Sayat Ayık

Sayat Ayık

Tasarımcı
8.9/10
9.470 Kişi
·
47.059
Okunma
·
1
Beğeni
·
1150
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
540 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Eğer Çalıkuşu'nu tek bir kelime ile anlatacak olsaydım bu kelime kesinlikle "naif" olurdu. Sanki okurken kitabı incitmek istemedim, Feride ile hüzünlendim, Feride ile çocuklaştım, yüreğim Feride ile bir attı. Türk edebiyatının en önemli romanlarından olduğu malumumuz; okumayı sevsin sevmesin, yaşı kaç olursa olsun isteyen herkesin çok rahat bitireceği, daha doğrusu bitirmek istemeyeceği eşsiz bir eser.

Tek şikayetim Feride ve Kamran sahnelerine doymamamdır, keşke o güzelim aşkı daha fazla sayfada okusaydık.. :)
408 syf.
·10 günde·10/10
Aşk, edebiyatta her zaman vardır; dönemlere ve akımlara bağlı olarak bazen az, bazen çok ele alınsa da aşk, edebiyatın en temel konusu olmuştur. Vaziyet böyle olunca aşk, Adem’e şiir de yazdırır, roman da yazdırır olmuş. La Rochefoucauld’un “Edebiyat olmasaydı aşk olmazdı.” Sözü ekseriya zihnimi meşgul etmiştir ve ben, onun bu düşüncesinin tersine; Aşk olmasaydı edebiyat olmazdı düşüncesini daha makul bulmuşumdur. Şimdi burada aşk nedir? diye bir tartışma başlatsak zannediyorum ki, her yorum getiren birey kadar, farklı tanımlar doğacaktır. Kaldı ki, bir aşk romanı veya şiiri okuduğumuzda dahi farklı anlamlar çıkarmamızda bundan kaynaklı değil midir?

Aşk dedim, edebiyat dedim ama hasılı, ne demek istedim ya da nereye varmak istedim, haklı olarak anlam veremediniz. Lütfen bu boş lakırdılarımı maruz görünüz ya da görmeniz lazım gelir mi demeliyim bilmiyorum. Çünkü ben on gündür Çalıkuşu’nun o zorlu hayatına tanıklık ediyor, onunla hüzünleniyor, şimdiki hayatımdan sıyrılıp onun hayatında önemsiz bir parça eşya olabilmenin hayalini kuruyor ya da ona, yaşadıklarına nazaran bir teselli bulmak istiyorum biçare vaziyette. İçinize işleyen şarkılar vardır, nasıl örnek versem… Belki Ezgi’nin Leyla türküsü gibi… Sözleriyle yüreğinize işleyen, müziği ile sizi alıp farklı diyarlara götüren şarkılar gibi…

Çalıkuşu tam da böyle bir eser alıp sizi farklı diyarlara götürecek türden… Öyle bir eser ki anlatacaklarımı anlatamayıp, her cümlenin ardına üç nokta koymama neden bir eser… Eser, öylesine içten öylesine samimi ki; faraza kitabı açacak olsam Feride’nin ruhu ile karşılaşıyor, tüm bu yaşadıklarından dolayı ondan defalarca özür dileyesim geliyor tüm suçlu benmişim gibi.

Çalıkuşunu pamuklara sarıp, saklayıp koruyasım geliyor, öylesine güzel öylesine naif, öylesine…

Hayattan sıkılıp ya da hayatın acımasızlıklarına karşı direnemeyen bütün iyi yürekli insanlara öneririm.
544 syf.
İNSAN RUHU NE ANLAŞILMAZ BİR MUAMMA!

Bonjour, Reşat Nuri Güntekin beyciğim. Beni ''Acımak'' kitabından hatırlarsınız. Sizinle tanışma keyfine orada erişmiş idim. Şimdi ise Atatürk'ün okuduğu bilhassa en sevdiği kitap ile karşıma çıkıyorsunuz ve iddianızı daha ilk sayfalardan ileri sürüyorsunuz. Evet sayın Güntekin bu kitapla da beni müthiş surette dağıtmış bulunmaktasınız. Sizi çok seveceğim geldi. 10 bin sayfa yazsanız bu kitap yine kendini okuturdu emin olun.

