Hümeyra Özturan

Hümeyra Özturan

YazarÇevirmen
10.0/10
2 Kişi
·
9
Okunma
·
1
Beğeni
·
361
Gösterim
Adı:
Hümeyra Özturan
Unvan:
Akademisyen
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 1985
1985'te İstanbul'da doğdu. 2002'de Eyüp Anadolu İmam Hatip Lisesi'nden, 2006'da Marmara Üniversitesi İlahiyat Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nden mezun oldu. 2008 yılında, "Küresel Ahlâk Düşüncesi" başlıklı teziyle Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü'nde yüksek lisansını tamamladı. 2008 yılında Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü'nde doktora öğrenimine başladı. 2009 yılında Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'ne araştırma görevlisi olarak atandı. 2010-2011 öğretim yılında bir yıl süreyle ABD'de Yale Üniversitesi Graeco-Arabic Studies Bölümü'nde ziyaretçi öğrenci olarak bulundu. "Aristoteles ve Fârâbî'de Ahlâkın Kaynağı Problemi" başlıklı doktora tezini 2013 yılında tamamladı. Doktora tezi, "Akıl ve Ahlâk: Aristoteles ve Fârâbî'de Ahlâkın Kaynağı" başlığıyla kitap olarak yayınlanarak (Klasik Yayınları) 2014 Akdeniz İlahiyat Araştırmaları Ödülleri'nde mansiyon kazandı. İngilizce, Arapça ve Antik Yunanca bilmektedir. Evli ve bir çocuk annesidir.
Çocukta, kendisinde aklın varlığına işaret edip görülmesi gereken ilk şey utanmadır. [Utanma] , [çocuğun] kötüyü hissettiğini gösterir. Hissetmekle beraber ondan sakınır, uzak durur, kendisinden veya kendisinde [kötülük] zuhür etmesinden korkar. Çocuğa bakıldığında, onun yüzsüzlük yapmadan, gözünü sana dikerek bakmadan yere bakarak utandığı görülür. Bu, onun asaletinin ilk delilidir, onun nefsinin iyi ve kötüyü hissettiğinin göstergesidir. Onun utanması, kendisinden bir kötülüğün zuhür etmesinden korkarak nefsin kendini sınırlamasıdır.

İşte bu, ayırt etme ve akıl ile iyinin tercih edilmesi ve kötüden uzak durulmasmdan başka bir şey değildir. Ve işte bu nefs, te’dîbe hazırdır ve itina göstermeye uygundur, ihmal etmemek, yakınlık ve karıştırma ile onu bozan karşıtlarıyla bırakmamak gerekir. Erdemi kabule hazır olmak bakımından durum bu ise, çocuğun nefsi, henüz bir süret işlenmemiş şekilde saftır. Kendisine ait bir görüşü, onu bir şeyden başka bir şeye meylettiren bir kararı yoktur. Bir süret nakş olunduğunda ve onu kabul ettiğinde, buna uygun olarak yetişir ve onlara alışır.

İbn Miskeveyh
Eylemlerdeki ortayı bilmek, o eylemi çevreleyen durumlar mukayese edildiği ve değerlendirildiği zaman mümkündür.Nasıl bir doktor sağlığa iyi gelecek mütedil miktara karar verirken öncelikle iyileştirmek istediği kişinin bedeninin mizacını, zamanı, insanın mesleğini ve tıbbî müdahalesini yönlendirecek diğer şeylerin bilgisini değerlendiriyorsa, sağlığa iyi gelecek şeyin miktarını bedenin mizacının dayanabileceği ve zamana, ilaca uygun şekilde takdir ediyorsa, biz de eylemlerde orta olanın miktarını takdir etmek istediğimizde, öncelikle eylemin zamanını, eylemin vuku bulacağı mekanı, failini,kime karşı eyleneceğini, nerede, neyle ve ne için ne eyleneceğini değerlendirir, eylemi bunlardan her birine göre takdir ederek eyleriz.

Böylelikle orta olan eyleme isabet ettirmiş oluruz. Eylem, bütün bunların hepsi değerlendirilirse orta olur, bütün bunlar değerlendirilmediğinde daha fazla veya daha eksiktir. Bu şeylerin çokluk, azlık bakmundan ölçüleri daima aynı şekilde olmadığı için, orta eylemlerin ölçüsü de her zaman aynı şekilde olmayacaktır.

