Bir insan istikrarlı bir şekilde hiç de kibar olmayan kitapları arka arkaya okumayı nasıl başarabilir ? Bir insan zevksiz olur olurda arka arkaya okuduğu 3-4 kitabın hepsi mi zevksiz olur...
-"eeee zevksiz ise ne diye okumaya devam ediyorsun ya?"
Hayatımda bir şeyi gayri yarım bırakmak istemiyorum...Sırf bu sebeple bu okuduğum zevksiz kitaplardan sadece bir diğeri. Daha sırada bekleyen 2 kitap daha var...
Bu kitabı ne okuyup ne de okutun. Emin olun çok bir şey kaybetmiş olmazsınız...
Bir kişi hariç herkesten kitap tavsiye alın...Ben hariç herkesten...
Yine zevksiz bir kitabı bitirmiş olmanın buruk sevincini yaşıyorum...
İyi okumalar,
Güzel paylaşımlar...
1893 - 1975 yılları arasında yaşamış İtalyan yazar... gerçek adı Dino Segre olan pitigrilli (pittigrilli diye yazıldığı da olur) bir dönem ülkemizde çok tutulmuş, sonra unutulmaya yüz tutmuştur. Hukuk ve Felsefe eğitimi almış fakat gazetecilik ve roman yazarlğı yapmış. Pitigrilli ile tanışmam biraz geç oldu ama iyki tanıdım dediğim yazarlardan biri kendisi. Kitap kısa hikayelerden oluşuyor.Okurken inanın tebessümünüz eksik olmayacak ben okurken çok keyif aldım. Hatta okuduğum dört kitabı da aynı derecede okurken zevk verdi diyebilirim.
Bu kitabında insan ve toplum ilişkilerini mizahla harmanlayıp bilgiler vererek karşımıza sunuyor.Kadın karakterlerini davranışlarını ikili ilişkilerde nasıl davranılması gerektiği hakkında güzel bilgiler var.
Pitigrilli şöyle diyor : " Kadının güzeli yoktur...Kadının yenisi vardır.Her yeni kadın, erkeği kendine çeken bir merak ve tecessüs unsurudur.En bayıldığınız kadını bile bir sürenin sonunda bırakıp kaçacak , bir yenisinin peşine takılacaksınız... Çünkü her yeni kadın meçhulü ve imkansızı temsil ediyor.Ama günün birinde o da eskiyecek , çekilmez bir malûmun, kahredici bir mümkünün temsilcisi haline gelecektir.
Şimdi bir soru:
"En büyük heyecan ilk defasında mı duyuluyor?
Hayır efendim en büyük heyecan ikinci defasında duyuluyor.Çünkü kadınlar jilet gibidir.İlk defasında sert ve hırçın ..İkinci defasında yumuşak ve tatlı .Ya üçüncü defasında mı dediniz?...Bakın bunu bilmiyorum... Çünkü, üçüncü defasında jilet değiştiriyorum öteden beri."
Keyifli okumalar diliyorum..
Birine gönül verdikten sonra zor duruma düşmeyen , hayal kırıklığına uğramayan bir tek kişi var mı acaba dünyada ?... Yok şüphesiz.
Ya bekâret meselesi, bütün çabalara rağmen bir türlü çözümlenmeyen toplumsal düğümlerden biri.
Ya ahlâk diye nitelendirdiğimiz kalıplar? Ahlâk kuralları yüzünden insanların duygularını tam olarak yaşayamadığını ve özellikle kadınların baskılamak zorunda kaldıklarını dile getirmiş. Pitigrilli ikili insan ilişkilerini , kişisel sorunların üstesinden nasıl gelinebileceğini , hayal kırıklığına uğradıktan sonra nasıl davranılması gerektiğini , evlilik hakkında bir çok şeyi , namus , şeref, iffet duyguları ve sadakat eğilimlerinin bu konuda ki geçerlik durumunu ne derece etkili olduğunu bir psikiyatri edasıyla sert bir şekilde anlatıyor.Kadını tanımak adına ve aşk denen duygunun etkileri konusunda güzel tespitler de barındırıyor.
Kitaplarını okurken keyif aldığım ender yazarlardan .
" Aşk denilen şey gözle görülmeyen sonsuz maddeciklerden oluşur . Ve insanın içinde gizlenen bir nesnedir . O kendisini ancak ikili ilişkiler sırasında gösterir.Ölen bir aşk da bir daha dirilemez . Dirildiği görülürse demek ki ölmemiştir."
