Nilgün Himmetoğlu

Nilgün Himmetoğlu

Çevirmen
9.1/10
35 Kişi
·
83
Okunma
·
0
Beğeni
·
53
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
384 syf.
·10 günde·Beğendi·9/10
Buradan siz değerli okurlara, bugün akşamüstü bitirdiğim ve incelemiş olduğum ekonomi, emek ve iş dünyasının olmazsa olmazlarından John Kenneth Galbraith’ın Para adlı kitabını aktarmaya çalışacağım. Konu ve terimler açısından biraz zorlayıcıydı, ama işin içinde olan ve para politikasına aşina olanlar, bilenler için gerçekten nimet türünde bulunmaz bir kitaptır. Kritiği, öğretisi, teorisi bol bir kitaptır. Eğer incelememi sonuna kadar okumaya gerçekten teşebbüs edenleriniz olursa, onlardan belki de ilk defa duyacakları şeylerden ya da bilmediklerinden dolayı şimdiden özür dilerim. O zaman artık konuya geçebiliriz. :)

Para: NEREDEN GELİR, NEREYE GİDER?

John Kenneth Galbraith, bu dünyada yaşayan insanlar için birçok şey ifade edebilir. Bunun dışında, aslında olduğu şeylerden birisi de, iyi bir ekonomist olduğudur. Eğer geçmişe dair çabaları bu sonucu haklı çıkarmak için yeterli olamamışsa, o zaman, onun bu kitabı bunu kesinlikle doğrular niteliktedir.

Galbraith, konuya paranın neredeyse değersiz olacak kadar yüzeysel kısa bir tarihçesi ile başlar. Değerli metallerin bir değişim aracı olarak ortaya çıkmasına (burada Carl Menger'den bahsetmeden geçiyor), detaylı bir şekilde kâğıt paranın gelişimini, Federal Rezerv Sisteminin kökenini anlatıyor ve 1920'lerin büyük Alman enflasyonunu kısaca özetliyor.

Daha sonrasında, Galbraith, John Maynard Keynes'in erdemi hakkında sözlü dalaşta bulunduğu bu kitabı yazmak için olan gerçek amacına geliyor. Okuyucu bir kez daha, Galbraith'in Büyük Kriz (1929) adlı eserinde geçen bazı bilgileri tekrar geçiyor gibi oluyor diyebilirim. Galbraith, para arzında genişletmeye gitmediği için FED'i kınıyor ve iş dünyasını, Kongre ve çoğu iktisatçıyı enflasyona karşı korkularından dolayı suçluyor ve eleştiri topuna tutuyor.

Kendisi, altına aşırı inanan ve enflasyon korkusunu duyan herkesi adeta ayıplıyor. Mesela Galbraith, Princeton'dan Profesör Edwin Kemmerer'ın sadece altın standartlarını desteklediği izlenimini veriyor. Galbraith kitabında aynı zamanda Avusturya İktisat Okulu'na da saygısızca davranmaktan geri kalmıyor ve Mises, Hayek, Schumpeter, Haberler, Machlup ve Morgenstern'in sadece Almanya ve Avusturya'daki Birinci Dünya Savaşı sonrası hiperenflasyon kaynaklı yaşadıklarından dolayı enflasyona karşı savaş verdiklerini ve sosyalizme saldırıyor gibi görünmelerini sağlıyor. Galbraith'in kitabında konu aldığı bu türden saldırılarına karşı, Marksist tarihçi Eugene Genovese'nin, New York Times için yaptığı incelemede Avusturyalıları savunmak mecburiyetini hissettiği bariz bir şekilde görülmektedir.

Galbraith'in kitabının asıl lezzetli olan kısmı olması gerektiği en uygun bir şekilde, 270. sayfada, “J.M. Keynes'in Gelişi” adlı bir bölümle ile başlar. Burası çok önemli bir bölümdür, çünkü Galbraith, Keynesyen Ekonomisi ilgili birkaç giriş yapar ve önerilerde bulunur. İlki, Hitler ve Nazi Almanya’sının ekonomi politikasının temelinin esas olarak Keynesyen Ekonomisinden biri olduğunu kabul eder. J.M. Keynes, kaleme almış olduğu “İstihdam, Faiz ve Paranın Genel Teorisi” adlı kitabının Almanca olan baskısında bunu zaten kabul etti. Galbraith hakkında ilginç olan şey ise, Hitler'in liderliğini iyi takip etmediği için ABD'ye yönelik olan zımni eleştirisidir!

