Sayat Ayık

Sayat Ayık

Tasarımcı
8.9/10
12,5bin Kişi
·
64,3bin
Okunma
·
4
Beğeni
·
2.015
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
544 syf.
·23 günde·8/10 puan
Reşat Nuri'nin en çok okunan ve üzerine dizifilm çekilen eseridir. İlk olarak 1922 yılında bir gazetede yayımlanan bu romanı Atatürk'ün de çok sevdiği söylenir. İstanbul'lu öğretmen kızın Anadolu'nun ücra yerlerindeki macerası anlatılmaktadır. Biraz aşk biraz imkansızlık var romanın ana temasında. Modern döneme girmeye çalışan Anadolu'nun sefaleti de işlenmiş. Gayet akıcı giden roman kitaplığınızda bulunabilir. Yazarın diğer kitabı Acımak'ı da tavsiye ederim.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
540 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10 puan
Eğer Çalıkuşu'nu tek bir kelime ile anlatacak olsaydım bu kelime kesinlikle "naif" olurdu. Sanki okurken kitabı incitmek istemedim, Feride ile hüzünlendim, Feride ile çocuklaştım, yüreğim Feride ile bir attı. Türk edebiyatının en önemli romanlarından olduğu malumumuz; okumayı sevsin sevmesin, yaşı kaç olursa olsun isteyen herkesin çok rahat bitireceği, daha doğrusu bitirmek istemeyeceği eşsiz bir eser.

Tek şikayetim Feride ve Kamran sahnelerine doymamamdır, keşke o güzelim aşkı daha fazla sayfada okusaydık.. :)
544 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Her insanın bir başucu kitabı olmalı. Canı sıkılınca okuyup kendini iyi hissedeceği bir kitap. Bana başucu kitabın ne, diye sorduklarında hiç düşünmeden Çalıkuşu diyorum. İlk okuduğum ortaokul günlerinden sonra ne zaman canım sıkılsa, kötü hissetsem defalarca okuduğum ve her seferinde aynı heyecanı ve zevki aldığım tek kitap. Hayatımın dönüm noktası olan, bu sayede mesleğimi belirlediğim kitap... Reşat Nuri tüm kitaplarında olduğu gibi bu kitabında da Anadolu’yu, öğretmenliğin fedakarlıklarını ve savaş dönemini içine nahif bir aşk ekleyerek öyle güzel işliyor ki siz de o kahramanlardan biri oluyorsunuz. Kitap içine öyle çekiyor ki onlarla
üzülüp onlarla seviniyorsunuz. Herkesin mutlaka okuması gereken, okumayan tek bir kişinin bile kalmaması gereken mükemmel bir kitap.
408 syf.
·10 günde·10/10 puan
Aşk, edebiyatta her zaman vardır; dönemlere ve akımlara bağlı olarak bazen az, bazen çok ele alınsa da aşk, edebiyatın en temel konusu olmuştur. Vaziyet böyle olunca aşk, Adem’e şiir de yazdırır, roman da yazdırır olmuş. La Rochefoucauld’un “Edebiyat olmasaydı aşk olmazdı.” Sözü ekseriya zihnimi meşgul etmiştir ve ben, onun bu düşüncesinin tersine; Aşk olmasaydı edebiyat olmazdı düşüncesini daha makul bulmuşumdur. Şimdi burada aşk nedir? diye bir tartışma başlatsak zannediyorum ki, her yorum getiren birey kadar, farklı tanımlar doğacaktır. Kaldı ki, bir aşk romanı veya şiiri okuduğumuzda dahi farklı anlamlar çıkarmamızda bundan kaynaklı değil midir?

