavramları, Şölen ve Sokrates’in Savunması, Tanrılar, Mezarlar ve Bilginler. Hayrullah Örs 6 Ekim 1977 tarihinde İstanbul’da yaşama veda etti.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
384 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Bilimin doğuşundan Troya’nın hazinelerine; Mısır piramitleri ile mumyaların gizeminden hiyeroglifin çözülüşü ve çiviyazısının okunuşuna; Babil Kulesi ve Tufan’ın öyküsüne ve Aztek uygarlığına kadar sayısız arkeolojik bulguları bilimsel olarak açık dille aktaran bir roman...
352 syf.
Yazar bu kitapta İslam ile Batı kültürünün ilişkisini ele almış. Kitap içerik olarak bazı farklılıklar olsa da Fuat Sezgin’in eserlerine benziyor. Bunu bir bina örneğini vererek anlatırsak; Fuat Sezgin sağlam temellere dayanarak binayı yaparken, Alman Yazar Sigrid Hunke ise aynı binayı kalitesiz yapmış, İddiaların altında yer yer boşluklar yer almış gibiydi. Belki de Fuat Sezgin işin teknik kısmıyla Sigrid Hunke’nin ise bu iki kültürün ilişkisini ele aldığından olabilir. Kitapta ilgi çekici noktalardan birisi, bugüne kadar çok az oryantalistin değindiği bir noktaya parmak basmasıdır. Alman Oryantalist Sigrid Hunke, “Ne yazık ki Batı, İslam’ın Avrupa üzerindeki etkilerini görmezlikten gelmiş, hatta reddetmiştir” diyor. Batı’nın tarih kitapları, hele öğrencilerin eline verilen genel tarihler şöyle kısaca Mısır ve Mezopotamya’ya dokunup geçer, Yunan ve Roma üzerinde saygıyla uzun uzun durur, Bizans ve Ortaçağına bir göz atıverdikten sonra yeniçağa atlar. Ne bu Ortaçağdan önceki Avrupa’ya önem verilir, ne de bu ortaçağ sırasında dünyada olup bitenlere. Bu yıl içerisinde okuduklarım arasında olan Roger Garaudy ise "Avrupalılar tarihlerini Roma ve Yunanlılara dayandırırlar diyorlar. Hâlbuki Hristiyanlık Kudüs'ten gelmiştir. Haçlı seferleri ile Doğunun zenginlikleriyle tanıştıklarını ve Endülüs’ü görmezden gelirler" diyor. İkisi birbirine paralel cümleler. Bunları yazarken Cemil Meriç’in “Tarih kitapları haçlıların en büyük zaferidir.” sözü de nedense aklıma geldi. Bu arada söylemeden geçemeyeceğim bir nokta daha var. Kendi medeniyetlerini eleştiren Yazarı da ben eleştireyim. Yazar bu kitabı yazarken maalesef Türkleri es geçmiştir. Avrupa’da Türklere karşı önyargı İslamiyetten daha büyük olduğunu görüyorum. Buna benzer 2-3 tane daha kitap okumuştum. Onlarda da aynı durum söz konusuydu.
384 syf.
·150 günde·7/10
Mutlaka okunacak bir kitapmı? Hayır. Zaman kaybı mı? Değil. Ama ne tam bir tarih verileri kaynağı ne de bir roman. İkisi arasında ilgi çekici bir kitap.
384 syf.
* Yazarın şahsıyla ilgili olarak her ne kadar iyimser olsam ve 1966 yılında yazılmış olması sebebiyle bu kitaba fazladan kredi açsam da hiç tatmin etmedi.
* "Musa ve Yahudilik" isminin yarattığı algı olan Musa'nın kendisine ve Yahudilikteki yerine dair geniş açıklama bekleniyor olsa da; kitapta Musa, Yahudilik hakkındaki herhangi bir kitaptaki gibi paylaşılıyor.
* Yazarın yaptığı şey özetle; Tanah'ın Yaratılış'tan Malaki'ye olan akışını düz yazı biçimde tekrarlamak. O tarihlerde hakkında araştırmalar yeni başlayan ve düzgün bir tercümesi bile oluşmamış olan Kumran Yazıtları gibi konularda da ,doğal olarak, çok yetersiz bilgi veriyor.
* Kısacası; tavsiye etmiyorum. Bunu okumak yerine Tevrat'ı okumanızı tavsiye ederim.
453 syf.
·18 günde·Puan vermedi
İzmir Kitap fuarında bir sahadan aldığım bu kitabı 3 yıl gibi uzun bir zaman sonra okumak mümkün oldu. Tasarladığım mutluluk ile anlatılan mutluluk arasında çok fark var.
152 syf.
·17 günde·Beğendi·8/10
Hayrullah Örs'ün çevirisi ile tükçeye kazandırılmış olan eser, türkçede olması gereken dünya edebiyatı eserlerinden birisi olması yönünden önemlidir. Hangi dilden çevirisi yapıldığı paylaşılmamış, büyük olasılıkla orjinal dili, kitabın yazarı ukrayna yahudisi olması sebebi ile, ukrayna yahudilerinin çoğunluğunu aşkenazi (ortaçağ Almanyası ve Doğu Avrupa'da yaşayan yahudi kolu) olması nedeni ile yiddiş dilinde olabileceğini tahmin ediyorum, lâkin içinde geçen yahudi dini ile ilgili kavramların ve başta yazarının ismi dahil "Şalom Aleyhem (doğru telaffuz şeklidir)"doğru yazılmaması sebebi ile orjinal dilden çeviri yapılmadığı aşikârdır. Yahudiler dilleri hususunda oldukça kapılı bir toplumdur. Bunu Google Translater "çeviri" programında, sesli çevirisi olmayan yegâne dilin "İbranice" olmasından da anlayabilirsiniz. Ama, diğer yaşadıkları ülkelerin dillerine, orada yaşayan, ilgili ülkenin halkından daha vakıftırlar. Bu konuyu şuraya bağlayarak; "Bir yerde, kim, orada konuşulan dile hâkim ise, onlar gerçek yönetenlerdir." lafı ile sözümü noktalayıp kitabın konusuna gelince; "Bugün Ukrayna'nın başkenti Kiyev'e yakın bir kasabada yaşayan, dindar bir yahudi olan Sütçü Tevye ve Kızları'nın yaşamlarının, yazarının ince nükteli ve yahudi kavramları ve dini, edebi bakış açısı ile harmanlanarak anlatılmasından ibarettir. Her ne kadar kendileri, bu dünyanın yönetiminde söz sahibi, kurnaz, geleneklerine bağlı bir toplum gibi gözükselerde, bu kitap; yahudilerinde, insan olmaları itibari ile beşeri ilişkilerde, ihtirasları, hırsları, cimrilik, sevgileri ve gözyaşları ile insan olmaktan kaçamayacaklarının açık bir teyidi olarak okumaya değer bir eserdir.

