Sarah Kane

Sarah Kane

Yazar
8.9/10
11 Kişi
·
58
Okunma
·
11
Beğeni
·
293
Gösterim
Adı:
Sarah Kane
Unvan:
Oyun yazarı
Doğum:
3 Şubat 1971
Ölüm:
20 Şubat 1999
Sarah Kane, İngiliz oyun yazarı. Oyunları, aşkın kurtarıcılığı, cinsel arzu, acı ve fiziksel ve psikolojik işkence temaları üzerinedir.
Ölmek istemiyorum

Ölümlülüğüm olgusu ile öyle çaresizliğe düştüm ki, intihar etmeye karar verdim

Yaşamak istemiyorum

Uyuyan sevgilimi kıskanıyorum ve onun teskin edilmiş bilinçsizliğine imreniyorum.

Uyandığında benim sakinleştiriciler tarafından kesintiye uğratılmış uykusuz gecemin düşüncelerini ve konuşmalarını kıskanacak

Kendimi bu yıl ölüme teslim ettim.

Bazıları bunu kendine düşkünlük olarak adlandıracak
(Bunun gerçekliğini bilmedikleri için şanslılar)
Bazıları da basit bir olgu olarak acı çekmeyi bilecekler.

Bu benim normalliğim haline geliyor.
Benim korktuklarım, kendilerinden çok fazla nefret ettikleri için başka insanların onları sevmelerine de engel olanlardır.
64 syf.
·3 günde·8/10
Yirmi sekiz yaşındaydı. Yaklaşık yüz elli adet antidepresan, elli adet uyku ilacı alarak intihara teşebbüs etti. Hastaneye kaldırdılar. İki gün sonra ayağa kalktı. Gece ikide usulca, kimse görmeden hastanenin pis, köhne tuvaletine giderek kendini o pis, köhne tuvaletin kapısına ayakkabı bağcıklarıyla astı. Yirmi sekiz yaşındaydı.

Nedense içime en çok dokunan ölümlerden biridir Sarah Kane’inki. Kutu kutu ilaç içtikten sonra kaldırıldığı hastanede biraz güç toplar toplamaz kendisini pis bir tuvalette, üstelik bulabildiği tek şey olan ayakkabı bağcıklarıyla öldürmesinden değil sadece, Kane’in yıllar süren yardım çağrısına dünya olarak hepimizin sessiz kalmasından, onu göz göre göre ölüme yollamış olmamızdan dolayı. Gerçek şu ki intihar edeceğini intihar etmeden önce bir şekilde söylemeyen hiç kimse, ama hiç kimse yoktur. Hepimiz oradaydık ama hiçbirimiz Kane’i duymadık.

Kane, tuttuğu günlüklere intihar etmeden önce müteaddit kere “Bu dünyada beni hiç kimse sevmiyor… Bu dünyada beni hiç kimse sevmiyor… Bu dünyada beni hiç kimse sevmiyor…” yazmıştı. İşin kötüsü haklıydı da. Muhtemel ki Kane’e rastlamış olsak biz de çok sevmeyecektik onu. Bu yüzden, ne zaman çok sevmediğim biriyle karşılaşsam Sarah Kane gelir aklıma. Birini sevemiyorsam bu, Sarah Kane’i ölüme göndermemizde kendi adıma olan payımdır. Sevmediğimiz her insan potansiyel bir Kane’dir çünkü.

Sarah Kane’in pek sevilmeyen bir insan olduğu için mi ağır depresyonda olduğu, yoksa ağır depresyonda olduğu için mi pek sevilmeyen bir insan olduğu, tavuk ve yumurta ilişkisi gibi, içinden çıkması zor bir konu. Nitekim, pek de sevimli olmayan kimselerin biz onlara sevgi gösterdikçe kendiliklerinden, sevilecek kişilere dönüşmesi ilginçtir. Birinin sevimsiz davranışını da “Beni sevin! Sevginize çok ihtiyacım var!” yönünde bir yardım çağrısı olarak okumaya meyilliyimdir hep. Sevgiye en çok ihtiyacı olanlar, sevilmesi en zor olanlar.

