Mark Twain

İnsan Nedir? yazarı
Yazar
8.2/10
8,3bin Kişi
51,1bin
Okunma
2.579
Beğeni
87,7bin
Görüntülenme

Mark Twain Videoları

Mark Twain videolarını ve video incelemelerini 1000Kitap'ta bulabilirsiniz.
Vicdan bir gece meselesidir
İyi arkadaşlar ,iyi kitaplar ve başını yastığa koyunca uyuyabilen bir vicdan işte ideal hayat..! Pozitif Dergisi - Sayı 53 (2024/03) Mark Twain
Bir Meyvenin Peşinde Kaybolan Dünya..
İnsanın ilk sınavı olarak anlatılan o an… Adem ve Havva’nın cennette karşılaştığı “yasak meyve”, aslında tek bir meyveden çok daha fazlasıdır. Tevrat’ta meyvenin adı geçmez; elma sonradan sembolleşir. Çünkü Latince “malus” hem elma hem de kötülük anlamına gelir. Bu yüzden elma, insanın ilk yanılgısının görsel sembolüne dönüşür. Hikâyenin temeli şudur: Cennette her şey serbesttir, ancak tek bir ağaçtan meyve yemek yasaktır. Bu yasak, bir cezadan çok, insanın özgür iradesini sınayan bir işarettir. İblis/Havva'nın zihnine şüpheyi fısıldar: “Bu meyveyi yerseniz gözleriniz açılacak, iyiyi ve kötüyü bileceksiniz." Mark Twain’in Üslubuyla: Cennetteki o koca sessizliğin içinde, Adem yine uzaklara bakıyordu. Havva onun yanına yaklaşıp usulca konuştu: “Ben sadece merak ettim,” dedi, “çünkü merak edilmemiş bir şeyin güzelliği hep eksik kalır.” Adem iç çekti: “Bu kadar küçük bir meyvenin bizi bu kadar büyük bir hikâyeye sürükleyeceğini bilseydim… belki yine yer miydim bilmiyorum.” Havva gülümsedi, Twain’in o ince dokunuşuna yakışır bir sükûnetle: “Adem, biz o meyveyi değil, birbirimizi seçtik. O meyve sadece bahaneydi. Bana öyle bakma; ben seni suçlamıyorum. Sadece… dünya böyle başladı diye biraz şaşkınım.” Adem, günlüğüne şu notu düştü: “Havva tuhaf bir yaratık. Ama itiraf etmeliyim, o olmadan bu cennet çok sessiz kalırdı. Belki de meyve, sadece onun varlığını daha iyi duyabilmem için bir sebep.” *Belki de hiç birbirimize ait değildik.. Belki kader denilen şey, iki yarımın buluşması değil; aynı yanlışı aynı anda yapacak kadar meraklı iki insanın aynı hikâyeye düşmesiydi. Düşünsene… Bir meyveye dokunduk diye dünya diye bir sahne açıldı üzerimize. Oyun bizden büyüktü, biz ise oyuna çocuk kadar hazırlıksız. İnsanlığın bütün ağırlığını o küçücük ısırığın üzerine yığdılar sonra. Sanki hırsımızın, merakımızın, korkularımızın, sevmek bilmeden sevme çabamızın suçlusu o meyveymiş gibi. Oysa mesele meyve değildi. Mesele, bilmek ile korunmak arasındaki o ince çizgiydi. Sen saklanmayı seçtin, ben öğrenmeyi. Ve ikimiz de bunun bedelini ödedik. Soruyorum şimdi: Gerçekten de bütün bu acının kaynağı o meyve miydi?Yoksa insan denen varlığın kendi içindeki karanlığı göremeye tahammülü mü? Biz birbirimize mecbur muyduk? Yoksa sadece aynı bilinmezin içine aynı anda düşen iki yabancı mıydık? Belki de insanın çektiği sancı, kaybedilmiş bir cennetten değil, hiç anlayamadığı bir kendinden doğuyordur. Belki suç ne sende, ne bende, ne de o dalda sallanan meyvede... Adem'le Havva'nın Güncesi ve Seçme Öyküler
Reklam