İbrahim Keleş

İbrahim Keleş

YazarÇevirmenTasarımcı
7.4/10
173 Kişi
·
639
Okunma
·
0
Beğeni
·
28
Gösterim
Adı:
İbrahim Keleş
Unvan:
Profesör, Yazar, Çevirmen
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
113 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Bir apartmandaki bütün dairelerin zillerine basıp sonra başka bir binanın arkasına koşturup ev sahiplerinin gergin halini izleyen muzip bir çocuk Barış Bıçakçı. Eğer tek cümleyle yazarı tarif et deseydiniz böyle bir cümle kurardım.

Kitapla tanışmam İpek Kamuran ‘ın harika incelemesi ile oldu. Eğer öyle sevimli, bir o kadar da dolu incelemesi olmasaydı kitabı başka bir zamanda okuyabilirdim.

İpek, Herkes Herkesle Dostmuş Gibi’den bahsederken “Çarşıdan aldım bir tane, eve geldim bin tane.” diye bir cümle kurmuş. Kitap gerçekten de okurken katman katman açılıyor. İlk başlarda yazarın ne yapmak istediğini anlamasanız da sonradan anlayabiliyorsunuz. Spoiler vermemek için bu konudan çok bahsetmek istemiyorum. Romandaki bulmacayı çözmek okuru, bir kedinin bir yumak ipi çözmesi gibi daha mutlu edecektir.

Yine de bazı şeylerden bahsetmem gerekecek. Romanda pek çok kişinin hayat hikayesi bir arada verilmiş. Ben bazen öykülerin içine girmekte zorlandım. Art arda birçok öykü okurken güçlükler yaşadığım, odaklanamadığım oldu. Ben ki her gün yeni bir film izlememek için art arda üç yüz bölüm Kurtlar Vadisi izlemeyi tercih eden biriyim. Tembelliğime düşkünüm. Yeni karakterleri art arda tanımaktansa aynı karakterlerin maceralarını izlemek bana daha konforlu geliyor. Eğer tembel değilseniz ve saksıyı bolca çalıştırmak istiyorsanız Bıçakçı tam size göre.

Yazarın dilini ve tespitlerini ise Oğuz Atay’a benzettim. O da hayattan sıradan bir ayrıntıyı alıp, küçük bir olaya mercek tutup dahiyane bir tespit yapabilir. Barış Bıçakçı da Oğuz Atay da ironik bir dille bu işi çok iyi yapabiliyorlar. Aynı kumaştan olduklarını sanıyorum. İnce düşünen bir zekaları, saf bir dimağları var. İkisinin çocuk ruhlu olduğunu da söyleyebilirim. Hatta Mina Urgan’dı sanırım Oğuz Atay’ı bir kediye benzetiyordu. Konuşsa bir anda kedi konuştu gibi olacaktı, diyor onu bir yerde izlerken. Aynısı Barış için de geçerli olabilir belki.

Truva filminde şehri ele geçiremeyen askerler, düşmanlarına tahtadan devasa bir at hediye ederler. Gece olduğunda atın içinden onlarca asker bir anda çıkıp şehri ele geçirir. Karakterler açısından öyle bir kitap. Her taraftan birçok karakter fışkırıyor ve sizi ele geçirmeye çalışıyor. Teslim olmayın! :)

İyi okumalar.

Not: Bahsettiğim inceleme: #32403330
112 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10
Kitapçıdan aldım bir tane eve geldim bin tane. Bereketle açılıyor kitabın sayfaları önümde. Neden böyle söylüyorum ? Çünkü öyle hissettiriyor kitap. Barış Bıçakçı yine pişman etmedi beni. İlk sayfalarda anlayamadım tam olarak kurguyu. Kitabın kahramanı kim ? İsimler birbirine karıştı tam oturtamadım. Anlamamaya her insanın farklı bir tepkisi vardır. Ben öfkelenirim genelde. Yinede okudum daha başındaydım çünkü. Ve bu adamın kitapları her zaman insana ilham veren cümlelerle doludur.. Başta anlamamış olmama rağmen bu cümleler yüzünden bırakamadım.

Bir kaç sayfa sonra anladım olayı. Vay be akıllıca dedim :) Söylediklerimle Barış Bıçakçı’nın sırrını ele vermekte istemiyorum aslında. Yani bunu okuyanın kendi çözmesi büyük bir haz veriyor. Kimseyi bundan mahrum bırakmak istemem. Bir bulmaca çözerken ya da karmaşık bir şeyi çözerken duyduğunuz o, aferin bana hissi. Rengarenk bir yaylı oyuncağa benziyor kitap. (Bu yaylı oyuncağın başka ismi var mı bilmiyorum. 90’ların oyuncağıydı. Başka ismini bilen varsa bana da söylesin.)Yani aynı bütün içinde kıvrımlarla devam eden farklı renkler. Ama aynı bütün. Böyle bir kitap beklemediğim için belki de beni bu kadar heyecanlandırdı çözünce.