Galbraith “İstihdam, Faiz ve Paranın Genel Teorisi‘nin” dolaşımda olan fikirleri meşrulaştırmak olduğu söylemine ısrarla devam eder. Galbraith, burada biz okurlara yapılan yeni anlaşmaların temel olarak bir Keynesyen Ekonomisi olmadığını bir kez daha gösterdi. Daha ziyade, bireysel sorunlara tepki veren, ancak rasyonel bir organizasyona sahip olmayan, programların kopuk bir planıydı. Galbraith, “bir rasyonelleştirme arayışında olan politika için, Keynes'in sağladığı rasyonelleştirme” diyordu. Keynes'in, “İstihdam, Faiz ve Paranın Genel Teorisi” kitabını hükümetin zaten sürdürdüğü politikalar için bir gerekçe olarak kaleme aldığı söylemek çok uygun görünüyor; buda yine kendisinin bu konudaki olağanüstü popülerliğini açıklar.

Ancak, bu konuda zamana uygun bir teoriye sahip olmak asla yeterli değildi. Keynes ayrıca para politikasının olmazsa olmazı olan bir dizi diğer komplolara da fazlasıyla ihtiyaç duymaktaydı. Galbraith'ın şahsi izlenim ve görüşüne göre, “komplocu” baş Amerikan, Profesör Alvin Hansen’in ta kendisiydi. Onun bu konuda olan etkisi, Harvard'daki Keynes’in Ekonomik müjdesini Washington'a getiren öğrencilere bir hayli ilham kaynağı oldu. “Neyse ki,” Lauchlin Currie (daha sonra Komünist ilişkilerden suçlandı) Federal Rezerv Kurulu'nun baş ekonomisti olmuştu ve böylece, kansız mali devrime ulaşılmıştır.

Son olarak Galbraith’ın, şartlar gereği Keynesyen devrimin sonuçlarıyla uğraşmaya zorlandığını da söyleyebiliriz. Bir kez daha, büyük devlet harcamaları ve parasal genişlemenin yarattığı enflasyonla ilgili problemleri durdurmanın tek yolu olarak, fiyat kontrollerini ortadan kaldırdığını görüyoruz. Bu çözüme olan bağımlılığının, muhtemelen Keynesci iktisatçının tüm sorunlara yol açtığı için eleştirememekle kalmayıp, aynı zamanda II. Dünya Savaşı sırasında görev yaptığı Fiyat Kontrol Komisyonu özleminden de kaynaklı olduğunu da söyleyebiliriz. Kendisi, belki de eskiden sahip olduğu inanılmaz güç için bir kez daha özlem duymakta ve eski günlerini hasretle aramakta diyebilirim. Ama şu da bir gerçek ki, bunu bir daha asla elde edemeyeceğini düşünüyorum.

Şimdiden keyifli okumalar dilerim arkadaşlar.

Bir sonraki kitap yorumu ve değerlendirmesin de görüşmek dileğiyle. Esen kalınız!

~ A.Y. ~
495 syf.
·10/10
Askerlik görevimi yaparken, kütüphaneden edindiğim, kısa sürede bitirdiğim, okurkan de duygulandığım çok ama çok beğendiğim kitaptı. Annemden 70'lerin sonu 80'lerin başında ülkemizde dizisinin de yayınlandığını öğrendiğim malum sitelerden download ettiğim güzel bir dizi uyarlaması da mevcut.
495 syf.
·Puan vermedi
Kitap, zencilerin köleleştirilmesini, özgürlüklerinin ellerinden alınışlarını, horlanıp aşağılanmasını konu ediyor.
1750'de Batı Afrika'nın Juffure köyünde bir bebeğin dünyaya gelmesiyle başlıyor kitap. Bu köy halkı Müslüman ve geçimlerini yerfıstığı, pirinç, kuskus ekerek sağlıyor. Kunta Kinte'de bu köyde doğup büyüyen gencimiz. Babasına çok saygı duyuyor ve onun gözüne girmek için elinden gelen her şeyi yapıyor. Hayvanları otlatıyor, okula gidiyor, kardeşleriyle ilgileniyor ve bazı zorlu eğitimden başarıyla geçiyor.
Yalnız kendi halinde olan ufak köylülerin bir sorunu var. Toubob yani beyaz insan. Köyün dışına çıkan zenciler bazen bir daha gelmiyor çünkü onları toubob'ların kaçırdıkları biliniyor. Zincire vurulup denizin ötesindeki bir ülkeye götürülüp orada zorlu şartlar altında efendilerinin buyruğuna boyun eğip çalıştırılıyor bu insanlar.
Peki bundan sonra neler oluyor diye sorarsanız neler olmuyor ki? Dayak, zincire vurma, işkence, özgürlük mücadelesi ve bol gözyaşı. Özgürlüğün olmadığı, kötülüğün bol olduğu, acımasız insan ırkının bulunduğu bir ülkede yaşanıyor tüm bunlar .

