Jean Starobinski

Jean Starobinski

Yazar
8.3/10
3 Kişi
·
6
Okunma
·
1
Beğeni
·
126
Gösterim
Adı:
Jean Starobinski
Unvan:
Yazar
Doğum:
17 Kasım 1920
Baudelaire şöyle söyler: "Bir kadın yüzü genellikle ne kadar melankolikse o kadar kışkırtıcıdır." Baudelaire melankolinin bütün tehlikelerini bilir. Onu baştan çıkaran şey "yoksunluktan ya da umutsuzluktan" ya da "tinsel gereksinimlerden, iç dünyanın karanlıklarına gömülmüş tutkulardan" ileri gelen üzüntü dalga­ları"dır. O dünyada gömülü olanı Freud değil, ancak Baudelaire yorumlayabilir; "hekimlerin isterik, hekimlerden biraz daha iyi düşünenlerinse şeytansı diye niteledikleri ruh hali"nden söz eder. Tam bir anlam karmaşası vardır: Baudelaire "isterisini" "zevk ve korku içinde" "devşirir", ama "her şeyden, sefaletten, hastalıktan ve melankoliden kurtulmak" ister.
Sesime işlemiştir o çığırtkan!
Bu kara zehir bütün kanımdır!
Korkunç aynayım ben
Cadının kendini seyrettiği!

Hem yarayım hem de bıçak!
Tokat benim, yanak da!
Çark benim, çarka gerilmiş beden de!
Kurban benim, cellat da!

Kalbimin vampiriyim!
-Terkedilmiş büyüklerden biri,
Sonsuz gülmeye hükümlü
Artık gülümseyemeyenlerden biri!
Ayna olmak, kendini sadece yansıtan yüzeye indirgemek de­mektir: Ayna haline gelmiş bilinç yansıyışı edilgen tarzda hisseder. Bilinç bakışa yerleşmiş olan biçimlere ve yaratıklara maruz kalmalıdır ki bunları yansıtabilsin. Bilincin sonu gelmez reddi aynı zamanda sonsuz bir kabuldür de: "Cadı" kılığı altında ironi, kendi kendini seyretme gücüne sahip yabancı bir cellattır: Ben-Ayna o durağan ve parlak sağlamlığı içinde donup kalmışken, o "kendi kendini seyreder".
Ben-ayna melankolinin uç noktadaki bir görünümüdür: Kendine ait değildir, kendinden tama­mıyla mahrumdur. Baudelaire kendi üstüne dönen/yansıtıcı edil­genliğin yarattığı umutsuzluğu ifade etmekte yalnız değildir. Leonce ile Lena'da Büchner prensesin ağzından şunu söyler: "Yoksa ben, üzerine eğilen her görüntüyü derin sessizliği içinde yansıtmaya mı mahkumum; savunmasız, zavallı bir su kaynağı gibi miyim?"
Coşkunluk ve düşkünlük: Bu uç durumlardan biri onun aksi olan durumla birlikte olabilirmiş gibi -bu bir tehlike ya da bir şans­tır- iki karşıt ruh durumu aynı mizaçta bulunur. Ressamlar, gravürcüler, heykeltıraşlar kısır üzüntüyü üretken tefekkürden, boşluğun yarattığı çarpıntıyı bilginin verdiği doluluktan ayırmayı sağlayacak bazı kesin ipuçlarının kimi kez eksik kaldığı imgeler sunmuşlardır. Esinli ağırbaşlılık, düşünceli deha çoğunlukla bu durumların ortalarında yer alır: Bu kişilikleri yaratan sanatçı o kişilerin ölüm duygusuna ve ölümsüz düşüncelere saplanıp kaldıklarını bilmemizi ister. Görsel sanatlarda, başı eğilmiş, kimi kez başını eline dayamış duruşun kazanabileceği anlam belirsizliği buradan kaynaklanır. Bu duruş bedenin ağırlığınca varolduğunu ama zihnin orada olmadığını anlatır -zihin orada değildir, nerededir peki? Dönüşü olmayan sürgünde mi? Yoksa "gerçek vatan"da mı?
Demek ki tabiat kendisini seyreden kişiye sanatın başarılarının önceden algılanması olanağını sunduğu vakit, gezip dolaşmaya, keşfetmeye, şeylerin alışılmadık bir görünümü karşısında duyulan şaşkınlığa, tabiatın değişkenliği ya da ilginçliği karşısında duyulan heyacan bağlıdır manzara denen tür. Bakışı cezbeden şey, resimlenmeye değer olandır yani nesneyi kaplayıp resim haline gelmeyi talep eden o bir nevi çekiciliktir.
Tarihin her anında, ressamlar, mimarlar, heykelciler vb., büyük örnekleri kabul ya da inkar ederek sanatlarının geleceğini tayin ederler. Biçimlerin evrimi ve toplumun gelişmeleri her an birbirini koşullandırır; hem de önceden tahmin edilemez biçimde, zira tesadüf, derin sebeplerin oyununu bozar. Böylelikle kimi olanaklar çiçek verirken kimileri de solar gider. Hepsi zamanın terazilerinde tartılır, sonra da ya reddedilir ya benimsenir.
"İçimde saplı duran ince uçlu bütün iğneler
birer birer sökülerek, yerlerini
paslanmış çivilere devredip,
sukunetle uzaklaşıp gittiler!"
Her şeylerini Devrim’e borçlu olan bu burjuvaların gözünde, Devrim kötülüğün dünyaya sızdığı gedikti.
İkonolojik gelenekte melankoli kimi kez aynayla ve aynada yansıyan görüntüye yönelmiş bakışlarla ilişkilendirilir. Ayna şıklığın kaçınılmaz gereci ya da hakikatin simgesi olabilir; ama özellikle melankolik kişinin baktığı aynanın da en az bunlar kadar yerinde bir kullanımı olduğunu söyleyebiliriz. Bu çok farklı anlamlar kavrama olan merakı arttırır. Hakikatin aynasında şıklık yararsız bir iştir, suya yazılmış yazıdır. Üstelik aynadan yansıyan iğretiliğin, derinlik yokluğunun ve ele gelmez Boşluk'un yarattığı melankoliden daha "derin" bir başka melankoli yoktur.
Yazara henüz inceleme eklenmedi.

Yazarın biyografisi

Adı:
Jean Starobinski
Unvan:
Yazar
Doğum:
17 Kasım 1920

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 6 okur okudu.
  • 19 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.