Pitigrilli
Italya'da ikinci dünya savaşına doğru, Mussolini ve yükselen faşizmin toplumu nasıl ortadan ikiye böldüğünü, sanatın, bilimin bir anda nasıl ikinci plana atıldığı, dost görünenlerin maddi çıkarları için nasıl soysuzlastiklarini, bağnazlığın her türünün insanı nasıl insanlıktan çıkardığını anlatan ve kitabın sonunda gerçek kurtaricinin bilim,sanat ve eğitim oldugunu vurgulayan; dinleri insanı insana kırdıran bir düşünce sistemine sahip olduğu için reddeden,asıl önemli olanın insana insan olduğu için saygı duyulması gerektiğini söyleyen bir roman Musa ve Çömezleri.
Tarihsel gerçeklik ile kurgunun iç içe geçtiği romanın yazarı Pitigrilli yarı Yahudi. Yazdıklarının bir kısmı otobiyografik.
Yahudiliği reddeden,zamanında çok eleştirilmiş ama kitapları çok satmış ilginç bir yazar. Bir dönem kitaplari yasaklanmış.
Ikıncı Dünya savaşı yıllarında Mussolini 'nin gizli örgütü adına ajanlık yaptığı iddia edilmiş. Hem Yahudi hem ajan. Savaştan sonra ise tamamen Mussolini karşıtı bu romanı yazıyor. Gerçi romanda Yahudileri de çok eleştiriyor, bagnazliklarindan dolayi. Biraz kafası karışık. Tıpkı bizim Ziya Paşa gibi:))))
Kitabın yeni baskısı yok. Bu sahaftan alinmiş 1970 başımı bir nüsha .Kitabın çevirisi ise 1940'lardan kalma. Bol bol Osmanlıca sözcük var.Okumak isteyenlerin Eski Türkçeye hakim olması gerekiyor. Ama ben dilini ve anlatımıni sevdim.
Çok eskilerden kalan 1972 basımı bir kitap.Kitaplığımda unutulmuş bir kitap olarak fazla edebi değeri olmayan insan yaşantısı konusu ile beklentilerimi çok karşilamadığını söyleyebilirim.
Sen o zamanki ateşli delikanlıyı bulmak hülyasiyle bana geldin. Halbuki karşında yüreği galvanize edilmiş ihtiyar bir adam buldun. Ben artık kimseyi sevecek halde değilim. Hislerim artık mazide yaşanmış, geride kalmış aşkların hatırasiyle iktifa ediyor; âşık olmak tehlikesine karşı en iyi bir mâni teşkil eden tecrübeli fahişelerin işveleriyle kannaat ediyor... Ruhum bir narkozun tesiri altında uyuşmuş gibi bir halde olmasına rağmen, hâlâ âşık olmaktan korkuyorum. Sen ne istiyorsun? Vücutlarımız mütemadiyen değişip yenileşiyor; bir hücrenin yerine bir başkası geliyor; zaman, en ufak protoplazma habbelerinden hududu tâyin edilemiyen fikirlere kadar her şeyi değiştirir, yedi sene içinde vücut baştan başa, tamamiyle değişir: Yedi sene evvelki etler, kemikler, kan ve beyinden artık eser kalmaz. Onların yerine başka etler, başka kemikler, başka bir yağ, başka bir kan gelmiştir.
Sen bizim bundan evvel birbirimize tesadüf ettiğimizi mi zannediyorsun? Fakat hayret! Ne sen, ne de ben on beş sene evvel birbiriyle buluşan kimseler değiliz. Onlar bambaşka, bizden tamamiyle ayrı kimselerdi! Sen ve ben birbirine evvelce dünyanın hiçbir tarafında tesadüf etmemiş iki yabancıyız. Benim bu yedi sene nazariyesine aklım yatmıyor. Sen hâlâ içimizde bir seyin olduğu gibi kaldığına, bir şeyin değişmediğine, bir şeyin silinip kaybolmadığına inanmak istiyorsun! Fakat ben sana vücudun, her üç ayda mobilyasının bir parçası değiştirilen bir ev cudu hiç durmadan boyuna değişip yenileştiğini tekrar ediyorum. Yedi sene sonra bu mobilyalardan, eskilerinin varlığına delalet edecek hiçbir alâmet kalmamacasına hepsi yenilenmiştir. Beni geçen sene bırakıp giden karım, benimle on sene evvel evlenen kadın değildi. Başka bir kadındı. Bundan dolayı da kendisini, ötekinin bana ettiği sadakat yeminini tutmakla