Aşk dedim, edebiyat dedim ama hasılı, ne demek istedim ya da nereye varmak istedim, haklı olarak anlam veremediniz. Lütfen bu boş lakırdılarımı maruz görünüz ya da görmeniz lazım gelir mi demeliyim bilmiyorum. Çünkü ben on gündür Çalıkuşu’nun o zorlu hayatına tanıklık ediyor, onunla hüzünleniyor, şimdiki hayatımdan sıyrılıp onun hayatında önemsiz bir parça eşya olabilmenin hayalini kuruyor ya da ona, yaşadıklarına nazaran bir teselli bulmak istiyorum biçare vaziyette. İçinize işleyen şarkılar vardır, nasıl örnek versem… Belki Ezgi’nin Leyla türküsü gibi… Sözleriyle yüreğinize işleyen, müziği ile sizi alıp farklı diyarlara götüren şarkılar gibi…

Çalıkuşu tam da böyle bir eser alıp sizi farklı diyarlara götürecek türden… Öyle bir eser ki anlatacaklarımı anlatamayıp, her cümlenin ardına üç nokta koymama neden bir eser… Eser, öylesine içten öylesine samimi ki; faraza kitabı açacak olsam Feride’nin ruhu ile karşılaşıyor, tüm bu yaşadıklarından dolayı ondan defalarca özür dileyesim geliyor tüm suçlu benmişim gibi.

Çalıkuşunu pamuklara sarıp, saklayıp koruyasım geliyor, öylesine güzel öylesine naif, öylesine…

Hayattan sıkılıp ya da hayatın acımasızlıklarına karşı direnemeyen bütün iyi yürekli insanlara öneririm.
544 syf.
·7 günde·Puan vermedi
Cumhuriyet döneminde öğretmenliği anlatan muhteşem bir başyapıt ve Gazi Mustafa Kemal'in de başucu kitabı olan bir eseridir.Türk edebiyatının en tepedeki klasiklerinden biri.
Zengin ve şımarık bir İstanbul kızının aşk acısından kaçmak için gittiği Anadolu'da olgunlaşıp, tam bir idealist, aydın öğretmene dönüşümünü anlatan çok güzel bir eser.
Eser, her ne kadar Feride ile Kamran'ın aşk romanı olarak görünse de aslında Reşat Nuri'nin Anadolu ve Anadolu insanının geri kalmışlığına dikkat çektiği, seçilmiş aydın,idealist kahramanların cehalet ve gericilerle mücadelesini işlediği genel sanat anlayışını yansıtan en iyi örneği. Kalın bir kitap olmasına rağmen çok akıcı bir dili var.

~ "Sorsan etle tırnak gibiyiz ama nedense hep tırnak benim. Uzadıkça kesilen, kesildikçe atılan."
544 syf.
İNSAN RUHU NE ANLAŞILMAZ BİR MUAMMA!

Bonjour, Reşat Nuri Güntekin beyciğim. Beni ''Acımak'' kitabından hatırlarsınız. Sizinle tanışma keyfine orada erişmiş idim. Şimdi ise Atatürk'ün okuduğu bilhassa en sevdiği kitap ile karşıma çıkıyorsunuz ve iddianızı daha ilk sayfalardan ileri sürüyorsunuz. Evet sayın Güntekin bu kitapla da beni müthiş surette dağıtmış bulunmaktasınız. Sizi çok seveceğim geldi. 10 bin sayfa yazsanız bu kitap yine kendini okuturdu emin olun.

Bu roman, bir aşk hikayesinden çok fazlası demek. Bu roman hepsinden öte kadının ikinci plana atıldığı ve hırpalandığı bir ortamda minnacık güzeller güzeli bir çalıkuşunun ayakta kalışını, acımasız yaşama karşı sergilediği duruşu ifade eder.