Sarah Kane öldüğünde geride beş tiyatro oyunu ile bir film senaryosu bırakmıştı. Ölmeden kısa bir süre önce tamamladığı 4:48 Psychosis oyunu, henüz hiçbir yerde oynanmamıştı. Sarah Kane’in arkadaşı da olan oyun yazarı David Greig, oyun için yazdığı bir önsözde, 4:48 Psychosis‘in, yazarının ölümünden sonra oynanacağı neredeyse kesin şekilde bilinerek yazıldığı açık bir oyun olduğunu söyler. Oyunun konusu klinik depresyon, çok ağır gelen bir acı, kendine zarar verme ve intihara dair düşüncelerdir ki bunlar o sırada yazar Kane’in bizzat yaşamakta olduğu şeylerdir. Bu nedenle oyunu Kane’in kişisel hayatının realitesinden ayırmak güçleşir. Nitekim Michael Billington The Guardian gazetesinde oyunu “75 dakikalık bir intihar notu” olarak nitelemiştir.

Oyunun biçimi de, içeriği olan psikozun somut haldeki ifadesidir. Türkçe’ye “4:48 Psikozu” olarak çevirebileceğimiz 4:48 Psychosis, bildiğimiz tiyatro kalıplarının dışına çıkar. Karakter veya karakterlere dair hiçbir bilgi, oyunun ne şekilde sahnelenebileceğine ilişkin hiçbir ipucu yoktur. Zihinsel ve ruhsal karmaşayı, anarşiyi ifade eden “psikoz”, oyunun metninde de biçimsel bir karmaşa ve anarşi üzerinden verilir. Kimliğine ilişkin hiçbir şey bilmediğimiz, boşluktan, karanlıktan gelen bir sestir bizimle konuşan. Rastgele numaraları rastgele serpiştirilmiş halde buluruz sayfalarda. Diyalog ya da konu bütünlüğü, anlam birliği, okuyucunun hazır bir çerçeve içine yerleştirebileceği olay düzeni yoktur. Psikotik bir zihnin karmaşasıdır metinden çıkan. Kocaman bir boşluktan, derin bir karanlıktan çıkıp gelerek dört bir yana dağılırlar, bazen adeta hücum ederler. İçinden çıktıkları boşluk ve karanlığa dair bazı hislerimiz oluşur, nereye gittiklerini ise bilmeyiz. Metinden çıkanların nereye gittiğini sanki Kane’in oyunu yazdıktan hemen sonraki intiharı belirlemiş, oyunu bir anlamda bu ölüm ve şekli bütünlemiştir.

Başka bir deyişle, 4:48 Psychosis oyununa hayat veren, Sarah Kane’in ölümü biraz da. Çok derin bir yaşama sancısı ve ölüm arzusu dışında her şeyi belirsiz olan bu oyunu, Sarah Kane’in intiharı canlandırıyor, Sarah Kane’in hayatından ziyade ölümü hayat veriyor ona. Oyunun somut, bağımsız metni, bu nedenle ilginç bir ayrımın ortasında durmakta. Yazarı hayattayken, oyunu ölü; yazarının ölümüyle birlikte oyunu değişik bir biçimde hayata kavuşuyor ve Sarah Kane oyunu üzerinden, farklı bir biçimde yaşamaya başlıyor bu sefer de. Sarah Kane acısını, ölüyor olduğunu çok derin bir şekilde haykırıyor oyununun satırlarında. Onun bu acıdan gerçekten de ölmüş olduğunu bilmek, o satırlardaki acıyı ete kemiğe büründürerek çıkarıyor karşımıza. Charles Spencer’ın Telegraph gazetesinde belirtmiş olduğu gibi, oyunu derin şekilde kişisel bir feryat olarak görmemek, ona insan olarak sırt çevirebilmek mümkün değil. 4:48 Psychosis, salt bir edebiyat metni değil artık gözümüzde. Ve yaşarken bize feryadını duyuramamış olan Kane, öldükten sonra ancak bu şekilde duyuracağını bilerek yazıyor bu “intihar notu”nu.

Bir açıdan bakıldığında, yazılan her kitabın bir çeşit intihar notu olarak görülebileceğini düşünüyorum. Yaşam ve ölüm arasındaki çok sıkı ilişki, eser verme sürecinin da ayrılmaz bir parçası. Bu konuda, özellikle Rosemary Gordon’ın çok önemli bulduğum araştırmasına değinmek isterim.