Birbirini durmadan teğet geçen bir sürü insan. Hepsi kendi hikayelerinin baş kahramanı. Bu kadar kısa bir kitaba bu kadar çok hikaye sığdırmak ustalık olsa gerek. Hemde o hayatları öyle bir yerinden yakalamış ki gözü hiç arkada kalmıyor insanın. En can alıcı noktasından o hayatın özeti sayılacak bir yerden yakalamış. Hepsini. Ve hiç tekrara düşmeden sıkmadan. Bunu yapabilmesi de ayrı bir güzellik.

Kitaba başlıyorsunuz. Kafanız karışıyor. Sonra anlamaya başlıyorsunuz. Çözmeye. Ve bir sürü insanın hayatına bakıp geçiyorsunuz. Ve sonunda başladığınız noktaya ustalıkla geri getiriyor sizi Barış Bıçakçı. Bir geziye çıkarıyor bizi ve aldığı yere geri bırakıyor. Bu kadarını söylememde sakınca yok diye düşünüyorum. Çok daha fazlasını yapabilirdi bu kitapta eminim. Daha çarpıcı okuyucuyu neye uğradığını şaşırtan, afallatan bir kitap olabilirdi. Ama nazikçe göstermiş ustalığını. Daha sonraki kitaplarında böyle çarpıcı olabileceğini düşünmek beni inanılmaz heyecanlandırıyor.

Daha önceki incelemelerde de söylemiştim, Onur Ünlü’ye benzeyen bir kafa yapısı var. Tarzları benziyor. Ama yine de ikisinin verdiği haz ayrı. Bu adamlar absürdü normalleştiriyor. Hiç gözüne batmadan ikna edilmeye gerek duymadan ne yazsalar büyük bir zevkle okuyorsun, izliyorusun. Bu kitabında absürt olaylar olmasa da bu yönünü es geçmek istemedim yazarımızın. Barış Bıçakçı’nın gerçek üstü dünyasını sizde seveceksiniz. Kitapla kalın.
112 syf.
·7/10
Ankara nın sokaklarında adım adım gezip kentin üzerine çöken keşmekeşlikten ruhen yorulmuşum gibi yığılmış vaziyette bitirdim kitabı..

Birer ikişer sayfa onlarca insanın hayatlarının özeti yada bi köşesine şahit olmanın verdiği yorgunluk...

Hoş hayatlar yada hoş anılar değiller o yüzden kekremsi bi mutsuzluk kaplıyor insanın içini.

Öylesine doğru ve olduğu gibi tabiri caizse kısa ve öz cümleler ile hem olay akışını hem duyguyu ancak bu kadar anlatabilirdi bir yazar.

Başta sanki çorba gibi olan birbirine teğet geçen bu kısa öz hayat geçişlerini toplayamıyorsunuz başınız dönüyor ağır geliyor aynı anda o kadar hayata temas etmek..hepsi de gerçek bunların diyorsunuz ve bu gerçekler bazen tiksindiriyor bazen buruyor bazen de kızdırıyor sizi..

Hepimizin ya bizzat yaşadığı yada etrafında şahit olduğu şeyleri bir Ankara turu atarak okuyabilirsiniz.. absürd ve olur olmadık heryerde erkeklerin kadına nasıl baktığı kafasında nasıl hayaller fanteziler kurduğunu olanca açıklığıyla okuduğunuzda çok yerde iğreneceksinizde..

Zor ve basit hayatları farklı gözlerden okumak onları da gerçekliği ile kabul etmek adına gerçekten değişik hissediyor insan kendini.. çok şey eklenebilirdi belki ama herkes kendi baktığı yerden de görüyor aslında birnevi hayatı ve çevresini..

Ulusu anlatıp Hacı bayram a , Hamamönü nü anlatıp Taceddin dergahina, Opera yı anlatıp Karyağdı türbesine, Tunalı yı Kuğuluyu anlatıp Kocatepe'ye Cinnah ve Atakule ye temas etmeyen yazar Ankara nın mabedsiz şehir ünvanını ve o kısmına kendinin de temas etmediğini ifşa ediyor aslında bir nevi..

Ben okuldan bir arkadaşıma (ki Ankara ya sık sık gelip bürokrasi vs ile daha sık karşılaşan Büyükelçilikler meclis vs ile haşırneşir olmaktan başka birşey yapmadan Ankara dan ayrılan) Ankara nın bu yüzünü de göstermiştim. Ruhunun kasvetinin arındığı ve huzur duyduğu bu yüzünü hayretle temaşa etmişti. Ben Ankara yı böyle bilmiyordum diyerek bensiz de gidip o mekanlarda bir gün daha dolaştığını itiraf etmişti.Bu kitap ve Ankara için bunu söylemeden geçemedim açıkçası..

Hayatının bir köşesinde Ankara olanlara daha ilgi çekici gelebilir tabii kitap ama şahsi kanaatim bazı noktalarda kitabın bazı kısımlarının gerçek böyle denilerek edeben edep-iyat a uymadığı yönünde..yinede iç burkan kısımları belki de hayatını hiç merak etmediğimiz sıradan insanların da neler yaşadığını görmek lavaboya kusarken saçlarını içine atarken o tıkanıklığı temizleyen bir garibanı da düşünmek yada bir restoran da o kazanları yıkayan birinin de olduğu ve onunda insan olduğunu bilmek de gerek..hiçbirimiz bu da onun işi diyip bu sığlıkla hiçkimsenin hayatını işini zorlaştırmayı kendimize hak göremeyiz değil mi..
112 syf.
Bu kitap yazarın ilk kitabı. Bu kitabı diğer kitaplardan farklı kılan ise, yazarın bu ilk çıkardığı kitaptaki ,hemen hemen tüm karakterlerin uzun hikayelerini, daha sonra yazdığı tüm kitaplarında ayrı ayrı anlatılıyor olması.
Kitap aslında çok yoğun bir kitap. Neden mi?
Şöyle düşünün, siz bir parkta yürüyüş yapıyorsunuz, sizin bir hikayeniz var kitapta, sonra siz bir adama yanlışlıkla çarpıyorsunuz ve tabii ki onun da bir hikayesi var. Sonra o adam simitçiden bir simit alıyor ve tabii ki o simitçinin de bir hayat hikayesi, söylemek isteyip de söyleyemedikleri var...
Buna benzer, hayatları birbirlerine teğet geçen bir şehir insanın kısa hikayeleri bu kitapta:)
113 syf.
·2 günde
Barış Bıçakçı'nın ilk romanı ve ülkemizde yaşayan insanların hayatında ne varsa aşağı yukarı onlara değinmiş bu kitabında. Bunu da paylaşmanın en kolay yolu bir o kadar da atlaması en zor olabilecek şekilde birden çok karakterlerle bir şekilde onların öykülerine geçiş noktaları oluşturarak; mekan, zaman vb. çakışmalar yartarak, bazen de anılarda yolculukla...
Barış Bıçakçı'nın olayı basit olanı anlatmak. Basit olanı anlatmakta en zor olan şeydir. Okurken basit gelebilir yazmaya kalktığında apışıp kalırsın.
Barış Bıçakçı için usta işi demek çok kolay şimdilerde kanıtlanmış bir kariyeri var, ilk romanı olduğunu unutmadan başarılı olduğunu kabul etmek daha değerli.
113 syf.
Kitapla alakalı ne yazsam nerden başlasam diye düşünüyorum. Kitaba dün başladım, biraz okudum ve gitmeyen oturmayan bişeyler vardı, anlamıyordum. Ama yazar Barış Bıçakçı olunca inat ettim, bugün kaldığım yerden değil de sıfırdan yeni başladım, kitap bittikten sonra kurgusundan dolayı insana yani en azından bana geri zekalı olabilir miyim acaba hissi verdi, o kadar zekice, o kadar güzel yazılmış.

Birbiri ardına ve iç içe geçmiş hikayeleri anlatmış Barış Bıçakçı. Kopuk ama birbirine bağlı öykülerle dolu olan bu kitap aslında tam da hayat gibi. tüm öyküler iç içe aslında ama biz farkında değiliz.

Yazarın ilk kitabı, ama diğer kitaplarındaki karakterlerle burada tekrar karşılaşmak daha bir güzel oldu. Kitabın benim için bir güzel yanı da, kitabın Ankaralı olması. Askerlik yaptığım yerde, bazen tanıdık mekanlara rastlamak gülümsetti. Barış Bıçakçı,dili, akıl dolu cümleleri ile mutlaka okunması gereken bir yazar, bunu da ilk kitabındaki akıl dolu üslup ile kanıtlamış.
140 syf.
·6 günde·4/10
Arka kapak yazısını okuyup Zennişan 'ın hikayesini okuyacağım sandım ama Zennişan 140 sayfalık kitabın içindeki 11 kısa hikâyeden biriymiş sadece. Hikâyelerin hepsi bir kaç sayfalık sonu belli olan hüzün ve dram ön planda tutularak kaleme alınmış muhtemelen de yaşanmış hikayelerden derlenmiş diye düşünüyorum. Vakit geçirmelik, öyle beklerken okunmalık bir kitap. instg: @bir_ailem_bir_de_kitaplarim
113 syf.
·Beğendi·10/10
Baris bicakci yi ilk kez okuyanlara karisik gelebilir kisilerden kisilere gecmesi ama okuyanlar bilir ki , kisiler arasi atlamayi,zaman degistirmeyi ne cok sevdigini. Benim de en sevdigim yani bu zaten. Bu kitapta da o kadar cok kisacik kisacik hayattan kesitler var ki. Yine muthis gozlemler yine muthis anlatim...
112 syf.
·Beğendi·6/10
Çok değişik bir kurgusu var kesinlikle yolda yürüyen bir kişinin düşüncelerini okurken bir bakmışsınız karşıdan gelen bambaşka bir kişinin düşüncelerini okuyorsunuz o derece :)
Ayrıca bir yerde koparsanız toplaması biraz zor oluyor. Ve inanın kolayca anlaşılabilen bir roman değil.

Yazarın biyografisi

Adı:
İbrahim Keleş
Unvan:
Profesör, Yazar, Çevirmen

Yazar istatistikleri

  • 639 okur okudu.
  • 13 okur okuyor.
  • 227 okur okuyacak.
  • 13 okur yarım bıraktı.