Bu roman, bir aşk hikayesinden çok fazlası demek. Bu roman hepsinden öte kadının ikinci plana atıldığı ve hırpalandığı bir ortamda minnacık güzeller güzeli bir çalıkuşunun ayakta kalışını, acımasız yaşama karşı sergilediği duruşu ifade eder.

Reşat Nuri'yi az çok hepimiz tanırız, biliriz. Çalıkuşu'ndan, Yaprak Dökümü'nden. Ancak özyaşam öyküsü hakkında eminim ki pek çoğumuz bilgi sahibi değiliz. Harika bir yazar olmasının yanısıra Çanakkale milletvekili, Fransızca öğretmeni ve büyükelçilik yapmıştır. Anadolu'yu karış karış gezen ve vatanını çok seven biri olan Reşat Nuri’ye doğduğu topraklarda vefat etmek nasip olmamış. Karacaahmet mezarlığındadır naaşı. Reşat Nuri'yi 7'den 70'e her kesimin rahatça okuyabilmesinin en değerli sebebi eserlerinde kullandığı konuşma dili elbette. Bir kısmı ikinci kez dönüp okuduğunuz çok nadir oluyor. Romanları ile alakalı soruya şöyle cevap veriyor: ''konu, pek ilkel şekilde aklıma gelir. Hiçbir zaman, hemen derhal bu konunun planını yapıp da yazmaya başladığım vaki değildir. Bulduğum konuyu, zihnimde bir kenara atarım. Onu francala hamuru gibi kendi kendine kabarması için uzun müddet bırakırım. Çok defa aradan birçok senenin geçtiği de olur. Bu müddet zarfında konuda bazı ilaveler yaparım. Bazı kısımlarını atarım, çıkarırım.''

Şimdi bunu okuyunca sormadan edemedim kendime acaba neleri çıkardı ya da ekledi de bu haliyle çıktı karşımıza Çalıkuşu. Okurken güldüğüm, iç geçirdiğim, tebessüm ettiğim, heyecanlandığım bir çok yer oldu. Aklıma hep Atatürk geldi. Ne hissetti, ne düşündü bunları okurken diye düşünmeden edemedim.

Jane Eyre kitabı ile birçok benzerlik gösteriyor Çalıkuşu. Muhakkak bir benzerlik, aynı kader örgüsü. Kesin suretle ayrılan vakalar olduğu gibi kesinkes bağdaşan olgular da mevcut. Bir de ne dikkatimi çektimi biliyor musunuz? Sene olmuş 2019! Dünya dili İngilizce, şartlar o biçim. Yani isteyen her birey bir şekilde İngilizce'yi öğrenebilir. Zamanında Fransızca'nın cazibesi bir kısım Osmanlı ve Türkiye'nin ilk başlarında ülkemizde vakıf dilmiş. Yani düşünün Fransız okullarının yanı sıra hiç adını bilmediğimiz yerlerde bile Fransızca dersi verilirmiş. Şimdi 1900'lü yılların başlarında oluşan bilgi ortamına bakınız bir de şimdiki zamana. Bu şimdiki zamana ''ing'' takısı taksan kaçar uzaklaşır. Öyle bir fena.

Evet Reşat Nuri Güntekin beyciğim, şimdi haddim olmadan size bir kaç eleştiri getireceğim müsaadenizle. Acaba konuları işlerken bir çok ilaveler yapıp kısımları çıkarırken bazı hatalar mı vuku buldu. Ah bu tesadüfler beni öyle bir yordu ki anlatamam. Yahu koskoca Türkiye, gezilen onca il, onca nahiyede karşılaşılan bunca tesadüfler teesüflere intikal ettiler. Böyle kaybolmuş gitmişken derinlere öyle bir açığa çıkmış bulundum ki. Neyse olur böyle şeyler, şartlar da diyemiyorum, diyemem. Beklenti arşa çıkmışken hele hiç olmaz. Bu da nazarı olsun eserinizin.