Bu güzel dünyada, dinlerden,dillerden, ırklardan öte, sadece iyi insanın ve henüz iyi olmayı öğrenemeyenlerin olduğunu varsayarak, dünya görüşlerimizi de bunu baz alarak düzenlersek, belki bir şeyleri daha farklı görebiliriz...

Herkese iyi okumalar dilerim,
Saygı ve Sevgilerimle
238 syf.
·32 günde·Beğendi·10/10
Bir arkadaşımın hediye etmesi sayesinde kitap okuma alışkanlığımı bana tekrar hatırlatan kitap.

Öncelikle kimler okumalı ondan bahsedeyim. Fikrim, bu kitabı makine mühendisleri, makinenin insan üzerindeki etkisini merak edenler ve bu tip konulara ilgisi olan arkadaşlar okumalı.

Kitabın içeriğine gelecek olursak Birinci Dünya Savaşından sonra yazılmştır. Temel olarak buharlı makinenin icadını en başından anlatmaya çalışır lakin insanın iç dünyasına ufaktan da olsa dokunur. Hatta kitabın giriş bölümünü oldukça faydalı bulurum. Sakın içinde formüller ve grafikler vardır diye düşünmeyin, öyle ders kitabı mantığında değildir. Buharlı makinenin icadındaki yaşananları, kişileri özgeçmişleriyle birlikte anlatmaktadır. Bir nevi bugünkü dünyamıza varırken yaşanan büyük kırılmanın (sanayi devriminin) neler getirdiğini ve bu bilim adamlarının bakış açılarını net bir biçimde anlatır.