Fârâbi
Güzel Ahlâk Ancak Nefsin Arındırılmasıyla Elde Edilir

Daha önce de belirtildiği gibi, nefsin arıtılması, insandaki üç doğal kuvvetin ıslâhıyla gerçekleşir. Sözgelişi fikrin ıslâhı, itikadda hak ile bâtılın, sözde doğru ile yalanın, fiilde çirkin ile güzelin, iyi ile kötünün arasını ayırdedecek kadar bilgi öğrenmek ve eğitim görmekle olur. '

Şehvetin ıslahı, gücü yettiğince cömertlik hasletini kazanacak ve övgüye değer ahlâkî faziletler arasında bir denge kuracak kadar iffet sahibi olmakla mümkündür.

Hamiyet, hilm sıfatım elde edinceye dek yumuşatılmasıyla ıslâh edilir. Bu da nefsi öfke girdabına düşmekten kurtarıp şecaatin kazanılması, nefsin korkudan ve yerilen hırslardan uzaklaştırılması sonucunda tahakkuk eder. Bu üç kuvvetin ıslahıyla nefste adalet ve ihsan hâsıl olur. Bu iyi hasletlerin tamamı, ahlâkî ilkeler (mekârim-i şeriat) mekârim-i şeriat (ahlâkî ilkeler) dediğimiz ilkelerin tümüdür.

Ragıb el-lsfahânî,
Mutlak surette dış ve görünüş güzelliği âzâlardan yalnız birinin güzel olması ile tamamlanmadığı gibi -mesela yalnız göz, kaş güzel fakat burun, ağız ve yanaklar güzel olmazsa insan güzel olmadığı ve güzel demek için bütün âzâların hepsinin güzel olması gerektiği gibi-bâtında da dört köşe vardır. Güzel denmek için bunların hepsinin güzel olması şarttır. Şu dört rükün tenâsüb ve itidalde olur ve hepsi güzel olursa, o zaman ahlâk meydana gelir. Bu dört rükün de ilim, gazap, şehvet kuvvetleri ile bu üç kuvvet arasında itidali koruma kuvvetidir:

İlim Kuvveti: Bunun güzelliği, iyiliği, sözlerde doğruyu ve yalanı, inançlarda hak ile batılı, işlerde güzel ile çirkini kolaylıkla ayırt edebilecek bir hâl almasıdır. İlim sayesinde bu kuvvetlerin elde edilmesinden meydana gelen neticeye de hikmet denir. Nitekim hikmet hakkında Allâhu Teâlâ: “Kendisine hikmet verilen kimseye büyük ve çok hayırlar verilmiştir” diye buyurmuştur.

Gazap Kuvveti: Bunun güzelliği, azalıp çoğalmasının hikmete uygun olmasındadır.

Şehvet Kuvveti: Bu da aynıdır. Bunun da güzellik ve salâhı, hikmetin yani akıl ve şeriatın işaret ettiği gibi olmasındadır.

İtidal Kuvveti: Bu da şehvet ve gazabı, akıl ve şeriatın işaretinin altında zaptetmektir. Akıl, öğüt veren bir müsteşar gibidir. Adil de aldın işaret ettiği şeyi tasdik edip verdiği emri yerine getiren kuvvettir. Gazap da aklın işareti kendisine nüfuz eden bir kuvvettir. Gazap, av köpeğine benzer; o terbiyeye muhtaçtır ki durması ve hareketi verilen işarete uygun olsun da şehvetinin peşinden koşmasın. Şehvet de av peşinde bindiğin ata benzer. Bazısı terbiyeli olur ve istediğin gibi hareket eder, bazısı da başı sert olur, alabildiğine gider.

Şu dört haslet kimde toplanır ve mütedil olursa, bu adam mutlak surette güzel huyludur.Fakat yalnız bir kısmı kendisinden bulunan kimse,bulunan hasletleri bakımından ancak güzel ahlaklı sayılır.