Evet bir diğer konuya gelince sene 1100, 1200, 1300, 1900, 2000, 2018 hiç farketmiyor. Yav biz de gerçekten bir sıkıntı var çözemiyorum. Belli bir plan içinde ilerliyoruz gibi. Yani kötülükler babadan oğula geçmiş, miras kalmış bizlere. Atalarımız bize onca söz, onca güzellikler bırakmış eyvallah. Hatta edebiyatını da çok iyi yapıyoruz, en iyisi biziz, en güzeli, en hatasızı. Ancak konu çıkara gelince bir çok şeyi çıkarıyoruz içimizden: haya, edep, vefa, vicdan. Çalıkuşu, uğradığı ihanete istinaden sevdiğinden, sevdiklerinden, İstanbul'undan kaçıp gidiyor yaban ellere. Ancak sığmıyor, sığdıramıyorlar onu. Kötülük, öyle durduğu gibi durmuyor içte, dilde. Salıveriyor zehrini dışarlara. Ne kadar sinirleniyorum ben böyle şeylere! Dedikodunuz batsın, çekemezliğiniz batsın, çıkarınız batsın!

Sonra söylemek isteyipte içimde kalan ne diye düşünüyorum, sanırım susacağım. Çünkü yazdıklarımın okunmadan beğenilmesini istemiyorsam susmalıyım. :) O kadar iç döktük, emek verdik değil mi?

Buraya kadar geldiyseniz, okuduğunuz için teşekkür ederim. İyi okumalar diliyorum.
https://www.youtube.com/watch?v=rASV7F-umxo

Bu dizeler, yürekten akmış. Bunun yazarlıkla alakası yok. Bunları ancak hissederek yazarsın:

''Bu son ayrılık saatinde niçin hakikati saklamalı? Bu okumayacağın defteri ben senin için yazdım Kâmran. Evet, ne söyledim, ne yazdımsa hep senin içindi. Yanlış, çok yanlış bir iş tuttuğumu bugün artık itiraf edeceğim. Ben, her şeye rağmen seninle mesut olabilirdim. Evet, her şeye rağmen seviliyordum, sevildiğimi de bilmiyor değildim; fakat bu bana kâfi gelmedi, istedim ki çok, pek çok sevileyim, kendi sevdiğim kadar değilse bile -çünkü buna imkân yok- ona yakın sevileyim. Bu kadar sevilmeye benim hakkım var.mıydı? Zannetmem Kâmran. Ben, küçük, cahil bir kızdım. Sevmenin, kendini sevdirmenin de bir yolu var, değil mi Kâmran? Halbuki ben bunları hiç, hiç bilmiyordum.''

''Kâmran, ben, seni sevmesini, senden ayrıldıktan sonra öğrendim. Hatta yaptığım tecrübelerle, başkalarını sevmekle sanma sakın. Gönlümün içindeki derin, hazin, ümitsiz hayalini sevmekle.''

''Kâmran, biz asıl bugün birbirimizden ayrılıyoruz. Ben, asıl bugün dul kalıyorum... Bütün olan, geçen şeylere rağmen, sen yine bir parça benimdin; ben bütün ruhumla senin...''
541 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Herkese nükseden çeşitli duygular vardır.
Severiz, üzülürüz, aşık oluruz... Bir şekilde bu duyguları kontrol altına almaya​ çalışırız.
Peki Çalıkuşu'nun yerine olsak.. Veya Gülbeşeker'in.. Ya da İpekböceği'nin...
Biz bu duygularımızı nasıl yönlendirirdik acaba?
Kitaba: Aşk, sevgi, merhamet, şefkat, acıma, ayrılık, ihanet, gurur, güzellik, yalnızlık, kıskançlık, gurbet gibi çokça tema hakim.
Bütün bu duyguların bir bedende fazlaca yaşanması insanı nasıl bir bitmişlik ve tükenmişliğe iter?
Ama o hoppa, yaramaz, küçük Çalıkuşu her yaşta bu duygulara baş kaldırmasını biliyor. Genellikle de hırçınlık başgöstererek bunu yapıyor.

Kitabı okurken Feride'nin bütün duygularına hakim olmamak işten değil. Adeta bizi elimizden tutup kitaba bağlayarak siz anlayın halimi, derdime ortak olun diyor. Okadar samimi kaleme alınmış ki bağlanmamak mümkün değil.

