İsmail Çetin

İsmail Çetin

Yazar
0.0/10
0 Kişi
·
0
Okunma
·
0
Beğeni
·
9
Gösterim
Adı:
İsmail Çetin
Unvan:
Akademisyen ve ilahiyatçı
1986 yılında Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nden mezun oldu. 1993 yılında aynı üniversitenin Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde "John Locke'da Tanrı ve Tanrı-Alem İlişkisi" adlı tez ile doktorasını tamamladı. Halen Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır.
Evrene ait bilgimizden yola çıkarak Tanrı'nın varlığını kanıtlamayı hedefleyen delillerden biri de "düzen delili", "gaye ve nizam delili" vb. şekillerde de adlandırılan teleolojik delildir. Sahip olduğu bilme yetileriyle çevresindeki varlıklar hakkında bilgi edinebilen, düşünen ve belirli gayelere yönelik
iradii davranışlar gerçekleştiren bir varlık olan insan, yapısı gereği tecrübe alanına giren varlık ve olayları anlamlandırma eğilimimdedir. Öyle ki, insan hayatını, evrende yer alan varlıkların ve ortaya çıkan olayların, hatta bizzat evrenin nasıl ve niçin var oldukları sorularına doyurucu cevaplar arama faaliyetlerinin bir toplamı olarak görmek de mümkündür. Çevresindeki varlık ve olayların araştırılması sırasında insanın sürekli olarak dikkatini çeken bir nokta vardır ki, o da varlıklarda görülen oluş ve bozuluşta ve meydana gelen olayların birbirini izlemesinde fark edilir bir düzenlilik ve kanunluluğun hüküm sürmesidir.
Söz gelimi, zihnimizde var olan yüz dolar fikri, dış dünyada gerçekten var olan yüz dolarla aynı rakamdan oluşmaktadır. Bu nedenle, yüz doların mevcut olduğunu söylediğimizde, yapmış olduğumuz şey, zihnimizdeki yüz dolar fikrini dış dünyaya taşımaktan ibarettir. Yoksa 'yüz dolar vardır' demekle, yüz dolara onun rengi, şekli, içerdiği rakamlar vs. dışında 'var olmak diye yeni bir nitelik yüklemiş olmuyoruz
Descartes ontolojik delili kurmaya var olmanın bir nitelik ya da yüklem (property or predicate) olarak
görülmesi gerektiğini söyleyerek başlamaktadır. Ona göre, herhangi bir şeyi bilmeye çalışırken öncelikle onun var olup olmadığı konusundan hüküm vermemiz, yani sözü edilen şeye var olma ya da var olmamayı bir nitelik olarak yüklememiz
gerekir.
İnsanı Tanrı'nın varlığı konusunda delil aramaya yönelhen sebeplerden bazıları da bizzat insanın yapısıyla, onun sahip olduğu özelliklerle yakından ilgilidir. Antropolojiden öğrendiğimize göre, insanın en temel vasıflarından biri, onun gelişen, gelişmeye açık ve gelişmeyi arzu eden bir varlık olmasıdır. Sahip olduklarıyla yetinen, onları gerek nicelik gerekse nitelik olarak artırmayı ve geliştirmeyi düşünmeyen insanların sayısı yok denecek kadar azdır.
Evrende yer alan varlıkların var olduklarını gördüğümüz gibi, onların varlıklarının belli bir zaman sonra sona erdiğini de her gün tecrübe etmekteyiz. Bu demektir ki, onların varlığı da yokluğu da mümkün olan bir şeydir.
Karşımızda duran varlıkların gerçekliğini reddedemeyeceğinize göre, onların var oluşlarını yokluklarına tercih eden, alan varlık sahnesine çıkaran ve kendi varlığı için başka bir sebebe dayanmayan zorunlu ve yaratıcı bir Varlığın (the
necessary creating Being) var olduğu kabul edilmelidir. Filozofun ünlü eseri Theodicy'de konumuzla ilgili olarak şu satırları görmekteyiz: "Evrende neden hiçliğin değil de birtakım varlıkların mevcut olduğunun bir sebebi olmalıdır. Bu, hiçbir şeyin kendini meydana getirmeye yetecek bir sebep olmadan vücuda gelemeyeceğini ve şeylerin neden başka türlü değil de bize göründükleri şekilde var olduklarının bir sebebi olması
gerektiğini ifade eden büyük ilkenin (yeter-sebep) apaçık gösterdiği bir gerçektir. Burada sözünü ettiğimiz sebep gerçek bir varlık olmalıdır. Çünkü o nihai sebeptir; imkân ve zaruretlerle ilgili hakikatlerin gerçekten var olan bir varlığa dayanmadıkça herhangi bir şeyi meydana getirmeleri mümkün değildir. Bu varlık da insanların genel olarak Tanrı adını verdiği zorunlu varlıktır"
