Nil Bosna

Nil Bosna

Çevirmen
8.0/10
648 Kişi
·
1.874
Okunma
·
0
Beğeni
·
308
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
496 syf.
·53 günde·Beğendi·10/10
️ Duygusal ve bir o kadar da etkileyici bir kitapdı. Okuduğuma deydi. İki kardeş arasında yaşanan günlük şeyler İrvin ' in hastalığı ile farklılıklar gösterir ve Harriet ilgisiz kalınca kendi başına para biriktirip evden kaçmak ister gördüğü manzara karşında evden uzaklaşır ve düşüp ölür. İrvin kendini Harriet
Ne olduğunu araştırken organlarının bağislandığı öğrenir . Nakil olan kişiyi aramaya başlar . Devamı için okumanızı tavsiye ederim kitapla kalın.
400 syf.
·1 günde·10/10
Kitap bir efsaneydi. Çok duygulandım okurken. Hayatı dolu dolu yaşamamız gerektiğini bir kere daha çok güzel bir şekilde anlattı kitap bana..
Konusuna gelince; Bir ALS hastasının tüm her şeye rağmen nasıl hayata sımsıkı sarıldığını anlatıyor kitap bize. En önemlisi hayatın ertelenecek kadar yeterli olmadığını bizlere gösteriyor. Tüm kaslarımı rehin almadan istediklerimin ve en kötüsü ertelediklerimin hepsini yapma ya çalışmalıyım diyerek tüm hastalara moral oluyor.
Güzel ve duygusal bir kitaptı.
360 syf.
·6 günde·5/10
Debbie Macomber’ın klasik kurgusu ve tahmin edilebilir olay dizini. İlk üç kitabından sonra kendini tekrar ettiğini düşünüyorum, Debbie Macomber Elveda Geçmiş

Epsilon yayınlarından çıkan kitapta çok fazla yazım ve kural hatası vardı.
244 syf.
·13 günde·Beğendi·Puan vermedi
Böyle başlangıçlar beni yaralıyor: "Bill öldü." Yıllar önce Albert Camus-Yabancı kitabı da böyle yaralamıştı girişiyle. Savaş şartlarının getirdikleri ve daha çok götürdükleri anlatılıyor, gerçekçi ve üzücü bir kitaptı. Ama savaşı iliklerime kadar hissettim diyemem. Duygu aktarımı mı yetersizdi, çeviri mi yetersizdi yoksa istemsiz bu tarz okuduğum kitaplarla mı karşılaştırdım bilmiyorum. Anlatılan hikaye çok daha etkileyici ve çarpıcı hale getirilebilirdi diye düşündüm okurken, duygular arka planda kalmış gibiydi. Şaşırtan yerler de vardı elbette ama akıcı denebilecek bir kitapta biraz daha heyecanlanmak istedim sanırım. Yine de güzeldi, üzdü azıcık.
368 syf.
·2 günde·5/10
Uzun zamandır güzel bir tarihi aşk kitabı okumamıştım. Bu türde çok sevilen fakat benim okumadığım bir yazar ararken Julia Quinn'e denk geldim. Kitaplarına bakarken de Cennet Gibi çok ilgimi çekti. Zira arka kapak yazısı çok eğlenceli bir tarihi aşk kitabı okuyacağıma dair vaatler içeriyordu. Kitap hakkında olumsuz tek bir yoruma da denk gelmeyince, hevesle okumaya başladım.

Kitabı başlarda çok sevdim. Eğlenerek, gülerek kitabı okuyordum ve seveceğimden emindim. Konusu güzeldi, karakterleri -özellike Marcus- tarihi aşk kitaplarının bilindik klişe tiplerinden çok uzaktı. Sadece bu kitapla, Julia Quinn'i, favori tarihi aşk kitabı yazarlarımın arasına koyabilirdim. Ama, ama işte...

Karakterlerin atışmalarını okumak güzeldi fakat işin içine aşk girince kitaba olan beğenim yavaş yavaş azalmaya başladı. Halbuki bu ikilinin âşık hâllerini okumak için sabırsızlanıyordum. Gel gelelim yazar mevzu aşka gelince her şeyi o kadar aceleye getirdi ki baştan savma bir kitap okuyormuş gibi hissetmekten kendimi alamadım.

Keşke kitap daha uzun olsaydı da yazar konuyu aceleye getirmeseydi. Her şey o kadar pat pat oldu ki bir noktada olaylar benim için samimiyetini yitirdi. Karakterlere olan sevgim azaldı. İlk 200 sayfası ne kadar severek okuduysam, geri kalan sayfaları da o kadar sevmeyerek okudum. Yazar ikilinin hislerine o kadar az yer verdi ki kitapta müzikal olayı bile ikilinin ilişkisinden daha detaylı anlatılmıştı. Ayrıca bu müzikal olayından da cidden nefret ettim. Müzikalin olduğu bölümleri okurken çok sıkıldım. Merak ettiğim fakat havada kalan da bir çok şey oldu. Durum böyle olunca kitap hafif bir hayal kırıklığı yarattı bende.

