Lars Svendsen

Lars Svendsen

Yazar
7.9/10
92 Kişi
·
256
Okunma
·
29
Beğeni
·
932
Gösterim
Adı:
Lars Svendsen
Tam adı:
Lars Fredrik Händler Svendsen
Unvan:
Norveçli Akademisyen, Filozof, Yazar.
Doğum:
Norveç, 16 Eylül 1970
Lars Fredrik Händler Svendsen (16 Eylül 1970 doğumlu) Norveçli bir filozof.

Norveç Bergen Üniversitesi Felsefe Bölümü'nde profesördür. A Philosophy of Boredom (2005), Fashion: a Philosophy (2006), A Philosophy of Fear (2008) ve Work (2008) gibi çeşitli kitapların yazarıdır. Kitapları 22 dile tercüme edilmiştir.
"Gidip kendi kendime duvara karşı bağırıp çağıracağım
Çünkü hiçbir şey hissetmemektense kötü hissetmeyi yeğlerim."
Lars Svendsen
Sayfa 101 - Redingot Yayınları
E.M. Ciroan şöyle yazar: "Neyin iyi neyin kötü olduğunu gitgide daha az ayırt edebiliyorum. Diyelim ikisi arasında herhangi bir ayırım yapmadığım bir noktaya ulaştım bir gün - ne büyük bir adım! Ama nereye doğru?" Nereye olabilir ki, felakete doğru.
Kötülük bir töz, bir şey değil, daha ziyade şeylerin, olayların ve ya eylemlerin ayırt edici bir niteliğidir. Kötülük ne kesin, iyi tanımlanmış bir şeydir, ne de değişmez bir öze sahiptir. Kötülük, eylemleri ve acıları tanımlamak üzere kullandlğımız geniş bir kavramdır.
Emmanuel Levinas, kötülüğü, dünyayla bütünleştirilemeyen, dünyayı bir bütün olarak kavramayı denediğimizde buna oturmayan, daima dışarıda kalan bir şey olarak, yani radikal Başka olarak tarif eder.
Güvensizlik gerçek bir dost olmadığınızı gösterir ve gerçek bir dost değilseniz, yüz üstü bırakılmayı hak ediyorsunuzdur. Başkalarına duyduğumuz güvensizlik onların bizi aldatmasına haklılık kazandırır.
216 syf.
·9 günde·9/10
Norveç Bergen Üniversitesi Profesörü Svendsen, “Yalnızlık hakkında bildiğimi düşündüğüm neredeyse her şey yanlış çıktı.” diyerek başlıyor sözlerine. Kitabın arkasındaki 24 sayfalık kaynakça şahit ki boş atıp dolu tutmamış, çok ciddi bir araştırma ve emek var yazdığı her bir cümleden önce. Konuların 8 farklı bölümde ele alınması kitabın daha akıcı ve anlaşılır hale gelmesini sağlamış. Bölümler hem birbirleriyle bağlantılı hem de bağlantısız. Yalnızlık üzerine söylenmiş vurucu ve düşünmeye sevk eden alıntı sayısı hiç de az değil. Bilimsel verilerin, anket çalışmalarının vs. arasına tatlı tatlı serpiştirilmiş. Nokta atışı tespitlerle dolu, aceleye getirmeden, geniş bir zamanda mutlaka okunması gereken felsefik ve psikolojik kitaplardan biri.
216 syf.
Kitabı kaynakçasına bakarak okumaya başladım. O kadar zengin bir kaynakça kesinlikle güzel bir kitabı oluşturmuş olmalıydı. (-ki öyle de oldu.) Felsefi ve akademik bir dilin yanında iyi bir edebi söylem ve bol bol psikolojik, sosyolojik kuramlar ışığında yalnızlığın irdelendiği dolu dolu bir kitap olmuş.

Kuramlara girip incelemeyi akademik bir dile boğmak niyetinde değilim. Bilimsel araştırmalar ''yalnızlık erken ölümü getiriyor.'' derken, yalnızlık konusunda Schopenhauer, ''Zeki bir insan yalnızlıkta, düşünceleri ve hayal gücüyle mükemmel bir eğlenceye sahiptir.'' der ve ekler; ''Kalbin gerçek, derin barışı ve tüm ruhun huzuru sadece yalnızlıkta bulunur.''

Kitap da bizlere bu iki zıt görüşün girdabına sokuyor resmen. O girdaba dalınca ulaştığınız kişi Nietzsche olacak. Çünkü Nietzsche, ''Kimine göre yalnızlık, hasta kişinin kaçışıdır; kimine göre de, hasta kişilerden kaçıştır.'' diyerek kaynakça zengini bu kitabın özetini tek cümleyle yapmış oluyor.

Hatırladıklarım arasında Tesla, Cioran, Freud, Bukowski, Kafka gibi isimler bu konuda hemfikir isimler.

Öyleyse kitabın duruşuyla paralel olarak şunu sormalı;
Karakteriniz yalnızlığa meyilli olduğu için mi yalnız hissediyoruz yoksa hep yalnız olduğumuz için mi karakteriniz böyle?

Nietzsche sevgi nöbetlerinden de koru kendini diyor ama yine de düşünmeli bunun üzerine...
192 syf.
felsefi yönünden çok empati yönü oldukça baskın olan güzel kitap.

sizi hayvanların, durmayan metropol yaşamı içinde düştükleri bambaşka bir yalnızlığın içine çekip düşünmenizi sağlıyor.

bir kedisiniz ve yakınınızdaki en ufak seste tetikte olmalı ve ani kaçışlar için hazır bulunmak zorundasınız. kaçmak, saklanmak temel savunma refleksiniz. insan olarak ne kadar kaçıyorsunuz ya da kaçabiliyorsunuz? bir de onların gözünde süper güç olduğunuz için hayvanlarda ki etkiyi düşünün.

bir köpeksiniz ve kedi kadar atik de değilsiniz. cüsseniz ortalık bir yerde kıvrılıp uyumaya da uygun değil kedi gibi. havlamanız, kaldırımda yürüyor olmanız insan adındaki iri yaratıkları rahatsız ediyor. ve bir hoşt sesi... ve bir tekme... ve araba altında kalmadan bitirilen bir gün daha.

bir insan olarak her gün işe giderken yolda tekme yeyip, hoşt sesleri arasında ne kadar yaşayabilirsiniz?

asla değil mi?
ben de öyle düşünmüştüm.
216 syf.
Yalnızlığı kültürel, psikolojik, felsefik ve daha birçok alanda irdeliyor. Yalnızlığı toplumsal ve bireysel boyutlarıyla ele alırken yalnızlık kelimesinin farklı anlamlarına da odaklanıyor: Terkedilmek, yalnız bırakılmak, bir başına olmak, yalnızlığı tercih etmek gibi. İnsan sayısı kadar yalnızlık çeşidi olduğundan bu sebeple bir ölçü belirleyip oradan yürüyerek bir sonuca varmanın zor olduğunu belirtiyor. Bir kavram ancak bu kadar ayrıntılı incelenebilir ve bu kadar doyurucu olabilirdi.

"Yalnızlık kaçınılmaz olarak zaman zaman tokat gibi çarpacaktır. Bu sorumluluğunu almanız gereken bir yalnızlıktır. Çünkü her şeye rağmen, bu sizin yalnızlığınız."

Arthur Schopenhauer, insanın ancak münzevi olduğu ölçüde kendisi olabileceğini ve özgürleşebileceğini ileri sürer.

"Yalnızlıkta, insan kendisiyle bir başınadır, oysa tek başınalıkta kendisiyle birliktedir."
216 syf.
·Beğendi·5/10
Şöyleki kitap filozof yazarımızın yalnızlık üzerine yapılan araştırmaları derlemesinden oluşuyor. Yalnızlık ve bir başınalık kavramlarını ayıran yazarımız yalnızlığa farklı açılardan yaklaşıp sebepler, sonuçlar ve yalnızlıkla ilgili tercihler üzerine duruyor. Ayrıca bazı çarpıcı araştırmalarının sonucuna yer verirken bazı durumların -örneğin internette çok takılan insanların sosyal etkileşimle ilgili durumları gibi-hiçte saldığımız gibi olmadığını ortaya koyuyor.
216 syf.
Kimi okur "yalnızlık" ve "tek başınalık" durumlarının birbirinden ayrılmasını anlamsız bir yaklaşım olarak görse de, yazarın bu tutumuna katılan kitleye dahil olduğumu söylemek isterim.

Kalabalığızdır; ancak sahip olduğumuz yaralar iyileşmiş(!?) , kopan kabuklar bizi saran boşlukta asılı kalmışlardır. dünyaya baktığınız pencereye asılmış kirli bir perde misali. Edilen sohbetlerin, yüzlerdeki mimiklerin, sosyal medyada paylaşılanların,yorumların iç dünyamızda sürekli irdelendiği, her eylemde pislik (teşbihte hata olmaz) aradığımız bir süreçtir içinde boğulduğumuz. Gerçi boğulduğumuzu sanıyor olmamız da çok mümkündür insanın fikirlere saplanabilen doğası düşünüldüğünde. O yara izlerinin ise unutulmuş/bilinçdışına atılmış/taze iyileşmiş olma durumu kişiye hastır. özetle Svendsen yalnızlığı, deneyimlerimiz sonucu deneyimlediğimiz rahatsızlık veren bir durum olarak tanımlamaya çalışmış.


Bu tanımdan ayrılan diğer yarıya odaklanınca, "tek başınalığa", durumun rahatsızlık veren bir histen oldukça uzak, alınmış bir karar olduğunu görüyoruz. Pek tabi , alınan tek başınalık kararı, yanımıza üç nesne alıp ıssız adaya taşınmak gibi bir soyutlanış değil. tam tersi, kişinin kendi dinginliğinde hayatı anlama kavuşturabilmek,içselleştirmek için sosyal iletişime zaman zaman, belki de sık sık, verdiği molalar.. yalnızlık girdabının yarattığı etkinin aksine bu molalardan çıkan sonuç, hayatı olumlamak, ve uyum oluyor tabi ki.

Svendsen'in bu tanımsal ayrım için kendine tanıklık etsin diye çağırdığı 'bilirkişilere' değinip burada kalabalık yaratmak yersiz diye düşünüyorum. Kitabın ilk yarısının bende yarattığı izlenim ile bu incelemeyi(ki haddime değil) yazdığımı itiraf edeyim. ikinci bir itiraf ise kitabı okuyup, alıntı kaynaklarına göz atarken, zihnimin içinde yazarın söyledikleri ile şahsi deneyimlerim karışmış, bu yüzden söylemek isteneni değil de canımın istediğini anlamış da olabilirim :)

Düzeltme/ekleme : Kitabın son bölümünde Svendsen, insanların insanlara ihtiyaç duyduğunu, ve diğer tarafa geçip bakınca ihtiyaç duyulmak istediğini belirtir. Ve yalnızlık hissiyatının bu durumun eksikliğinden doğacağına bağlar sözü. Yazarın tanımlamasından gelen 'yalnızlığın', ihtiyaç durumuna değil kişiler arası etkileşimle ufacık bile olsa fark yaratmak ile bu farkı yaratabildiğini fark edebilmek eyleminin eksikliğine bağlamak gerektiğini düşünüyorum. Ki bu farkındalık, düşünsel olgunluk ile gelen bir beceri : artı değer katmak ve bilincinde olmak.

Okumaya karar verenlere, keyifli okumalar diliyorum..
192 syf.
Svendsen, bizlere korkunun egemen olduğu çağımızda, bu duygu üzerine sıkı bir tartışma sunuyor. Korkunun cazip gelen, estetik açıdan değerlendirilebilecek yanları olduğunu da edebiyat metinleri ve filmler üzerinden de hatırlatıyor. Ayrıca ütopik, korkunun olmadığı bir dünya hayalinin çok sıkıcı olabileceğine de dikkat çekiyor. “Korkuya sebep olan deneyimlere defalarca maruz kalınca, kişi sanki organizmanın korku duyma yetisini geliştiriyormuşçasına ilgili organlar (amigdal) gerçekten büyür. Bu da nihayetinde kronik olarak korku ya da kaygı halinde bir bünyeyle sonuçlanır.” diyerek kronik stres ve kaygı duymamızın sebebini de detaylarıyla açıklıyor.