Pozitif ateist Tanrı'nın varlığını reddetmekle kalmıyor, birtakım akli açıklamalarla O'nun yokluğunu kanıtlamaya da çalışıyor. Bu bakımdan, felsefe açısından önemli olan da pozitif ateizmdir. Çünkü pozitif ateist Tanrı'nın var olmadığını kanıtlamaya çalışırken, aynı zamanda, Tanrı'nın varlığı ya yokluğunu hakkında fikri tartışmaların yapılabileceği bir konu olarak görmektedir. Olumsuz bir açıdan da olsa Tanrı'nın varlığı konusunda tartışmalarda bulunan bir insanın üzerinde tartıştığı konu ile ilgili olumlu bir tavra, dolayısıyla da teizme ulaşma potansiyeli her zaman mevcut demektir.
Diğer yandan, Antropoloji bize insanın gelişen ve gelişmeyi seven bir varlık olduğu kadar bir çatışma (zihni planda) varlığı da olduğunu haber vermektedir, Yeryüzünde hiçbir insan yoktur ki, yaşadığı tecrübeler sırasında veya sonrasında, daha önce sahip olduğu bir inancın ya da kanaatin doğruluğu konusunda bir tereddüt ve şüphe yaşamamış olsun. İnsan başından geçen bir olay yüzünden imanında sarsıntı yaşayabileceği gibi, imanına başka insanlardan gelecek itirazlarla da pekâlâ karşılaşabilir. Şu halde, imanda yaşanabilecek şüpheler ve başka insanların itirazları da insanı Tanrı'nın varlığı konusunda delil aramaya sevk eden önemli bir faktör olarak görülmek durumundadır. Çünkü şüphe ortadan kaldırılmadan imanın sürdürülmesi mümkün olmayacak, şüpheyi ortadan kaldırmanın yolu da, kaçınılmaz olarak, onun tehdit ettiği kabulü destekleyen aklî açıklamalardan geçecektir
Var olan her şeyin önce varlık kazanıp sonra da yok olan varlıklardan ibaret olduğunu düşünebilir miyiz? St. Thomas'a göre böyle bir şeyi kabul etmek mümkün değildir. Çünkü, var olan her şey oluş ve bozuluşa tâbi olsaydı, hiçbir şeyin mevcut olmadığı bir zamanla karşı karşıya gelmemiz kaçınılmazdi. Ayrıca, böyle bir durumda herhangi bir şeyin varlık sahnesine çıkması da söz konusu olamazdı. Evrende bir takım varlıkların var olduğunu sürekli olarak izlediğimize ve onlar
kendi varlıklarının nedeni olmayacağına göre, sözü edilen varlıklara varlık veren ve var olduğu halde varlığı asla sona ermeyen, varlığının bir başlangicı ve sonu olmayan zorunlu bir varlığın mevcudiyetini kabul etmek zorundayız ki, o da Tanrı'dır.
Locke'a göre, ezeli bir varlığın var olduğunu ispatlamakmiçin, mutlak yokluğun imkânsızlığı yanında göz önünde bulundurmamız gereken bir diğer nokta da dış dünyayı oluşturan birtakım reel varlıkların var olduğu gerçeğidir. Bize verilmiş olan bilme yetileri sayesinde kendi varlığımızı ve duyulur varlıkların var olduğunu şüphe götürmez bir bilgi ile
bilmekteyiz. Locke'un düşüncesine göre, bu bilgiden yola çıkarak ezeli varlığın zorunlu olarak var olduğunu ortaya koymamız hiç de zor değildir: "Birtakım reel varlıkların var olduğunu ve yokluğun herhangi bir reel varlığı var kılamayacağını bildiğimize göre, ezeli bir varlığın var olduğu açık bir gerçektir. Çünkü ezeli olmayan her şeyin bir başlangıcı vardır, başlangıcı olan her şey de başka bir varlık tarafından ortaya konmuş olmalıdır"
Felsefi çevrelerde Tanrı'nın varlığı ve sıfatları ile ilgilim tartışmalarda kullanılan terimlerin çoğu Yunanca Tanrı anlamina gelen Theos kelimesinden türetilmiştir. Monoteizm, politeizm, panteizm, panenteizm vb. bu terimlere verilebilecek örneklerdendir. Evreni yaratan ve idare eden, sonsuz kudret, sonsuz bilgi, sonsuz irade, sonsuz adalet, merhamet, iyilik vb. gibi sıfatlara sahip bir Tanrı'nın varlığını savunan teizm ile onun karşıtı olan ve başta ilâhi olmak üzere her türlü Tanrı inancına karşı çıkan ateizm de aynı şekilde theos kelimesinden türetilmiş birer felsefi terimdir.
Yazara henüz inceleme eklenmedi.

Yazarın biyografisi

Adı:
İsmail Çetin
Unvan:
Akademisyen ve ilahiyatçı
1986 yılında Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nden mezun oldu. 1993 yılında aynı üniversitenin Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde "John Locke'da Tanrı ve Tanrı-Alem İlişkisi" adlı tez ile doktorasını tamamladı. Halen Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır.