Ah Julia ah ne zaman beni şaşırtmayı bırakıcaksın acaba diyorum ki sen beni şaşırtmaktan hiç vazgeçmiyorsun. Kalemini sevdiğim için romanlarını okumaya devam ediyorum ama her romanına yeni bir sayfa açtığımda diyorum ki daha nasıl bir olay yaratıcakta acaba aşk olayı oluşacak, denemediği ne kaldı ki? (evlenmek istediği kızın ablasına aşık olan (Anthony), maskeli baloda külkedisini bulan(Benedict), yıllardır kızkardeşinin arkadaşı olan(Colin), mektup arkadaşına kaçan(Eloise), dul kalıp kocasının kuzenine aşık olan(Francesca), piknik evinde arkadaşını ayarlamaya çalışıp asıl kıza aşık olan(Gregory), roman okuduğu kadının günlüğünü çevirdiği yeğenine aşık olan(Hycinth), müzikalde tanışıp aşık olan(Daniel), arkadaşının kardeşine (çocukluk) arkadaşına yıllar sonra aşık olan (Marcus), şimdide yaşlı Düşesin yıllardır refakatçisi olup geleceğin düşesi olan ve bir haydut olmasına rağmen kaderin cilvesini gel gör ki geleceğin dükü olacak olan adamla bir aşk yaratması) diyorum ne kaldı ki hikaye acaba diye tam düşünürken bi bakıyorum ki şok içinde kalmış soluksuzca okutuyorsun romanını bu yönünü seviyorum. Klasikleşmiş üniversite aşkı, lise aşkı, CEO-asistan aşkının tabularını yıktı kadın resmen :) geleceğe karşı artık bir umudum var :P Her an her yerden kader bana güzel bir aşk yazabilir diyorum sayesinde. Şaka maka o kadar çok dizilerde bu tarz aşkları görür olduk ki başka yerde aşık olamazmış gibi geliyor insana illa üniversitede olcan, tuttursan üniversiteyi corona çıkıyor hoop eve tıkıl, nerdee kampüsün bahçesinde aşık olmak hey yavrum hey... İşte kaderin cilvesi...
Hikayeye dönecek olursak
Grace'i sevdim, Jack'e bayıldım isimlerini hakeden birbirine uyan bir çift oldular. Thomasıda sevdim ama insan nişanlısına bu kadar mı soğuk olur be anacım nasıl olsa evlencez diye...