Reşat Nuri'yi az çok hepimiz tanırız, biliriz. Çalıkuşu'ndan, Yaprak Dökümü'nden. Ancak özyaşam öyküsü hakkında eminim ki pek çoğumuz bilgi sahibi değiliz. Harika bir yazar olmasının yanısıra Çanakkale milletvekili, Fransızca öğretmeni ve büyükelçilik yapmıştır. Anadolu'yu karış karış gezen ve vatanını çok seven biri olan Reşat Nuri’ye doğduğu topraklarda vefat etmek nasip olmamış. Karacaahmet mezarlığındadır naaşı. Reşat Nuri'yi 7'den 70'e her kesimin rahatça okuyabilmesinin en değerli sebebi eserlerinde kullandığı konuşma dili elbette. Bir kısmı ikinci kez dönüp okuduğunuz çok nadir oluyor. Romanları ile alakalı soruya şöyle cevap veriyor: ''konu, pek ilkel şekilde aklıma gelir. Hiçbir zaman, hemen derhal bu konunun planını yapıp da yazmaya başladığım vaki değildir. Bulduğum konuyu, zihnimde bir kenara atarım. Onu francala hamuru gibi kendi kendine kabarması için uzun müddet bırakırım. Çok defa aradan birçok senenin geçtiği de olur. Bu müddet zarfında konuda bazı ilaveler yaparım. Bazı kısımlarını atarım, çıkarırım.''

Şimdi bunu okuyunca sormadan edemedim kendime acaba neleri çıkardı ya da ekledi de bu haliyle çıktı karşımıza Çalıkuşu. Okurken güldüğüm, iç geçirdiğim, tebessüm ettiğim, heyecanlandığım bir çok yer oldu. Aklıma hep Atatürk geldi. Ne hissetti, ne düşündü bunları okurken diye düşünmeden edemedim.

Jane Eyre kitabı ile birçok benzerlik gösteriyor Çalıkuşu. Muhakkak bir benzerlik, aynı kader örgüsü. Kesin suretle ayrılan vakalar olduğu gibi kesinkes bağdaşan olgular da mevcut. Bir de ne dikkatimi çektimi biliyor musunuz? Sene olmuş 2019! Dünya dili İngilizce, şartlar o biçim. Yani isteyen her birey bir şekilde İngilizce'yi öğrenebilir. Zamanında Fransızca'nın cazibesi bir kısım Osmanlı ve Türkiye'nin ilk başlarında ülkemizde vakıf dilmiş. Yani düşünün Fransız okullarının yanı sıra hiç adını bilmediğimiz yerlerde bile Fransızca dersi verilirmiş. Şimdi 1900'lü yılların başlarında oluşan bilgi ortamına bakınız bir de şimdiki zamana. Bu şimdiki zamana ''ing'' takısı taksan kaçar uzaklaşır. Öyle bir fena.

Evet Reşat Nuri Güntekin beyciğim, şimdi haddim olmadan size bir kaç eleştiri getireceğim müsaadenizle. Acaba konuları işlerken bir çok ilaveler yapıp kısımları çıkarırken bazı hatalar mı vuku buldu. Ah bu tesadüfler beni öyle bir yordu ki anlatamam. Yahu koskoca Türkiye, gezilen onca il, onca nahiyede karşılaşılan bunca tesadüfler teesüflere intikal ettiler. Böyle kaybolmuş gitmişken derinlere öyle bir açığa çıkmış bulundum ki. Neyse olur böyle şeyler, şartlar da diyemiyorum, diyemem. Beklenti arşa çıkmışken hele hiç olmaz. Bu da nazarı olsun eserinizin.

Evet bir diğer konuya gelince sene 1100, 1200, 1300, 1900, 2000, 2018 hiç farketmiyor. Yav biz de gerçekten bir sıkıntı var çözemiyorum. Belli bir plan içinde ilerliyoruz gibi. Yani kötülükler babadan oğula geçmiş, miras kalmış bizlere. Atalarımız bize onca söz, onca güzellikler bırakmış eyvallah. Hatta edebiyatını da çok iyi yapıyoruz, en iyisi biziz, en güzeli, en hatasızı. Ancak konu çıkara gelince bir çok şeyi çıkarıyoruz içimizden: haya, edep, vefa, vicdan. Çalıkuşu, uğradığı ihanete istinaden sevdiğinden, sevdiklerinden, İstanbul'undan kaçıp gidiyor yaban ellere. Ancak sığmıyor, sığdıramıyorlar onu. Kötülük, öyle durduğu gibi durmuyor içte, dilde. Salıveriyor zehrini dışarlara. Ne kadar sinirleniyorum ben böyle şeylere! Dedikodunuz batsın, çekemezliğiniz batsın, çıkarınız batsın!