Bu güzel kitap, Reşat Nuri ile başlayan ilk serüvenim oldu. Bir şans olarak karşıma çıkmasaydı belki daha tanımayacaktım kendisini. Ve gerek cümle yapısı, gerek anlatış tarzıyla çok kaliteli.

Çalıkuşu, zamanında 4 perdelik bir oyun olarak "İstanbul Kızı" adıyla yazılmışken 1922 yılında, Vakit Gazetesinde​ "Çalıkuşu" adıyla roman olarak yayınlanmış ve büyük ilgi uyandırmıştır.
Duygusal olarak ağırlıkta gibi gözükse de toplumsal ve eleştirel bir yapısı da vardır.
Arkaplanda Osmanlı'yı gözler önüne serer. Dönemin siyasal, sosyal ve toplumsal yapısını da bizlere hissettirir.
Memurların sorumsuz tavırlarından, Müdürlerin insanlara karşı takındığı aşağılayıcı hallerden bürokrasideki çarpıklığı da görürüz.
Anadolu halkının yoksulluğunu, cehaletini, bağnaz yapısının da kitaba serpiştirildiğini unutmamak lazım. Aynı zamanda da yeni ve modern yaşama atılan bebek adımları da var.

Ve en önemlisini unutuyordum; Paşa'mın en sevdiği roman olduğu söyleniyor.

Tam okunası bir kitap.
Gerçek aşkı bulacaksınız sayfaları arasında. Sevgiyi, üzüntüyü, ayrılığı, ihaneti... Hepsi mevcut..

Eğer tanımıyorsanız, o ince daldaki kendi türküsünü çığıran Çalıkuşu'nu bir tanıyın. :)
544 syf.
·9 günde·Puan vermedi
Reşat Nuri’nin 1922 yılında Vakit gazetesinde yayımlanan romanıdır. Aslında İstanbul Kızı adı ile dört perdelik bir oyun olarak hazırlanmış, ancak uzun olduğu için romana çevrilmiştir.

Atatürk Çalıkuşu için arkadaşlarına “Biliyor musunuz, dün gece Reşat Nuri Bey’in Çalıkuşu romanını okumaya başladım. Çok beğendim. İhmal edilmiş Anadolu’yu ve genç bir hanım öğretmenin yaşadığı zorlukları ne güzel anlatmış. Bitirince İsmet’e vereceğim, sonra sizler de okuyun.” demiştir. Ve daha sonra ise bu romanı başucundan ayırmadığı söylenmektedir.

Kitap son kısmı hariç olmak üzere günlük şeklinde yazılmış. Kitabın ana kahramanı olan Feride’nin yalnızca bir kurgusal karakter değil de Feride Polat isimli bir şahıs olduğu savunulmaktadır. Reşat Nuri Bursa’ da görev yaparken Zeyniler köyünü çok sık ziyaret ettiği ve bir gün ağaçta duran bir kız çocuğu görüp ona “Çalıkuşu düşersin, düşeceksin, in aşağıya” diye seslendiği ve bu küçük kızı romanın ana kahramanı olarak seçtiği yönünde bir takım söylemler mevcuttur.

Reşat Nuri’nin yazım tarzına baktığımız zaman oldukça canlı bir anlatımı olduğunu görüyoruz. Sanki bütün olaylar yaşanırken, bende orada, bir köşede oturmuş olanları izliyormuş hissiyle okudum.

Realist tarzını da yansıtmayı unutmamış, Anadolu’nun bütün gerçeklerini gözler önüne sermişti. Özellikle bu kısımları çok üzülerek okudum. Bir kadının eğer kimsesi yoksa ona nasıl da tabiri caizse “sahipsiz” gözüyle bakıldığına, birilerine yamamaya çalışıldığına, zihniyeti bozuk bir erkeğin nasıl da bu sözde sahipsiz kadının bedeni üzerinde söz hakkı olabilirmiş gibi davranmaya çalıştığına üzülerek şahit oldum. On üç yaşındaki küçücük kızlara gelin olacak gözüyle bakıldığına şahit oldum. O dönemi düşündüğümüz zaman Anadolu’nun yüz kızartıcı bir gerçeğiydi bu.

