Önce şunu söyleyeyim: Herbert Melzig’in Kemal Atatürk kitabı, Batılı bir yazarın elinden çıkmasına rağmen, Atatürk’ü aşağılayıcı bir oryantalist dille değil; hakkını teslim eden bir gözle yazılmış nadir eserlerden. Yani “batılı bir kalemin yazdığı Atatürk biyografisi” dendiğinde çoğu zaman akla gelen ya hamasi bir kahramanlaştırma ya da küçümseyici bir bakış açısı olur. Melzig ise bu ikisinin arasına sıkışmadan, olabildiğince belgeler üzerinden ilerliyor. Kitabın yazarı olan Herbert Melzig bir Alman. Kendisi Atatürk'ün yanında bulunmuş ve dönemin Türkiye'sine üniversitelerde tarih dersleri vermiş bir kişidir. Bu açıdan dolayı yazarın, dışarıdan bir gözle dönemin manzarasını bizlere sunmuş olması büyük bir nimet.
Melzig’in en büyük avantajı, dönemin arşivlerini ve Avrupalı gözlemcilerin raporlarını kullanması. Bu sayede kitabı okurken yalnızca bir biyografi değil, aynı zamanda 20. yüzyıl başındaki uluslararası diplomasinin perde arkasını da görüyoruz. Atatürk’ün askerî dehasını, özellikle Çanakkale’deki rolünü ve Sakarya–Dumlupınar hattındaki stratejilerini aktarırken, yazarın gözünde Türk ordusu ve lideri bir “şark mucizesi” değil, rasyonel planlamanın ve kararlı liderliğin ürünü. Bu, tarihsel doğruluk açısından kıymetli.
Melzig’in kitabında hoşuma giden şeylerden biri, Atatürk’ü yalnızca bir savaş kahramanı değil, aynı zamanda bir uygarlık projesinin mimarı olarak görmesi. Batılı çoğu yazar, Türk modernleşmesini “Batı’ya öykünme” diye küçümser. Oysa Melzig, devrimleri kendi toplumsal bağlamı içinde ele alıyor. Harf inkılabından kadın haklarına, laiklikten hukuk sistemine kadar yapılan dönüşümleri, “Türk milletini çağın dışından çağın içine sokma girişimi” olarak tanımlıyor. Yani Atatürk’ün Türk ulusu için yaptıklarını, Batı’ya yaranma kompleksiyle değil, Türk’ün