Jungçu analist Rosemary Gordon, yaratıcılığı incelediği kitabının adını Ölmek ve Yaratmak: Bir Anlam Arayışı (Dying and Creating: A Search for Meaning) koyar. Yaratmak ve Ölmek başlığı yerine, Ölmek ve Yaratmak‘ı tercih etmiştir; zira, kendi iddiasına göre, bu ikisi birbirleriyle şaşırtıcı derecede iç içe geçmekte, aynı anda tecrübe edilmektedir.

Ölüm ve hayat arasındaki yakın ilişkiye dair çok şey söylenip yazılmış. Burhan Sönmez’in Masumlar romanında “Ölüm hayatın zıddı değil aynasıdır.” (2012, s. 72) diye bir cümle vardır. Rainer Maria Rilke, ölümü anlayan kişinin aynı zamanda hayatı da anladığını, ölümü doğru şekilde kutsamanın hayatı da kutsamak olduğunu söyler. Romancı Antoine de Saint-Exupery de İnsanların Dünyası romanında benzer şekilde “Yaşama anlam veren şey, ölüme de verir” (1982, s. 186) yazar. Rosemary Gordon az önce sözünü ettiğim kitabında, hayatın anlamını arayışla ölümünü anlamını arayışını, kişinin gerçek benliğini arayışıyla sıkı sıkıya ve kaçınılmaz şekilde ilişkili olduğunu öne sürer (s. 12). Gordon, uzun yıllara yayılan analist tecrübesine dayanarak, yaratıcılığın kişinin ölüm düşüncesiyle kurduğu ilişkiye son derece bağlı olduğundan her geçen gün daha emin olduğunu söyler. Dış dünyada ölüm ve yaşam/yaratım birbirine ne kadar bağlıysa, bireyin hayata verdiği anlam ve yaratma kabiliyeti de, ölüme verdiği anlama o kadar bağlıdır. Gordon, ölümün bütün psikolojik gerçekle çok derinden ilgili olduğunu, kişinin ölüme yaklaşımının, ondan etkilenme yoğunluğunun, ölüm korkusunun, ona verdiği sembolik anlamın, hem bir bireyin hem de bir kültürün kişiliğini ciddi olarak etkilediğini ve şekillendirdiğini iddia etmektedir.

Yaratıcılık, kuşkusuz, değişime açık olmakla son derece alakalı. Gordon da, değişimi kabul edebilmenin, kaçınılmaz ve son değişim olan ölümü kabul edebilmeyi de kapsadığını anlatır. Değişimi kabul edebilme hayatın bir parçası olduğu gibi, ölümü kabul edebilmek de yaratıcı olabilmenin bir parçasıdır.

Yaratıcılığın ölüm ve yaşam arasında durduğu gibi, sanat eseri de ölüm ve yaşam arasında bir yerdedir. Terry Eagleton, Kötülük Üzerine Bir Deneme adlı eserinde “Sanat da hayat ve ölüm arasında salınmaktadır. Sanat eseri de yaşamsal bir enerjiyle dolup taşmaktadır ama neticede sadece cansız bir nesnedir. Sanatın gizemi buradadır.” (2011, s. 66) yazar. Sokrates “Ölme cesareti, var olma cesaretinin testidir” demişti. Henry Miller, Rimbaud’nun “İnsan yaşamak istediği şey için ölür.” gibi bir cümle kurabileceğini yazmıştır (bkz. Miller, 1994, s. 99). Seneca da, “Ölmeyi tercih etmek, yaşama sanatının bir seçeneğidir” diyerek intihar ve yaşam arasındaki ayrılmazlığa dikkat çekmek ister.

Eser verme güdüsü, ölümün varlığına dair bir farkındalıkla son derece ilişkili. Ölümlü olmasaydık, arkamızda bir eser bırakmaya dair bu denli güçlü bir ihtiyaç duymazdık. Doğduğumuz andan itibaren ölmeye başlıyoruz ve yaşadığımızın farkına varmamız, aynı zamanda ölüyor olduğumuzun farkına varmamızdan ayrılabilir bir şey değil. Ölümlü olduğumuzun bilincine vardıkça yaşamda ortaya çıkardığımız işlere daha çok sarılıyoruz. Yaşamaya dair yaptığımız anlamlı işler, ölüme verdiğimiz anlamla bu nedenle ilişkili ve aynı nedenden dolayı her kitabın bir çeşit intihar notu olarak okunabileceğini düşünüyorum. Sarah Kane’in oyunu ise, ölümü ve intiharı anlattığı ve bunları psikoza dair bir belirsizlik zemininde anlattığı için, Sarah Kane’in gerçek hayatındaki ölümüyle birlikte konuyu daha da ilginç bir yere getiriyor. Sadece Sarah Kane’in eseri değil, her eser bir yardım çağrısı; Tarkovsky’nin ağzından söylersek, her eser bir dua, bir yakarış. Sarah Kane’nin ölümü ise, bu çağrıya cevap vermediğimiz için aramızda yaşıyor.