Sonra söylemek isteyipte içimde kalan ne diye düşünüyorum, sanırım susacağım. Çünkü yazdıklarımın okunmadan beğenilmesini istemiyorsam susmalıyım. :) O kadar iç döktük, emek verdik değil mi?

Buraya kadar geldiyseniz, okuduğunuz için teşekkür ederim. İyi okumalar diliyorum.
https://www.youtube.com/watch?v=rASV7F-umxo

Bu dizeler, yürekten akmış. Bunun yazarlıkla alakası yok. Bunları ancak hissederek yazarsın:

''Bu son ayrılık saatinde niçin hakikati saklamalı? Bu okumayacağın defteri ben senin için yazdım Kâmran. Evet, ne söyledim, ne yazdımsa hep senin içindi. Yanlış, çok yanlış bir iş tuttuğumu bugün artık itiraf edeceğim. Ben, her şeye rağmen seninle mesut olabilirdim. Evet, her şeye rağmen seviliyordum, sevildiğimi de bilmiyor değildim; fakat bu bana kâfi gelmedi, istedim ki çok, pek çok sevileyim, kendi sevdiğim kadar değilse bile -çünkü buna imkân yok- ona yakın sevileyim. Bu kadar sevilmeye benim hakkım var.mıydı? Zannetmem Kâmran. Ben, küçük, cahil bir kızdım. Sevmenin, kendini sevdirmenin de bir yolu var, değil mi Kâmran? Halbuki ben bunları hiç, hiç bilmiyordum.''

''Kâmran, ben, seni sevmesini, senden ayrıldıktan sonra öğrendim. Hatta yaptığım tecrübelerle, başkalarını sevmekle sanma sakın. Gönlümün içindeki derin, hazin, ümitsiz hayalini sevmekle.''

''Kâmran, biz asıl bugün birbirimizden ayrılıyoruz. Ben, asıl bugün dul kalıyorum... Bütün olan, geçen şeylere rağmen, sen yine bir parça benimdin; ben bütün ruhumla senin...''
541 syf.
·10 günde·Beğendi·10/10 puan
Feride; Çalıkuşu, İpekböceği ve Gülbeşeker hepsi oldun ama en çok da Çalıkuşu'ydun ruhun ve vücudun kaç yaşında olursa olsun. Yaşadığın onca acı ve ızdıraba, kendin kabullenemesen de içini yiyip bitiren o hazin sevdaya rağmen hiç pes etmeden geçirdiğin yıllar... Kendini adadığın çocuklar, sevgini paylaştığın insanlar hepsi seni bir parça mesut etti ama hep bir şey eksikti içinde ve o eksik şeyin hep üzerini örtmeye, görmezden gelmeye calistin. Fakat hayat bu beklemediğin birçok garip, hazin bazen de birbirinden güzel şeylerle karşılaştın. Ve hayatımıza bir Çalıkuşu'nun girmesine de vesile oldun.

İnsanın hayatı boyunca unutamayacağı nadide eserler vardır ya sen onlardan biri, hatta baştacı olacaksın.

Benim gibi kalın kitaplara hayli mesafeli yaklaşan birine bile keşke bitmeseydi ne olurdu diye hüzünlendirecek kadar etkin bir yere sahip oldun. 541 sayfadan çok daha fazlasısın...

Okuyun, okutturun, bu eser inanıyorum ki çok daha fazlasını hakediyor. Selametle.
544 syf.
·9 günde·Puan vermedi
Reşat Nuri’nin 1922 yılında Vakit gazetesinde yayımlanan romanıdır. Aslında İstanbul Kızı adı ile dört perdelik bir oyun olarak hazırlanmış, ancak uzun olduğu için romana çevrilmiştir.