Gazzâlî, İhyâu ulümi’d-dîn
İnsana has mükemmellik iki türdür: Çünkü insanın iki gücü vardır ki birisi: “Bilme” (âlime) , diğeri ise “yapma” (âmile) gücüdür. Bu nedenle [insan] iki gücünden biriyle marifet ve bilgiye; diğeriyle ise işlerin düzen tertibine yönelir. Filozoflar bu iki mükemmellik üzerine metinler kaleme almışlar ve demişlerdir ki: Felsefe iki kısma ayrılır: Teorik kısım (nazarî) ve pratik kısım (amelî).İnsan, pratik ve teorik kısımlarını mükemmelleştirdiğinde, tam bir mutlulukla mutlu olur. İki gücünden ilkiyle yani “bilme” gücüyle elde ettiği mükemmelliğe gelince; bu güçle [kişi] ilimlere yönelir, görüşü doğru, basireti sağlam ve düşüncesi dosdoğru olması bakımından ilimde isabet eder. Böylece inancında hataya düşmez, hakikat karşısında şüphe duymaz. (..) Diğer gücü, yani “yapma” gücüyle elde ettiği ikinci mükemmelliğe gelince; kitabımızda hedeflediğimiz odur. Bu, ahlâkî mükemmelliktir.

Onun başlangıcı kişinin, güçlerini ve kendisine has fiillerini, birbiriyle çekişmeyecek ve barış içinde, seçme gücünü kullanması bakımından bütün fiilleri olması gerektiği gibi düzenli ve tertipli olacak şekilde düzene koymasıdır. [Bu mükemmelliğin] son noktası, Fiil ve güçlerin insanlar arasında düzene konduğu bir toplum yönetimidir (tedbîru'l-medenî). [Öyle ki bu toplum yönetimi] , söz konusu düzeni sağlar ve insanlar, tek bir kişideki gibi ortak mutluluğu elde ederler.

İbn Miskeveyh
Kendi [yapması gereken] hareketi yapan ve kendi [eylemesi gereken] fiilde bulunan her şey güçlenir. Bunu yapmayan ise zayıflar. Çocukluğundan beri kanaat ve iffete alışmış kişinin şehveti de mütedil olur. Çocukluğundan beri nefsine ve nefnin şehvetine engel olmamış, onu dizginlememiş kimse de açgözlü (şereh) olur.Eğitim, şehvânî nefse söz dinleme özelliği kazandırır, öfke gücünü de zayıflatır.

Galen
Ahlâk diye isimlendirdiğimiz bu âdâbı insanların elde etmek hususundaki mertebelerine gelince, onu elde etmeye can atan ve hırslanan kişiler çoktur. Bunu aynıyla müşahede etmekteyiz, bilhassa da çocuklarda. Çocukların ahlâkları, yetişmelerinin daha başından itibaren, reviyye ve düşünme ile gizlenmeksizin ortaya çıkar. Gelişimini ve yetkinleşmesini tamamlamış yetişkin bir adamda ise [gizleme] söz konusudur çünkü o kötü iş yaptığında kendini bilir, türlü hileler ve tabiatını tersi fiiller yaparak onu gizler.

Çocukların ahlâkı ve onların edebi kabule yatkınlıkları yahut ondan hoşlanmamaları, yahut onların bazılarında edepsizliğin bazılarında hayânın tezahür ettiği üzerine düşünürsün. Böylece onlarda cömertlik, cimrilik, merhamet, katılık, kıskançlık ve tersini görürsün. Onların eşit olmayan durumlarından, erdemli ahlâkı kabul etme konusunda insanların mertebelerim' anlarsın Bununla beraber öğrenirsin ki insanlar tek bir mertebede değildirler.

İnsanlar arasında ihmalkâr olanı, geçimli olanı, uysal olanı, kaba olanı, katı olam vardır. İyisi kötüsü ve bu ikisi arasında sayılamayacak kadar çok mertebede bulunanlar vardır.Mizaçları ihmal edip te’dîb ve doğrultmaya da razı olmayınca, her insan tabiatının donanımına göre yetişir ve ömrü boyunca çocukluğundaki hali üzere kalır, tabiatına muvâfık halde bir tabiatta bulunur: Ya öfke ya haz ya alçaklık ya kötülük ya da bunlardan başka yerilen tabiatlardan birinde.