David Greig, 4:48’in Sarah Kane’in her gece uykudan uyandığı saat olduğunu söylüyor. Uzun yıllar boyunca çok ağır depresyonda olan Sarah Kane uyumakta ciddi güçlük çekiyordu ve ilaçlar yardımıyla uykuya dalabildiğinde de geceleri uyanıveriyordu. Bir anlamda, acısı uyandırıyordu Kane’i; bu nedenle de 4:48, tüm o uyuyamama, uyuyup uyanma halinin, Kane’in yaşadığı ruhsal ızdırabın simgesi olmuştu Kane için. Nihayet uykuya dalabilme ile aniden uyanmanın, uyku haline geçip acıyı unutmakla acının yeniden başlamasının ortasında duruyordu 4:48.

David Greig, oyunun içinde sıkça yer alan ve başlıkta da geçen 4:48’in sabah 4:48’e, İngilizce ifade edecek olursak, gece 12’den öğlen 12’ye kadar olan “a.m.” (after midnight) zaman dilimine işaret ettiğini söyler. Ben ise, oyunda 4:48 saatinin İngilizce’deki genel alışkanlığın aksine hep boş bırakılmasını, “4:48 a.m.” veya “4:48 p.m.” ifadelerinin veya 4:48’in “a.m.” mi “p.m.” mi olduğuna dair hiçbir ipucu olmamasının anlamlı olduğunu düşünüyorum. Bilindiği gibi, İngilizce’de saatler “a.m.” ve “p.m.” ibareleriyle beraber kullanılıyor; ve “a.m.”, az önce belirttiğim gibi, gece 12’den öğlen 12’ye kadar olan zaman dilimine işaret ederken, “p.m.” (post midday) öğlen 12’den gece 12’ye kadar olan zaman dilimini imliyor.

4:48, bana göre, Sarah Kane’in uyku ile uyanıklık arasında olduğu ayrım değil sadece. 4:48, sabah 4:48’i mi akşam 4:48’i mi ifade ettiği oyundaki her şey gibi açık bırakıldığı düşünülürse, gecenin gündüze, gündüzün de geceye evrildiği o dönüşüm vaktini, koyu ve kesin değil, alaca karanlığı sembolize ediyor benim zihnimde, tam da oyunun ruhuna uygun olduğu gibi. Hayat, tezatların birbirini içinde barındırdığı bir yer. Yaşam ölümü, ölüm yaşamı, mutluluk mutsuzluğu, mutsuzluk da mutluluğu içinde taşıyor. Geceyi doğuran gündüz olduğu gibi gündüzü doğuran da gece; ve bu, yaşamı doğuranın ölüm olduğu gibi ölümü doğuranın da yaşam, mutluluğu doğuranın mutsuzluk olduğu gibi mutsuzluğu doğuranın da mutluluk olduğu gerçeğinden çok da farklı değil. Hem geceden gündüzün doğduğu sabahı hem de gündüzden gecenin doğduğu akşamı ifade eden şafak vakti, her iki durumda da 4:48’den geçiyor.[1] Genel bir şafak vaktinin, Sarah Kane’e özel dakikası 4:48. Her iyi sanat eserinin özelliği olduğu üzere, aynı anda hem çok özel hem çok genel ve özel olmasının içinde o durumun genelliğini de barındırıyor. Sarah Kane’in özelinde 4:48, yaşama doğru mu gidiyor yoksa ölüme doğru mu, yoruma açık, içinde hiçbir şeyin mutlak olmadığı 4:48 Psychosis oyununun doğasına uygun şekilde. Sarah Kane şimdi başka bir yaşam formu içinde yaşıyor. Bu yaşam formunun, tamamına bir anlamda Kane’in ölümüyle eren 4:48 Psychosis oyununu yazdığı sırada olduğundan daha üstün, mutluluk kavramına daha yakın bir form olup olmadığı edebiyat ve yaşam konseptleri üzerinden tartışılabilir.