Bunun dışında içinizi ısıtacak bir aşk hikayesi okuyacaksınız. Bitirdiğinizde kirpikleriniz birazcık ıslanmış, veyahut ağlamış olabilirsiniz. Çünkü beni ağlatan iki kitap vardı, üç oldu. Tavsiyedir, iyi okumalar.
544 syf.
·19 günde·9/10
Dostlar, öncelikle bahsetmekte fayda var ki, kitabın içeriğinden alıntılar paylaşacağım. Sanıyorum, okursanız "spoiler" denecek kadar aklınızda kalmaz ve okuma zevkinizi zedelemez.

Reşat Nuri Güntekin'in biçare Çalıkuşuyla kah gülüp kah hüsrana yelken açtığımız hikayesinde; bir ilkokul öğretmeninin çocukluktan başlayan hikayesini macera cihetinden eline almış ve aksiyonu bol bir hikaye yazmış...

Kitabı ilk elime aldığımda 544 sayfa oluşu, beni biraz korkuttu. Bende de öyle bir huydur var ki; kitap ne kadar çekilmez olursa olsun, o kitabı bitirmeliyim. Bu kitaba da böyle bir sebepten ötürü, bir hayli çekincelerle yaklaşmıştım "ya zamanımı öldürürse" diye. Lakin sergüzeşti bol, dolu dolu bir hikaye ile Feride'nin 544 sayfalık öyküsüne ortak oldum.

Bu kadar macera ve sürükleyiciliğin içinde, bol bol yeni kelimeler ile tanışacaksınız hatta bazı kelimelerin cevaplarını internette bile bulamayıp tam veda etmeye niyetlenirken, hikayedeki akıcılık ve betimleme sizi sürükleyerek, tekrar kendine çekecektir. Birde kitabı okurken, yanınızda bir sözlük bulundurmak sizin için ziyadesiyle faydalı olacaktır. O güzel anlatımdan da bir kesit vermek gerekirse :

"Erik ağacı tam kafesin karşısındaydı. Kuşlar, boncuk gibi parlıyor, gözlerini güneşe dikerek ötüşüyorlardı. Ben ıslık çalarak onları taklit ediyor, ince bir dalın üstünde salıncakta gibi sallanıyordum. Bir aralık yanımdaki evin penceresine gözüm ilişti. Birde ne göreyim ?
Komşu alay imamı Hafız Kurban Efendi, ablak çipil gözleriyle bana bakmıyor mu ? Ne olduğumu anlatamam."

Kitabın içerisinde ise çok da alımlı, naif ve nadide sözlere de yer verilmiştir. Uzun lafın kısası, eser beni memnun etmekle kalmayıp, bir hayranlıkta uyandırdı. Tabikide herkesin zevkleri ayrıdır. Lakin Okuduğunuzda, memnun kalacağınız bir avuç eserden belki de bir tanesi, bu eserdir diye tahmin ediyorum. Kitapla kalın, sevgilerle...

"Halbuki gönlüm, baştan başa sevdiklerimin ölüleriyle dolu."
541 syf.
Feride; Çalıkuşu, İpekböceği ve Gülbeşeker hepsi oldun ama en çok da Çalıkuşu'ydun ruhun ve vücudun kaç yaşında olursa olsun. Yaşadığın onca acı ve ızdıraba, kendin kabullenemesen de içini yiyip bitiren o hazin sevdaya rağmen hiç pes etmeden geçirdiğin yıllar... Kendini adadığın çocuklar, sevgini paylaştığın insanlar hepsi seni bir parça mesut etti ama hep bir şey eksikti içinde ve o eksik şeyin hep üzerini örtmeye, görmezden gelmeye calistin. Fakat hayat bu beklemediğin birçok garip, hazin bazen de birbirinden güzel şeylerle karşılaştın. Ve hayatımıza bir Çalıkuşu'nun girmesine de vesile oldun.

İnsanın hayatı boyunca unutamayacağı nadide eserler vardır ya sen onlardan biri, hatta baştacı olacaksın.