Kitap okurken eğlensem de sevmediğim bir çok yeri vardı. Hiç sevmedim diyemem fakat önerir miyim? Hayır. Belki benim beklentim çok yüksekti. Merak ediyorsanız beklentisiz başlayıp okumanızı öneririm.
424 syf.
·2 günde·10/10
İlk 100 sayfasını okumakta zorlandım ama bu yazardan veya hikayeden değil benim odaklanmakta sorun yaşamamdan ötürüydü. Buna rağmen hikaye oldukça ilginç başlıyor. Kitabın isminin Kara Cadı olmasına rağmen, açıkçası bu kadar sihir beklemiyordum. Nora Roberts birkaç kitabını okuduğum bir yazar. O okuduğum kitaplara dayanarak bu şekilde fantastik bir dünyayla karşılaşacağımı hiç beklemiyordum. O yüzden biraz şaşırdım ve bocaladım ama fantastik kitapları sevdiğim için okumakta sorun yaşamadım. Yazarın bu konuda oldukça başarılı olduğunu söyleyebilirim hatta.
Karakterlerden oldukça etkilendim. Birbirleri ile olan iletişimleri, yakınlıkları, arkadaşlık, dostluk ve kardeşlikleri kalbimde bir yere dokundu. Sımsıcak bir duygu hissetmeme neden oldu. Kitabı okurken karakterler arasındaki ilişki beni hem etkiledi hem güldürdü. Hikaye bana göre ayrı bir heyecan.
Bu kitabı okumayı sevdim ve serinin devam kitaplarını da okumak için sabırsızlandım ama tekrardan söylemem gerekirse fantastik sevmeyen biri kesinlikle okumamalı. Ne saçmalıyor bu diyebileceği çok nokta olacaktır ama sevenler için kesinlikle tavsiye edebileceğim bir kitap. Tüm o ritüeller, çemberler, elementler bana P.C.Cast'ı anımsattı. O yazarı sevenler için de ayrıca tavsiye edebilirim.
496 syf.
·Beğendi·10/10
Leylak Kızlar, ilk gördüğüm andan itibaren mutlaka okumalıyım dediğim kitaplardan. Kitabın konusu, ciltli baskısı, tasarımı ve Goodreads puanının (86450 kişinin oyuyla 4.30) olması, kitabı almamdaki en büyük etkenler...
Leylak Kızlar gerçek bir hikayeye dayanmakta. Kitapta sözü geçen Ravensbrück personeli ve tüm olayı anlatan Caroline ve Herta gerçek.
Nazi Almanya'sının toplama kampları içinde bulunan Ravensbrück, kadınlar için yapılan en büyük toplama kampı. 140 bin kadına cehennem olan kamp 1939 yılında Hitler'in emriyle inşa edilmiş.
Beni kitapta en çok etkileyen bölümleri, bu kadınların çeşitli deneye tabi tutulmaları. Ve tüm bu kadınlara, deney tavşanları, tıp kobayları denmesi. Dr.Karl Gebhard, kadınlarda yaralar açarak, bu yaralara sülfanilamid enjekte ederek birçok kadının ölümüne sebep olmuş. Kitabı ara ara elimden bırakıp üzerine düşündüğüm çok yerleri oldu. İnsanlar bu kadar kötü mü diye. Tüm bu vahşeti yaşatan kişilerin hiç mi vicdanları sızlamadı? Hiç mi pişmanlık duymadı?
Leylak Kızlar, insanın boğazında kocaman bir yumru bırakan, yarım kalmış hayatları anlatan en güzel kitaplardan biri. Kitabın arka kapak yazısını okuyunca sıradan, alışıldık bir konu gibi görünse de, yazar Yahudi soykırımını öyle ustaca işlemiş ki saygı duymamak mümkün değil. Toplama kampında yolları kesişen kadınların yaşamış oldukları psikolojik ve bedensel işkenceleri hissediyor,
yeri geliyor kırbaçlar, sopalar sizin sırtınıza acımasızca iniyor.
Bazen de yeri geliyor açlık çekiyor, üşüyor, en yakınlarınızın ölümüne tanık oluyor, bağırmak ağlamak istiyor ama sesiniz çıkmıyor.
Hiç ara vermeksizin bitirdiğim nadir kitaplardan biriydi Leylak Kızlar. Acı üstüne acı, dram üstüne dram. Sonra daha çok acı, daha çok dram. Bence bu tarzda yazılmış en güzel, en duygusal, en akıcı kitaptı.
Şiddetle tavsiyemdir!
⭐⭐⭐⭐⭐10/10

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 1.874 okur okudu.
  • 35 okur okuyor.
  • 880 okur okuyacak.
  • 37 okur yarım bıraktı.