Atatürk Çalıkuşu için arkadaşlarına “Biliyor musunuz, dün gece Reşat Nuri Bey’in Çalıkuşu romanını okumaya başladım. Çok beğendim. İhmal edilmiş Anadolu’yu ve genç bir hanım öğretmenin yaşadığı zorlukları ne güzel anlatmış. Bitirince İsmet’e vereceğim, sonra sizler de okuyun.” demiştir. Ve daha sonra ise bu romanı başucundan ayırmadığı söylenmektedir.

Kitap son kısmı hariç olmak üzere günlük şeklinde yazılmış. Kitabın ana kahramanı olan Feride’nin yalnızca bir kurgusal karakter değil de Feride Polat isimli bir şahıs olduğu savunulmaktadır. Reşat Nuri Bursa’ da görev yaparken Zeyniler köyünü çok sık ziyaret ettiği ve bir gün ağaçta duran bir kız çocuğu görüp ona “Çalıkuşu düşersin, düşeceksin, in aşağıya” diye seslendiği ve bu küçük kızı romanın ana kahramanı olarak seçtiği yönünde bir takım söylemler mevcuttur.

Reşat Nuri’nin yazım tarzına baktığımız zaman oldukça canlı bir anlatımı olduğunu görüyoruz. Sanki bütün olaylar yaşanırken, bende orada, bir köşede oturmuş olanları izliyormuş hissiyle okudum.

Realist tarzını da yansıtmayı unutmamış, Anadolu’nun bütün gerçeklerini gözler önüne sermişti. Özellikle bu kısımları çok üzülerek okudum. Bir kadının eğer kimsesi yoksa ona nasıl da tabiri caizse “sahipsiz” gözüyle bakıldığına, birilerine yamamaya çalışıldığına, zihniyeti bozuk bir erkeğin nasıl da bu sözde sahipsiz kadının bedeni üzerinde söz hakkı olabilirmiş gibi davranmaya çalıştığına üzülerek şahit oldum. On üç yaşındaki küçücük kızlara gelin olacak gözüyle bakıldığına şahit oldum. O dönemi düşündüğümüz zaman Anadolu’nun yüz kızartıcı bir gerçeğiydi bu.

Bunun dışında içinizi ısıtacak bir aşk hikayesi okuyacaksınız. Bitirdiğinizde kirpikleriniz birazcık ıslanmış, veyahut ağlamış olabilirsiniz. Çünkü beni ağlatan iki kitap vardı, üç oldu. Tavsiyedir, iyi okumalar.
544 syf.
·3 günde·9/10 puan
Atatürk’ün başucu romanı olarak da bilinen “Çalıkuşu” Reşat Nuri’nin en ünlü eserlerindendir.

Küçük yaşta annesini ve babasını kaybeden genç bir öğretmen olan Feride’nin hayatını, aşkını ve Anadolu halkının yaşamını okuyoruz.

Romanda ağırlıklı olarak Anadolu insanını gözlemlesek de, Batı kültüründe yetişen Feride vasıtasıyla ikisi arasındaki farkları da gözlemleyebiliyoruz.

Yazar, akıcı bir dil ve sade bir üslup sayesinde, okurla roman arasındaki bağları sağlam tutuyor.

Karakter olarak ön planda olanlar Feride ve Kâmran olsa da bence romanda Munise’nin de önemli bir yeri var. Feride’ye hayat arkadaşlığı ediyor, adeta beraber büyüyorlar.

Roman bir diziye uyarlanmış fakat araştırdığım kadarıyla dizi ve roman arasında ana konu dışında bir bağlantı yok. Kitaba bağlı kalınmamış olduğunu duydum. Bu duruma şaşırmıyoruz. Roman her zaman uyarlamadan iyidir.

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 4 okur beğendi.
  • 64,3bin okur okudu.
  • 987 okur okuyor.
  • 15,6bin okur okuyacak.
  • 749 okur yarım bıraktı.