Birçok dile çevrilerek büyük başarı elde eden kitap, çok satanlar listesinde uzun bir süre zirvede kalmış ve yazara da başta "Pulitzer roman ödülü" olmak üzere pek çok ödül kazandırmış. Ülkemizde de gösterime giren Kökler dizisi, ABC kanalında en çok izlenen dizi olmuş ve reyting rekoru kırmış. Hatta bu alanda da birçok ödül almış.

500 sayfa olan kitabı 4 güne anca bitirebildim. Çünkü ara verip okuduklarımı sindirmem gerekti. Yeni hayatı işkence ve aşağılanmayla geçen Kunta Kinte'yi okurken hissettiğim ürperme, sırtımdan yukarı doğru tırmanıp kemiklerime kadar işledi. Yüreğimde kapkara bir boşlukla derin bir üzüntüyle okudum. Sırtına koca koca sopalar inip, üstüne köpekler salsalarda defalarca kaçıp yakalansa da asla geri adım atmayan cesur bir yürek Kunta. Çığlıklara kulaklarımı tıkamak istedim olmadı, yardım etmek istedim elim ulaşmadı, gözlerimi kapamak istedim, sesler kesilmedi. Bazen öyle satırlara denk geldim ki kendimi tutamayıp gözyaşım düştü sayfalara. Bu kitabı okuduktan sonra, bazı insanların ne kadar acımasız olduğuna bir kez daha şahit oldum.
495 syf.
·Puan vermedi
İnsanın insana zulmü! İnsanoğlu insanlık tarihi boyunca ne zulümler işledi, hâli hazırda da ne zulümler işlemeye devam ediyor!..
Lise yıllarında okumuştum. İşlediği konu îtibârıyla ilkokulda okuduğum Dünyâ Çocuk Klasiklerinden 'Tom Amcanın Kulübesi' romanında işlenen konuların daha büyük yaştakiler için bir versiyonu gibi...
270 syf.
·3 günde
Steven Spielberg sinema dahisidir ve bu dahiliği her çektiği filmde açıkça görebiliyoruz. Film yönettiği gibi senaryosuna katkı bulunduğu filmler de mevcut lakin kitap yazdığını bilmiyordum. Bu kitabı bulduğumda şaşrıdım ama düşünmeden de aldım. Bunun nedeni kitabın yönettiği film olan üçüncü türden yakınlaşmalar filminin romanı olmasıydı.

Kitabı aslında bu filmin olduğunu analayamasam da kapağı bana ipuçları verdi ve arka kapağı gördüğümde ve oradaki Close Encounters Of The Third Kind'ı görünce sevincim anlatılamaz. Bu kitap ülkemizde önce buluma sonrasında da üçüncü türden yakınlaşmalar olarak basılmış gördüğüm kadarıyla. Bu vesileyle iki baskıyı da arşive katmış ta oldum.

Kitap ise uzaylıların dünyalılarla olan iletişimi daha doğrusu vermiş olduğu mesajlar doğrulttusunda onlarla iletişim kurmaya çalışan hükümet, ordu ve bazı vatandaşların çabalarını konu ediniyor ve bunu da oldukça sürükleyici bir dille başarıyor. Bir bilimkurgu romanı olarak çok başarılı bulduğum romanın yeni baskısı olmasa da Steven Spielbergin kaleminden çıkması sayesinde okunabileceğini düşünüyrum.
333 syf.
·9 günde·9/10
Galbraith her ne kadar ideolojik olarak barışık olduğum biri değilse de sevdiğim Amerikan entelektüellerinden biri. Büyükelçi, iktisatçı ve tartışılır seviyede siyasetçi oluşu yüzünden uluslarası ilişkiler ve politika üzerine yazdığı her şeyi okumaktan hoşlanıyorum. Kuşku Çağı, iktisatçılara hitap etmeyen Galbraith severler için yazılmış eğlenceli bir kitap. Polanyi 'nin Büyük Dönüşüm 'ü ile karşılaştırılırsa da sıkıcılığı çok düşük.
135 syf.
·Puan vermedi
Oldukça eski bir kitap ve basımı da yok. E okuyucumda epub olarak bulup okudum. Kitabın yine eski bir filmi de var. Klasik Hollywood sinemasını andırsa da güzel bir kurgusu vardı. Dünya dışı varlıklar ve o varlıklarla nasıl iletişim kurabileceğimiz konusunda farklı bir hayal gücü sunmuş bize Spielberg.

Yazarın biyografisi

Adı:
Nilgün Himmetoğlu
Unvan:
Çevirmen

Yazar istatistikleri

  • 83 okur okudu.
  • 8 okur okuyor.
  • 189 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.