Rus şair Sergei Yesenin, 1925 yılında intihar eder. İntihar etmeden önce, Sarah Kane’e benzer şekilde, herkese veda ettiği bir ayrılık şiiri bırakır geride. İsmi de “Ayrılık Şiiri” olan bu “intihar notu”nun son iki dizesi şöyledir:

Şu yaşamda yeni bir şey değil ki ölüm,

Ama pek öyle yeni sayılmaz yaşamak da.

Sergei Yesenin’in çağdaşı olan bir başka Rus şairi, Vladimir Mayakovski, Sergei Yesenin’in şiirine kendi yazdığı bir şiirle karşılık verir. “Sergei Yesenin’e” adlı bu uzunca şiirin tamamını burada paylaşamayacağım, ama Yesenin’in son iki dizesine karşılık gelen sonunu alıntılamak isterim:

Yarınlardan

koparıp

almalıdır mutluluğu

insan.

Şu yaşamda

en kolay iştir ölmek.

Asıl güç olan

yepyeni bir yaşama

başlamak. (çev: Yurdanur Salman)



Her eserin kendisine ait bir hayatı vardır. Eser tamamlandığı, somut bir biçim aldığı andan itibaren, yazarından ve dünyadan bağımsız bu özel hayatını kendisi yaşar. 4:48 Psychosis, bu açıdan farklı, tartışılır bir yerde duruyor; Sarah Kane’in onun vasıtasıyla geçtiği yeni hayatı gibi. Bir edebiyat metnini okuduktan sonra, o metni okumadan önceki kişi değiliz hiçbirimiz. Sarah Kane sadece kendisi değil, bizi de yeni bir hayata bırakıyor bu aynı zamanda “intihar notu” olma özelliği taşıyan edebiyat metni ile. Artık Sarah Kane’in acısına duyarsız kalmış olduğumuz ve bunu değiştiremeyeceğimiz bir dünyada yeni bir yaşama başlamak durumundayız, Sarah Kane’i onunla aynı dünyada yaşarken hiç tanımamış, okumamış olsak da. Zira 4:48 Psychosis, bizimle aynı dünyada yaşıyor. Sarah Kane’in, oyununda elimizle dokunabileceğimiz hissini verecek bir gerçeklik, çarpıcılıkla anlattığı acı her yerde, bu dünyada, ve aramızda yaşıyor. Kimliklerini bilmediğimiz, ama aramızda yaşadıklarını bildiğimiz Sarah Kaneler gibi. ( http://ayrintidergi.com.tr/...ayakkabi-bagciklari/ )

Kitabı okumak isteyenleriçin: ( http://nakostrait.blogspot.com/...-448-psikoz.html?m=1 )


Ek: Kitabı ilk okuduğumda psikolojik olarak çökmüş olduğum bir dönemdeydim. Kendimi mükemmel ötesi yalnız ve yaşamayı istediğim için değil de zorundaymışım gibi tercih ettirildiğimi hissediyordum. Kısacası büyük bir çöküşteydim ve bir silah alıp kafama sıkmak istiyordum. Bunun için dürüst olmayan çevreye sahip arkadaşlarımdan bile yardım istemeyi gecelerce düşündüğüm oldu. Hatta intihar mektubu felan yazacaktım neredeyse. O denli kötü duruma geldim. Sonra bu kitap çıktı karşıma. İntihar etmem için yoktan sebepler uydurdum kendime. Birden Sarah Kane'e aşık oldum (!). Onun yaptığı gibi bileklerimi kesmek istedim. Ancak birinin beni bulup kahramanca (!) kurtarabileceği düşüncesiyle vazgeçtim. En çok da anneme 2. bir evlat acısı yaşatmamk için vazgeçtim. Bundan pişman mıyım? Hayır, ama bu ilerde yapmayacağım anlamına gelmiyor. Bu yüzden bu kitabın bende özel bir yeri var. Ne zaman okusam duygulanırım. Beni hayata bağlar. Kitabı okuyup insanlara bakış açınızı değiştirin derim. Çünkü bir insan bir davranış sergiliyorsa bir nedeni vardır. Ön yargıyla yaklaşmayın!
64 syf.
·Puan vermedi
Kitabın adı Sarah Kane’in psikoz olmasından geliyor. Psikoz bir kişilik değişikliği, halüsinasyonlar görme gibi rahatsızlıkların meydana gelmesidir.