Benim gibi kalın kitaplara hayli mesafeli yaklaşan birine bile keşke bitmeseydi ne olurdu diye hüzünlendirecek kadar etkin bir yere sahip oldun. 541 sayfadan çok daha fazlasısın...

Okuyun, okutturun, bu eser inanıyorum ki çok daha fazlasını hakediyor. Selametle.
544 syf.
·5 günde·Beğendi
Değerli 1k okuyucuları. Kitaplar hakkında elimden geldiğince duygu ve düşüncelerimi paylaşmaya çalışıyorum. Bunu en azından kitabı okumayanlara yol göstermesi amacıyla yapıyorum . Okuduğum kitapların içeriğinden çok, beğenimi ve bende bıraktığı etkiyi belirtmeye çalışıyorum. Uzun zaman sonra ilk defa bir kitap hakkında ne yazmam gerektiğine dair uzun uzun düşünmek zorunda kaldım. Evet bu kitap, Türk edebiyatının kilometre taşlarından biri olan Çalıkuşu'dur.
Kitabın ne anlattığına değinmeyeceğim. Kısaca şunu söylemek istiyorum ki; Başkarakter Feride ile roman boyunca birlikte yaşadım birlikte büyüdüm. O muzip çocukluk dönemi, uçarılığı, kendi kabına sığmaz tavırları ve o naif aşk hikayesiyle. Sonbaharda rüzgarın yaprağı havada savurması gibi hayatın Feride'yi Anadolu'nun ücra köşelerine sürüklemesine, o narin bedeniyle hayatla mücadelesine, sevgisine ve şefkatine tanık oldum. Onunla üzülüp onunla sevindim. Çaresizliğin pençesinde kalmış ceylan yavrusu gibi hayata tutunma çabası, ve sonunun mutluluğa erip eremeyeceğinin merakıyla kitabı bitirdim. Kadın gözünden bu uzun tasvir romanı yazdığı için de Reşat Nuri'yi ve kaleminin muazzam başarısını takdir ettim. Edebiyatımızın gücüne ve başarısına tanık olacaksınız. İyi okumalar.
544 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Ahh bee Çalıkuşu yüreğimi dağladın be...
Ben de senin gibi Çalıkuşu olup alıp başımı gitmek isterdim. Ben de muallim olmak istedim ama sanırım senin gibi mücadele edemedim. Senin o hayallerine kavuşmak için çabaladığın gibi çabalayamadım...
Hakkari'de Bir Mevsim'i okurken de benzer duygular içerisindeyim. Kitaplar tam olarak birbirine benzemese de okulda geçen zamanlar az çok benziyor diyebiliriz. Çocuklara yaşamı, hayatı öğretmesi...
Çalıkuşu'nun ilk görev yerinde Munise ile olan ilişkisi ise benim için bambaşka yerdeydi. Çalıkuşu bir muallime'den fazlası oldu onlar için. Muallim olmak ders verip gitmek değildi hiçbir zaman. Öğretmenlik konusunda çok şey söyleyebilirim ama hiç gerek yok...

Biraz Reşat Nuri'den bahsedelim. Aslında kendi de bir Çalıkuşu. Çalıkuşu gibi Fransızca ve Türkçe muallimliği ve müdürlük yapmış. Çanakkale milletvekili olarak mecliste, Paris'te ise Unesco Türkiye temsilcisi olarak yer almış. Maarif müfettişi olarak diyar diyar Anadolu'yu gezmiş biri. Anadolu'yu ve Anadolu insanını çok yakından tanıyor. Çoğunuz eserlerine bir yerlerde tesadüf etmişsinizdir. Bir kitap veya bir film, dizi, tiyatro oyunu... Hepsinde de bizim hikayemiz vardır. Yabancılık çekmeyiz.
Kitapların dili ve kurgusu çok yalın ve okuma kolaylığı sunuyor. Bu bakımdan her yaştan insanın rahatça okuyabileceği eserler bırakmış bize.