Sanırım bizim korkularımızın hayvanların yaşadığı korkudan farklı kılan en önemli şey; bizim korkularımızın %90nı ‘ihtimaller ve senaryolar’ üzerine düşünerek tamamen gerçek dışı olayları zihinlerimizde yaratarak kaygı ve endişe duymamızdan kaynaklanıyor. Endişelenmek için son derece haklı sebeplerimiz olduğunu düşündüğümüz ama içinde bulunduğumuz AN’da olması mümkün olmayan senaryoları zihnimizde yaşatarak bedenimizin sanki her şey o an oluyormuş gibi tepki vermesine sebep oluyoruz. Beden, olayları gerçekten yaşıyor muyuz yoksa zihnimizde mi canlandırıyoruz ayırt edemiyor. Limonu düşündüğümüzde ağzımızın sulanması ya da tahtaya tırnağımız sürttüğünde çıkan sesi düşündüğümüzde içimizin bi garip olması gibi, ya da korku filmi seyrederken sanki her şey içinde bulunduğumuz anda olmaktaymış gibi korkarız. O an olmayan korkunç senaryoları düşünürken de bedenimiz sanki her şey o an oluyormuş gibi tepki veriyor. Kendimize yaptığımız zihinsel işkence sonucu biriken bu duygusal baskı hastalıklara da zemin hazırlayan en önemli sebep. Okuması keyifli, gayet akıcı, içinde ipuçları da barındıran güzel bir kitap.
216 syf.
·5 günde·7/10
Hayatımız boyunca bir kere de olsa''Yanlız'' mı yoksa ''Yalnız'' mı diye şüpheye düştüğümüz ''Yalnış ''mı yoksa ''Yanlış'' mı yazdık diye düşündüğümüz,bazen tek başınayken hissettiğimiz bazen de herkesin içinde bile yalnızız diye düşündüğümüz bu duyguyu Norveç'li felsefeci ,Norveç'te yapılan çalışmalarından,şarkılardan,filmlerden örnekler vererek örnekler vererek Yalnızlığın Senfonisi'ni gösteriyor bize.Hevesle başlayıp,sıkılarak bitirdiğim bir kitap,yapılan araştırmaları sayfa altı açıklamalarla desteklemiş yazar
https://www.youtube.com/watch?v=2AANqNskGog
216 syf.
·30 günde·Beğendi·10/10
Henüz 65. sayfasındayım ama okuduğum en iyi kitap diyebilirim. Daha yüksek puan verebilsem verirdim. Belki de yalnızlık hissime ilaç gibi geldiği içindir. Okuduğum her satırı çizmekten yoruldum. Fakat bu kitabın herkese hitap ettiğini düşünüyorum herkes hayatında yalnızlık hissini mutlaka tatmıştır. Kitabın her bir satırını ezberlemek istiyorum. Yalnız insanı o kadar güzel çözümlüyor ki nasıl düşündüğünü, ne hissettiğini, nerde ne yaptığını ve ne yapması gerektiğini ve tabii kimlerin yalnız olduğunu anlatıyor. Toplumlarda “tek başınalık” ve “yalnızlık” kavramlarının ayrımının yapılamadığından ve bunların aslında çok farklı şeyler olduğundan da bahşediyor. Özetle okuduğum en iyi kitap diyebilirim. Şu an zirveye yerleşti ve yazarın diğer kitaplarını da en kısa sürede okuyacağım. Buraya kadar okuduysanız mutlaka tavsiye edeceğimi de anlamışsınızdır.

Yazarın biyografisi

Adı:
Lars Svendsen
Tam adı:
Lars Fredrik Händler Svendsen
Unvan:
Norveçli Akademisyen, Filozof, Yazar.
Doğum:
Norveç, 16 Eylül 1970
Lars Fredrik Händler Svendsen (16 Eylül 1970 doğumlu) Norveçli bir filozof.

Norveç Bergen Üniversitesi Felsefe Bölümü'nde profesördür. A Philosophy of Boredom (2005), Fashion: a Philosophy (2006), A Philosophy of Fear (2008) ve Work (2008) gibi çeşitli kitapların yazarıdır. Kitapları 22 dile tercüme edilmiştir.

Yazar istatistikleri

  • 29 okur beğendi.
  • 256 okur okudu.
  • 23 okur okuyor.
  • 447 okur okuyacak.
  • 12 okur yarım bıraktı.