İbn Miskeveyh
Gazabi nefse gelince, onu kontrol edip boyun eğdirmenin yolu, insanın saldırgan kişileri anlamaya çalışmasından geçer. Zira onlar hiddetli ve panik oldukları anlarında öfkenin kendilerine çabuk sirayet ettiği kimselerdir. Ayrıca insan bu kişilerin, hasımlarına karşı yaptıkları küstahlıkları ve kendi hizmetçi ve kölelerine karşı uyguladıkları yaptırımları da göz önünde bulundurmalıdır. Çünkü insan bu kişilerde, seçkin veya sıradan olsun, herkesin tiksindiği çirkin şeyleri müşahede edecektir. Dahası öfkeli anlarında, hizmetçi ve kölesinin suçlu olduğu zamanlarda, eşinin dostunun kusurları olduğunda, bütün söz ve davranışlarında bu saldırgan kişilerde gördüğü çirkin şeyleri hatırlayacaktır. İşte bu şekilde saldırganların çirkin davranışlarını hatırladığımda bununla öfkesinin şiddeti azalacak ve karşısındakilere saldırıp, sövüp sayma niyeti ortadan kalkacaktır. Zira insan bundan tam anlamıyla kaçınamasa bile onu azaltır ve çirkinliğinin son noktasına vardırmamış olur. (.)

Gazabî nefsine boyun eğdirmek isteyen bir kimsenin silah taşımaktan, savaş alanlarında, kötülüklerin olduğu meclislerde ve fitne yerlerinde bulunmaktan, saldırgan kimselerle ilişki kurmaktan ve savaşan kişiler arasına karışmaktan kaçınması gerekir. Çünkü bu tür yerler kalbe katılık ve soğukluk verir, insanın merhamet ve bağışlayıcılığını yok eder. Böylece insanın gazabî nefsi katılaşır. Bu nedenle eğer insan gazabî nefse boyun eğdirmek ve onu teskin etmek istiyorsa ilim ehlinin, ağır başlı, olgun ve fazilet sahibi liderlerin ve az öfkelenen fakat oldukça yumuşak huylu ve ağır başlı olan kişilerin meclislerinde bulunması gerekir.

Ayrıca bu kişinin sarhoşluk verici içkiden sakınması gerekir. Çünkü sarhoşluk, şehvanî nefsten daha çok gazabi nefsi tahrik eder. Bu nedenle kişi, oturup kalktığı kimselerle kolayca kavga etmeye ve onlara hakaret etmeye kalkışır. Onları küçümser ve onurlarını kırar. ( )

Yahyâ b.Adi
İnsan bu çekirdeği ağaca dönüştürebileceği gibi, kendi haline terkedip çürütebilir de.

İnsanın ahlâkî yapısı da tıpkı bunun gibidir. İnsan seciye halinde bulunan karakter yapısını tümden değiştiremez; ancak onu eğitip kontrol altına alabilir. Bu imkân insana verilmiştir. Bununla ilgili yüce Allah şöyle buyurmuştur:

“Nefsini arındıran kesin kurtulmuştur; onu kirletip yitiren de ziyana uğramıştır.” [Şems, 9-10].

Böyle olmasaydı, vaazların, nasihatlerin, va’din, va’îdin, emrin, nehyin yaran hükümsüz kalırdı. O zaman akıl kula: “Niçin yaptın?”, “Niçin terkettin?...” gibi soruların sorulmasını caiz görmezdi. Bazı hayvanlarda bunun mümkün olduğu görülürken insanda ahlâkî yapının değişmesi nasıl imkânsız görülür? Sözgelişi bazen birtakım yabanî hayvanlar eğitim ve alıştırma yoluyla evcil hayvan ; huysuz, hoyrat, azgın hayvan da uysal, esnek bir hayvan haline getirilebiliyor.

Ne var ki, insanların karakter yapıları farklıdır. Kimileri verilen bilgiyi, eğitimi hızlı bir şekilde algılayıp kabul edecek karakterde yaratılmış; kimileri yavaş kabul eder karakterde, kimileri de orta karakterde yaratılmıştır. Ancak bunları hepsi az da olsa verilen şeyi kabul etme konusunda birbirinden ayrılmazlar. Ama herbirisi mutlaka, kendi kapasitesine göre bir kabul yeteneğine ve imkânına sahiptir.

Ahlâkî yapının değiştirilmesinin imkânsız olduğu görüşünde olan kimsenin bile, bu gücün kendisinin varlığını kabul ettiğini görüyorum. Zira bu doğru bir tutumdur. Çünkü böyle olmasaydı insanın çekirdekten elma üretmesi imkânsız olurdu.

Ragıb el Isfahani,ez-Zeria
Evet,(insanların)tabiatları muhteliftir...