Uzun zamandan sonra beni bu kadar etkileyen bir kitap ve bir insan olmamıştı.

“Yirmi sekiz yaşında, tahminen 150 kadar antidepresan ve gene tahminen elli kadar uyku hapı alarak intihar etti. Hastaneye kaldırıldı. 2 gün sonra kendine geldi. Komadan çıktığı gece saat ikide kendini sessiz sedasız hastanenin bok götüren tuvaletinde aynı derece bok götüren tuvalet kapısına ayakkabı bağcıklarıyla astı.”

Sarah Kane İngiliz oyun yazarı. Oyunlarında acı, cinsellik, aşk gibi konuları ele almıştır. Kitabında yalnızlık, kendisinden nefret etme, umutsuzluk gibi konuları işlemiştir.

Eğitiminde çok başarılı ve yaşadığı dönemde tiyatroda damga vuran bir isim olup bu kadar genç yaşta depresyona girmesinin, yüzlerce hap kullanmasının sebebini tam olarak bilmiyoruz. Sarah Kane hakkında yazılanlara göre Kane’in ailesi aşırı dindar aileymiş. Belki de oyunlarında cinsellik bu yüzden bu kadar baskındı (?). Ayrıca kendisinin yazdıklarına ve onun hakkında yazılanlara göre kendisini erkek gibi hissettiği hakkında yorumlamalar var. Oyunlarında kadınlara öfkesi varmış ve öfkesini içinden atamamış gibi (?) kısımlar da bulunmaktadır. Bu oyununda da yazmış olduğu şu cümle biraz daha düşündürüyor; “Sence birinin yanlış bir vücutta doğmuş olması mümkün mü?”.

Yaşamımızda belki de Sarah Kane gibi insanlar var, vardı. Fakat hiçbirimiz onun sesine, onların çığlıklarına kulak vermedik. En çok üzen kısım da bu, Sarah Kane bu denli acı içinde kıvranırken niçin kimse ona el uzatmadı? Ya da uzatılmış ellere sığınamadı? Belki biz de birilerine elimizi uzatmıyoruz, onları yaşadıklarından dolayı bir kenarda tutuyoruz?

Kane’in yaşamının geri kalan kısmındaki planı sadece ölmek.
“-Herhangi bir planın var mı?
-Aşırı doz alıp, bileklerimi kesmek ve kendimi asmak.”

Kitabın başından sonuna kadar okuyucuyu etkileyen yazar, son cümlesinde de çaresizliğini, ölüme gidişini ifade ediyor…
“açın lütfen perdeleri…”
176 syf.
·1 günde
BU İNCELEME TAMAMEN ALINTIDIR. BİR MAKALENİN ÖZETLENMİŞ HALİDİR.KAYNAKÇAYI YAZININ SONUNDA BELİRTTİM.

En geniş tanımı ile Yüzleştirmeci Tiyatro (In-Yer-Face), izleyicisini ensesinden kavrayıp gerekli iletiyi alıncaya kadar onu sarsmayı amaçlayan tiyatrodur. Bu bakımdan duyarlılık tiyatrosudur: Gerek oyuncuları gerekse izleyicileri geleneksel tepkilerin ötesinde sarsma yoluna gider ve sinirlerin en uç noktalarına dokunarak korku ve panik uyandırır. Bu tiyatro şok taktikler kullanır ya da kendisi tamamen şaşırtmacaya dayalıdır. Oyunlarda şok ya da şaşırtmanın kullanılması daha derinlerde yatan anlamların irdelenmesinin bir yoludur.

Yüzleştirmeci Tiyatro’da kullanılan dil kirlidir, karakterler dile getirilemez konulan ele alıp konuşur, elbiselerini çıkarır, birlikte olurlar, birbirlerini utandırıp hakaret sınırlarını aşarlar, çok hoş olmayan duygular yaşarlar ve ansızın şiddete başvururlar. En önemlisi de bu tiyatro o kadar güçlü ve o kadar söylenmeyene, dile getirilmeyene yöneliktir ki sonunda izleyicileri tepki göstermeye zorlar. Çünkü yüzleşmek istenmeyen duygu ve düşünceler genellikle acı veren, korkutan, daha doğru bir deyişle hoş olmayan ve keskin duygulardır. Bu duygular hiçbir zaman izleyenleri ya da karşılaşan kişileri mutlu etmez, tersine rahatsız eder, koltuklarında oturan izleyiciler huzursuz olur çünkü tanık oldukları bu duygu ve düşüncelerin insanın yetisinde olduğunun tam anlamıyla bilincindedirler. Aynı rahatsızlık belki sinemada bu denli yoğun duyumsanmayabilir çünkü tiyatroda tüm bu eylemleri sergileyenler aynı ortamda izleyicilerle aynı havayı soluyan oyunculardır. Bu açıdan da sahnedeki olaylar ile ister istemez özdeşlik kurulması kaçınılmazdır.

