Merhaba sevgili Opiaalar okuyucuları ve anıların izini süren güzel insanlar,
Bugün sizlerle, hem Türk dansının hem de müziğinin güçlü bir temsilcisi olan Nesrin Topkapı’nın, kendi kaleminden dökülen otobiyografisine birlikte göz atmak istiyorum.
1951 yılında dünyaya gelen ve henüz çocuk yaşlarda sahne tozunu yutmaya başlayan Topkapı, yalnızca bir dansçı değil; aynı zamanda bir dönemin ruhunu beden diliyle anlatan eşsiz bir sanatçıdır. Kitabında, kendisini şekillendiren çocukluk yıllarından sahnenin büyüsüne kapıldığı ilk ana; dönemin sanat ve toplum yapısından yaşadığı zorluklara kadar birçok konuya içtenlikle değiniyor.
Sanatçı, bir ailenin biricik kızı olarak çocukluğunu kulislerde geçirmiş; daha küçük yaşta sahneyle tanışmış ve oradan dünyaya açılmıştır. En büyük gayesi daima kendini geliştirmek olan Nesrin Hanım, sanat yolculuğu boyunca edep ve iş ahlakını hiçbir zaman elden bırakmamış, renkli dünyanın en ulaşılmaz ve saygı duyulan isimlerinden biri olmuştur.
Otobiyografisinde, sanat yıllarının gelişim sürecinde eğlence sektörünün dönüşümünü, matine kültürünü, bizim kuşağımıza dahi ismiyle nam salmış Taksim gazinolarını, plakçıları, radyoları ve dansın arka planındaki görünmeyen emekçileri tüm samimiyetiyle anlatıyor.
O dönemden günümüze adını ve şöhretini koruyan Maksim Gazinosu’ndan, oradaki şöhret geçitlerinden geçip bizlerin kalbinde taht kuran Zeki Müren, güçlü sesiyle Müzeyyen Senar, Tanju Okan, Öztürk Serengil gibi kıymetli sanatçılarla olan anılarını paylaşarak, bir döneme ışık tutmamıza vesile oluyor.
Dansı asla bırakmayan Nesrin Hanım’ın kariyeri zamanla hocalığa dönüşmüş; sanat hayatının büyük bir bölümünü ise yurt dışında geçirmiştir. İsmini ve sanatını tüm dünyaya kabul ettiren bu değerli sanatçımız, televizyona çıkan ilk oryantal olarak da bir ilke