Kitap hakkında ne söyleyebilirim hiç bilmiyorum. Üstüne onlarca şey söylenmiş, hatta benim bildiğim iki kere de dizisi çekilmiş.
Ayşe*'nin önerisiyle, kitabı okuduktan sonra 1986 yılında TRT tarafından mini dizi olarak çekilmiş diziyi de izledim. Genel olarak kitaba sadık kalmışlar diyebilirim. Sadece sarı çiyan Kamran'ı esmer yapmışlar :) Öyle sahneler vardı ki gözyaşlarını tutabilmek mümkün değil. Detay vermeyeyim, kitaptan sonra mutlaka izleyin.
Dizinin soundtrackını şöyle bırakayım. Çok çok etkileyici. https://www.youtube.com/watch?v=OqAMd4yYSPA

Tekrar kitaba gelecek olursak;
Bu kitaba salt aşk kitabı olarak bakmak çok büyük yanılgı olur kanımca. Gerçi okunan zamanın da önemi var. Bu kitabı 10-15 yaşlarında okusaydım muhtemelen aşk romanı deyip geçerdim ama şimdi diyemiyorum.
O zamanlar okusaydım bürokrasiden, devlet dairelerinden, sistemden bihaber çocuk olarak okuyacaktım belki. O yüzden de şimdiki gibi kitabın içinde ne Çalıkuşu'nun mücadelesini, ne devlet dairelerinin yozlaşmış sistemini, ne de Anadolu insanının çıkarcılığını, iftiralarını görebilecektim. Niye mi böyle diyorum, emin olun kitabı okuduğunuzda daha iyi anlayacaksınız. Çalıkuşu'nun Anadolu topraklarında çektiği sıkıntıyı, atılan iftiraları gördüğünüzde az bile söylemişsin diyebilirsiniz.

Anadolu'da okuyanlar bilir üniversite zamanlarında hepimiz arkadaşlarımızın evine giderdik veya 2-3 kız ayrı evde kalırdı da yerli halk demediğini bırakmazdı. Ahlak bekçisi geçinenler, iftiralarla birçok kişiyi karalamaya çalışanlar... Çok şeye şahit oldum bu konuda o yüzden daha fazla detaylandırmaya gerek yok.
İşte Çalıkuşu da bu insanların arasında yaşam mücadelesi vermek için çabaladı, oradan oraya dolaştı durdu. Tabii bunların arasında iyisi güzeli yok muydu tabii ki vardı. Miralay Hayrullah bey büyük adamsın diyeyim.

Güntekin dönemin toplumsal olaylarını, Anadolu'daki hurafeleri, devlet dairelerindeki torpili, çıkarcılığı eleştirel bir dille anlatıyor.
Şu alıntı ise her şeyin ve hiçbir şeyin değişmediğinin özeti gibi. Bir telefon veya bir tanıdık ile bütün işleri halleden devlet dairesi çalışanları işte bu Maarif Müdürü.

"Bir saate kalmadan bütün muamele bitmiş, o yerinden kımıldamaya üşenen Maarif Müdürü araba ile valinin konağına giderek emrimi imzalatmıştı.
Bazen aylar ayı masadan masaya süren muameleler istedikleri zaman öyle kolay çıkıyor ki..."

Bu eserin 1922 yılında yazılmış olması da tarih bakımından önemli. Tam Cumhuriyet öncesi. Atatürk'ün en sevdiği eser. Okuduktan sonra neden çok sevdiğini daha iyi anladım. Ve kadınlara vermiş olduğu değerin ne derece büyük olduğunu birkez daha gördüm.
Osmanlı'nın son zamanları anlatılmakta ve son kısımlar Kurtuluş Savaşı yıllarına tekabül etmekte. Ancak anlatımda Çalıkuşu'nun hemşirelik yaptığı zamanı çıkarırsak savaşın içeriği veya yıkımları neredeyse yok gibi diyebiliriz.
Kitap hakkında söylenecek onlarca söz var belki ama ben burada bitiriyorum. Eğer bu eseri okumadıysanız Çalıkuşu sizi bir ağacın tepesinde yolculuğa çıkmak için bekliyor. Onu çok fazla bekletmeyin. Sonra o hassas ve güzel kalbi kırılır.

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 47.059 okur okudu.
  • 745 okur okuyor.
  • 11.936 okur okuyacak.
  • 556 okur yarım bıraktı.