Tabiatların ihtilafının da iki sebebi vardır:

1.Fıtrattaki yaratılış kuvveti ve bu kuvvetin varoldukça devamıdır. Zira Şehvet, gazap ve kibir kuvvetleri insanda mevcuttur. Fakat bunlardan en güç şartlar içinde terbiyeyi kabul eden şehvet kuvvetidir. Çünkü bu kuvvetlerden insanda ilk mevcut olanı şehvettir. Zira daha yeni doğan çocukta şehvet var, gazap ve kibir kuvvetleri ise daha sonradır.

2.İkinci sebep, insanoğlu kendisinde bulunan bir huyunu beğenir ve onu iyi zannederek o huyunun isteklerine uygun hareketlerde bulunur ve bunlara devam ederse, o huy kendisinde iyice yerleşir ve onu söküp atmak zor olur, İnsanlar ıslahı kabul hususunda dörde ayrılır:

a.Hak ile bâtılı, güzel ile çirkini ayırt edemeyecek derecede gafil bir insan ki, bütün itikadlar hâli ve yaratıldığı gibi kalmış, şehevi arzuların peşinden gitmemiş, kalbi bir cevher-i sâfî olarak bekliyor (yeni doğan çocuklar gibi). Bu, ancak Öğretici ve mürebbiye muhtaçtır. Kolaylıkla terbiyeyi kabul eder. Çünkü onun boş kalbine ne doldursanız onu ahr.

b.İkincisi, çirkinin çirkinliğini bilir, buna rağmen salih ameller yapmamış, kötülükleri bildiği halde kendisine güzel görünmüş, şehvetleri kendini kapladığı için doğrudan ayrılmış ve şehvetlerinin peşinden gitmiş ve fakat kusurlu olduğunu da kabul etmiştir. Birinciye nispetle bunun ıslahı daha güçtür. Zira bunun vazifeleri çoğalıyor. Önce kalbine yerleşen bu kötülükleri oradan söküp atmak, sonra iyilikleri kalbine yerleştirmek lazımdır. Bununla beraber bu adam ciddiyetle ele alınırsa ıslahı mümkündür.

c.Kötülükleri iyilik tanımış ve onunla perverde olmuş, böylece yetiştirilmiş bir insan, sapıklıklar bunda katmerleştiği için bu adamın ıslahı oldukça zor ve güçtür.

d.Dördüncüsü, doğuşundan beri bu fasid görüşler üzerinde yetişmiş, bunları yapmakla meşgul olmuş, fazileti kötülüklerin çokluğunda, adam öldürmekte sanmış, yaptığı kötülüklerle övünmüş ve kötülüğü nisbetinde şeref sahibi olacağını zannetmiştir. Fazileti rezilette arayan bu gibilerin ıslahı, en zor olanıdır. Bu gibiler hakkında: “İhtiyarın riyazeti zor, kurdun terbiyesi ise azaptır” denmiştir.

Şu dört kısımdan
Birincisi yalnız cahildir.İkincisi hem cahil hem de sapıktır.Üçüncüsü hem cahil hem sapık hem fasıktır.Dördüncüsü,cahil,sapık,fasık ve şerirdir.

İmam el-Gazzali
Yazara henüz inceleme eklenmedi.

Yazarın biyografisi

Adı:
Hümeyra Özturan
Unvan:
Akademisyen
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 1985
1985'te İstanbul'da doğdu. 2002'de Eyüp Anadolu İmam Hatip Lisesi'nden, 2006'da Marmara Üniversitesi İlahiyat Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nden mezun oldu. 2008 yılında, "Küresel Ahlâk Düşüncesi" başlıklı teziyle Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü'nde yüksek lisansını tamamladı. 2008 yılında Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü'nde doktora öğrenimine başladı. 2009 yılında Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'ne araştırma görevlisi olarak atandı. 2010-2011 öğretim yılında bir yıl süreyle ABD'de Yale Üniversitesi Graeco-Arabic Studies Bölümü'nde ziyaretçi öğrenci olarak bulundu. "Aristoteles ve Fârâbî'de Ahlâkın Kaynağı Problemi" başlıklı doktora tezini 2013 yılında tamamladı. Doktora tezi, "Akıl ve Ahlâk: Aristoteles ve Fârâbî'de Ahlâkın Kaynağı" başlığıyla kitap olarak yayınlanarak (Klasik Yayınları) 2014 Akdeniz İlahiyat Araştırmaları Ödülleri'nde mansiyon kazandı. İngilizce, Arapça ve Antik Yunanca bilmektedir. Evli ve bir çocuk annesidir.

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 9 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 34 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.