Anadolu'nun bu yalın insanları ülkenin has Türkleri idi. Anavatan için ölenler onlardı. İstanbul'daki Osmanlı'nın sahtecileri ise iflas etmiş bir imparatorluğu Avrupalı alacaklıların çıkarları uğruna yönetmeye çalışmaktadır.
"O'nun peşinden gittigi güç, sevginin gücüydü! Istırap çeken dünyada barış ve esenliği yeniden kurmak ve insanlığın yalnız maddi değil, manevi gelişmesini sağlamak isteyenler Atatürk'ün iman verici ve yön göstericiliğinden örnek ve kuvvet alsınlar."
16 Şubat 1916 günü Erzurum'un düşmesi ve müttefiklerin de bunu kabullenmesi sonucu Anadolu'nun doğu bölgesi Ruslara verilir. Bu, ganimetin bölünmesinin ilk başlangıcıydı. Fakat o anda bir Mustafa Kemal ortaya çıkacak ve buna engel olacaktır.
Mustafa Kemal, yeni bir Türk kültürünün temellerini atar. Yeniden Türkleşirken sadece Batılılaşmaya karşıdır. Onun sentezine göre Türk bilinci Batı'dan alınan form ve maddeleri kabul etmeli, fakat ona bağımlı değil yaratıcı olmalıdır, güven içinde kendi geleceğini kendi yaratmalıdır.
Dinciler bir zamanlar fesi inançsızlığın en kötü simgesi kabul etmişti. Şimdi ise onların gözünde aynı fes başka bir yeniliğe karşı çıkmak için dini inancın sancağı oluverir!
Padişahlarla çevrelerindeki saray erkânı sayesinde Türklerin gücü her geçen yüzyıl zayıflatılmış, Mondros ve Sevrlede son bulmuştur. Gazi'nin ve yol arkadaşlarının sayesinde ise Mudanya ve Lozan'da yine dirilip yükselişe geçmiştir. Mondros Antlaşması ve bu antlaşmayı kabullenmiş padişah sayesinde anavatanın bütün yörelerine yayılmış düşmanlar Mudanya'da imzalanan antlaşma sonrasında denize dökülmüş, sınırların ötesine itilmiştir.