Özetle "makineler oldukça insanlar işsiz kalıyor" klişesini yıkan bir bakış açısına sahiptir. İlgisi olan ve mühendislik öğrencisi olan arkadaşların mutlaka okuması gerekir ve hatta bana kalırsa mühendislik birinci sınıf zorunlu türkçe derslerinde öğrencilere okutulmalıdır.

Not: Bu kitabı hemen eklediği için 1000kitap'a çok teşekkür ederim. Hayrullah Örs muhteşem bir çeviri yapmış. Kitabı almak isteyenler yeni basımının mevcut olduğunu zannetmiyorum. Sahaflardan bulmanızı tavsiye ederim.
384 syf.
·Beğendi·9/10
Tarihi okumakla yaşamak ayrı şeylerdir. Okurken öğrenir, yaşarken anlarsınız. İşte bu kitap da Osmanlı' nın son yüzyılını ve içinde olduğu durumu bir gözlemcinin üslubuyla yaşıyorsunuz. Her ne kadar 150 yıl kadar önce yazılmış olsada bugüne varan izleri görüyorsunuz. Mesela o zamanlar İstanbul' da vebanın kol gezdiğini ve özellikle Müslüman tebaa' nın kaderci yaklaşımı son derece ilginç..

Yazarın biyografisi

Adı:
Hayrullah Örs
Unvan:
Eğitimci, Müzeci, Yazar ve Çevirmen
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 1901
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 6 Ekim 1977
Eğitimci, müzeci, yazar ve çevirmendir. 1901 yılında İstanbul’da doğdu. İlköğrenimini Reşit Paşa Okulu’nda tamamladıktan sonra, İstanbul Öğretmen Okulu’na girdi ve 1921 yılında buradan mezun oldu. İstanbul Feyziati Numune Mektebi’nde (1921-1925) ve Şavşat Merkez Mektebi’nde (1925-1926) öğretmenlik yaptı. Eğitim düzeyini yükseltecek kaliteli öğretmenler yetiştirmek üzere Cumhuriyet döneminde açılan ilk yurtdışı öğrenim sınavına girerek kazandı. Almanya’da Köln İş Okulu Semineri, Bonn Pedagoji Akademisi ve İsveç’te Naas August Abrahamson kurumunda el işleri seminerlerine devam ederek yüksek öğrenimini bitirdi (1927-1931).

Türkiye’ye döndükten sonra Gazi Terbiye Enstitüsü el işleri öğretmenliğine atandı (1932). 1935-1939 yılları arasında Milli Eğitim Bakanlığı müfettişliği yaptı. Bu görevi sırasında birçok köy enstitüsünün kuruluşunda da katkısı oldu.
1950 yılında eski Eserler Genel Müdürü olan Hayrullah Örs, 1951-1954 yılları arasında Talim ve Terbiye Kurulu üyeliği, 1954-1957 yılları arasında da İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü görevlerinde bulundu. Daha sonra sırasıyla Tatbiki Güzel Sanatlar Okulu öğretmenliği ve müdürlüğüne, İstanbul Eğitim Enstitüsü öğretmenliğine ve nihayet 1961 yılında Topkapı Sarayı Müzesi Müdürlüğüne atandı. 1 Aralık 1970 tarihinde bu son görevinden yaş haddi nedeniyle emekliye ayrıldı.
İyi Almanca ve Fransızca bilen Hayrullah Örs bu iki dilden Türkçe’ye çok sayıda eser kazandırdı. Türk kültürüne büyük katkılarda bulunan Tercüme Bürosu’nda da kuruluşundan itibaren uzun süre görev alan Hayrullah Örs’ün telif ve çeviri eserlerinden bazıları şunlar: Konfüçyüs, Anabasis, Kırık Testi, Gök ile Yer Arasında, Allahın Güneşi Avrupa Üzerinde, Bir Gecelik Misafir, Felsefe Meseleleri, Kudüs, Hazreti Muhammed, Moltke’nin Türkiye Mektupları, Bilge Nathan, Sanat Tarihinin Temel Kavramları, Şölen ve Sokrates’in Savunması, Tanrılar, Mezarlar ve Bilginler. Hayrullah Örs 6 Ekim 1977 tarihinde İstanbul’da yaşama veda etti.

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 71 okur okudu.
  • 4 okur okuyor.
  • 128 okur okuyacak.
  • 4 okur yarım bıraktı.