1990’lı yıllarda sahnelenen oyunlardaki tüm hu özellikler geçmiş dönem oyunlarla kıyaslandığında söylenmeyeni söyleyen, gösterilmeyeni gösteren olması açısından yenilikçidir.

1971 yılında doğan ve 20 Şubat 1999'daki intiharına kadar geçen 28 yıllık bir yaşama sığdırdığı 5 oyunu ile 90’lı yılların ortalarında üzerinde en çok konuşulan ve oyunları büyük yankı uyandıran Sarah Kane, çoğu eleştirmen tarafından " Sahnenin kötü kızı” olarak adlandırılmıştır.

Sarah Kane'nin kısacık ömrüne rağmen 1990'lı yılların İngiliz Tiyatrosu'na katkısı büyüktür. Onun ilk oyunu olan Blasted' da 1993 yılında meydana gelen Bosna-Hersek Savaşı'ndan ilham aldığını söyler.

Blasted, uygar bir kimlik edinmiş insanın gerektiğinde neler yapabileceğini göstermesi bağlamında Yüzleştirmeci Tiyatro’nun özelliklerini içinde barındırır denebilir.

Kane, Blasted için şöyle der: “Benim oyunum midenin kaldıramayacağı ölçüde gerçeğin buğulu bir yansımasıdır.”

Bu oyunu yazma sürecinde Kane'in oyuna başlaması ile daha sonra oyunda değişiklikler yapması söz konusudur. Bu değişikliklerin nedenini Kane şöyle açıklar:
"Aslında bir otel odasında, aralarında güç bakımından çok fark olan bir kadın ve ona tecavüz eden bir adamı yazıyordum. Sonra beklenmedik bir şey oldu: Mart î 993'te daha oyunu yazmaya başladığım ilk haftalarda televizyonu açtım.Srebrenica kuşatma altındaydı. Yaşlı bir kadın kamera karşısında ağlıyordu. Lütfen birileri bir
şeyler yapsın diyordu. Kimsenin bir şey yapamayacağını iyi biliyordum. Birdenbire yazmaktaolduğum oyuna olan ilgimi tamamen kaybettim. Televizyonda gördüğüm şey tam da yazmak istediğimdi. Bu nedenle sorun şuydu: Daha ilgi, çekici olduğunu düşündüğüm bir konuya yönelerek oyunu bıraksam nasıl olurdu? Yavaş yavaş yazmakla olduğum oyunun tam da bu konu olduğunu anladım. Şiddetle, tecavüzle birbirlerini görünüşte seven ve tanıyan iki kişi arasında geçen olayları anlatıyordu. Böylece Leeds’teki bir otel odasındaki bir tecavüz ile Bosna’da olanlar arasındaki olası ilişki ne olur diye düşünüyordum. Ve ansızın bende jeton düştü Birisi tohum iken öteki ağaçtı. Savaş tohumlarının barış dönemlerindeki sözde uygarlıkta bulunabileceğini düşünüyorum. Ve Avrupa'nın göbeğinde meydana gelen şeyin çok ince olduğu ve her an kırıtabileceği düşüncesindeyim.”

* KAYNAK:
"YÜZLEŞTİRMECİ TİYATRO, SARAH KANE VE BLASTED"
Erdinç PARLAK, A. Gökhan BİÇER, Savaş YEŞİLYURT

**Oyunun Türkçe'sine şuradan ulaşabilirsiniz:
http://merkezgar.blogspot.com.tr/...e-1995-ilk-oyun.html
Ayrıca Türkçe'sinin pdf'sine internetten ulaşabilirsiniz.
176 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
"Blasted", Sarah Kane'nin In-yer-face Theatre(Suratına Tiyatro) eğiliminin en önemli örneklerinden biridir. Suratına Tiyatro, 1990'larda ortaya çıkmış bir eğilimdir, akım değildir. Bu tiyatronun amacı duyarsızlığa karşı savaşmaktır ve Sarah Kane gibi oyun yazarları şok tekniklerini çokça kullanmaktadırlar.
Suratına Tiyatro oyun yazarları daha çok savaş karşıtıdırlar çünkü 1990'larda meydana gelen Körfez ve Bosna-Hersek savaşları vardır. "Blasted" da zaten Bosna savaşı ile alakalıdır. Bununla ilgili Sarah Kane'nin açıklaması da vardır.
Suratına Tiyatro; adaletsizlik, tecavüz, küfür vb. bütün kötülükleri açıkça sahnede canlandırarak seyircide bir tür uyanış yaratmaya çalışır. Seyirciyi ensesinden yakalar ve tepki verene kadar onu sarsar.
Oyuncular sahnede ağza alınmayacak şeylerden bahseder, elbiselerini çıkarır, şiddet gösterirler. Amaç, seyirciye tepki verdirmektir.
Yani In-yer-face teatre, experimental olduğu kadar experiental'dır.
Oyunda 3 karakter vardır; Cate, Ian, Asker. Ian 45 yaşında bir gazetecidir. Cate ise 21 yaşında çocuksu bir karakterdir. Ian'nın biz problemli bir karakter olduğunu daha en başından görüyoruz. Irkçı, misogynist biri. Cate, sürekli nöbet geçiren, hayatta kalmaya çalışan ve humane(insancıl) bir karakter. Bu da onu ana karakter yapar. Asker ise savaştan dolayı travma yaşamış, duygusuz bir karakterdir. Ian'nın gözlerini yer, yatağı pisletir. Son derece rahatsız bir karakterdir. Oyunda Suratına Tiyatro'nun bütün özellik görebiliriz.
Oyunu evrensel yapan noktalar var ve bu noktalardan biri savaşı konu alması. Ve oyunun sonunda umut var, Ian ölürken "thank you" diyor. Ve üzerine yağmur damlaları düşüyor.

Sarah Kane, tabii ki Edward Bond ve Artaud'dan da etkilenmiş haliyle. :)

Daha yazılacak çok şey var ama klavyemin acizliğine uğruyorum...

Okuyun farklı bir eser. Eminim size farklı bir bakış açısı kazandıracaktır. :)
64 syf.
Yazar gerçek hayatta yirmi sekiz yaşında, yaklaşık yüz elli adet antidepresan, elli adet uyku ilacı alarak intihara teşebbüs ediyor. Hastaneye kaldırıyorlar. İki gün sonra ayağa kalkıyor. Gece ikide usulca, kimse görmeden hastanenin pis, köhne tuvaletine giderek kendini o pis, köhne tuvaletin kapısına ayakkabı bağcıklarıyla asıyor.

İşte yazarımız bu kitapla, ölmeden önce yaşadıklarını kelimelere dökmüş. Yani 75 dakikalık bir intihar mektubu yazmış...
176 syf.
İçinde şiddet unsurlarının bol ve çeşitli olduğu Sarah Kane oyunudur. Yazar postmodernism akımıyla yazmış olup, kendisi 28 yaşında yaşadığı travmalardan dolayı intihar etmiştir, yani bir nevi yaşamı edebiyatına yansıtmıştır. Oyun Britanya'da Leeds kentinin pahalı bi otel odasında geçmektedir. 45 yaşlarındaki muhabir Ian ile 21 yaşındaki çocuksu Cate arasında geçmektedir. Aralarındaki konuşmalar ve olaylar çarpıtıcı olup kitabın ortasında blasted -büyük bi patlama- meydana gelir. Cate bu sırada kaçarken, savaş buhranı yaşamış bir asker gelip yaşadığı olaylardan hınçlanıp acısını Ian'dan çıkarmaktadır. Tecavüzün, tacizin, küfrün, savaşın, yamyamlığın geçtiği bu kitap çok ses getirmiştir ve 95 yılında ortaya çıktığında oldukça eleştirilmiştir.

Yazarın biyografisi

Adı:
Sarah Kane
Unvan:
Oyun yazarı
Doğum:
3 Şubat 1971
Ölüm:
20 Şubat 1999
Sarah Kane, İngiliz oyun yazarı. Oyunları, aşkın kurtarıcılığı, cinsel arzu, acı ve fiziksel ve psikolojik işkence temaları üzerinedir.

Yazar istatistikleri

  • 11 okur beğendi.
  • 58 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 47 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.