Selin Siral

Selin Siral

Çevirmen
8.2/10
1.073 Kişi
·
2.911
Okunma
·
2
Beğeni
·
559
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
336 syf.
·Puan vermedi
Merhabalar Yuval Noah Harari’nin son kitabı olan 21.Yüzyıl İçin 21 Ders’te diğer eserlerinde olduğu gibi geçmiş ve gelecek olaylarına yer verilmektedir.Kitap beş bölüme ayrılmıştır ; Teknolojik Zorluk,Siyasi Zorluk,Umut ve Umutsuzluk,Hakikat,Direnç bölümlerinden oluşmaktadır.Gelecek ile ilgili olarak önlemleri ve tartışmaları ele alıyor.Günümüzün sorunlarından olan nükleer,yapay zeka,robot,teknolojik aletler yer almaktadır.İnsanların adalet özgürlük milliyetçilik ve dinin neler getirdiği ve getireceği sade anlaşılır bir dille anlatılmıştır.Bilimsel kitapseverlerin kesin okuması gereken eserlerdendir.
336 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
İnceleme Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=e1HHTSNQI2A

"Demokrasi Abraham Lincoln'ın, "Tüm insanları bir süre kandırabilirsiniz,birtakım insanları sürekli kandırabilirsiniz ama tüm insanları sürekli kandıramazsınız." prensibi üzerine kuruludur. Bir hükümet yozlaşmış ve insanların hayatını iyileştirmekten acizse, eninde sonunda yeterli sayıda vatandaş durumu idrak eder ve bu hükümetin yerine başkasını getirir. Ancak hükümetin medya üzerindeki kontrolü Lincoln'ın mantığını boşa çıkarır çünkü bu durum vatandaşların hakikatin farkına varmasını engeller. Medyayı tekeline alan oligarşi tüm başarısızlıklarını tekrar tekrar başkalarının üzerine atıp dikkati hayali ya da gerçekdışı mihraklar üzerine çeker."

Dünya çapında tanınmış tarihçi ve yazar olan Harari, yeni kitabının ilk sayfalarını bu şekilde yazmış. Peki Harari'nin sözleri size bir yerlerden tanıdık geldi mi?


1976 yılında doğan tarihçi ve yazar Yuval Noah Harari 21. yüzyılın en çok ses getiren düşünürlerinden...
İlk kitabı "Hayvanlardan Tanrılara Sapiens" ile tanınmaya başlanan ve ardından çıkardığı "Homo Deus - Yarının Kısa Bir tarihi" kitabıyla da dünyada çok satanlar listesinin başına geçen Harari yeni bir kitap ile karşımızda.

Sapiens kitabı ile insanın nasıl önemsiz bir hayvandan dünyanın efendisine dönüştüğünü anlatırken, Homo Deus'ta da insanlığın geleceğini ve ölümsüzlük,mutluluk,tanrısallık gibi konularda nasıl çaba gösterdiğini anlatmıştı.

Yeni çıkan kitabı 21. Yüzyıl için 21 Ders adlı kitabı ise bu iki kitabının arasında kalarak bugünü,yani 21. yüzyılı anlatıyor.
Harari kitabının giriş kısmında,bu kitabının diğer iki kitabından farkını şu şekilde söylüyor: "Sapiens ve Homo Deus'un aksine bu kitap tarihsel bir anlatı olarak değil bir ders seçkisi şeklinde tasarlandı."

Ders seçkisi mi? Yazarımız 2002 yılında Oxford Üniversitesi'nde tarih doktorasını tamamlamış.Şimdilerde de Kudüs İbrani Üniversitesi Tarih Bölümü'nde dünya tarihi dersleri veriyormuş. Ee tabi ders seçkisi demesi normal çünkü hayatı ders olmuş bir nevi...

Kitabın da giriş bölümünde bahsedildiği gibi bu kitap halkla diyalog içinde yazılmış. Diyaloglar nasıl oluyor derseniz Harari birçok konuşma,sohbet ve konferansa katılmıştır. Bunlardan birisi de Davos...

Okurların,gazetecilerin ve iş arkadaşlarının kendisine sorduğu soruları bu kitapta cevaplamaya çalışmış.
Önceki kitaplarında da olduğu gibi bu kitabında da "yerellik" var. Kitapta Melis'i görebilirsiniz Ahmet'i de... Ya da müziklerden örnek verdiği kısımda Nilüfer ve Sezen Aksu'yu... Bu yazarın özel isteği olduğu için kitap basılacağı ülke için yerelleştiriliyor :)

Dediğim gibi 21. yüzyılı eleştiren,insanı düşünmeye teşvik eden ve farklı konulara değinen bu kitapta demokrasiyi eleştirdiği kısmı ben çok sevdim.
Başka sevdiğim kısmı ise modern çağda insanlığın bilgiye çok mu çok gömülmesini anlattığı ve "Bilgi Yanılsaması" diye adlandırdığı kısım.

Yazarın Yahudi olması nedeniyle bazı yerlerde İsrail'i övdüğünü okudum. Bunun dışında tuhaf bir şekilde de ilk kitabı olan Sapiens çıktığı zaman da yahudiler, bize yeteri kadar yer vermemişsin diye Harari'ye kızmış :D

Kitapta hoşuma gitmeyen diğer kısım ise "Ermeni Soykırımı" kelimesini yazdığı kısım ki bunu anlatmama gerek yok...

Kitap genel olarak güzel olmakla beraber Teknoloji,Siyaset,Din gibi konularda gerçek anlamda sorgulamalar yaptıracak sorulara cevap arıyor.
Bu noktada kitabı okumanız için söylemek istediğim son cümle ile incelememi bitirmek isterim.

Pavese der ki: "Okurken aradığımız yeni düşünceler değil, kendi düşüncelerimizin basılı sayfada doğrulandığını görmektir."

Hadi o zaman, bu kitabı alın ve okuyun. Kendi düşüncelerinizi doğrulamak için değil, farklı bakış açılarını ve farklı düşünceleri de öğrenmek için...

Okumak isteyen herkese iyi okumalar dilerim :)
336 syf.
·5/10
Öncelikle şunu söylemek gerekirse birçok okur tarafından beklentileri yüksek olan bir kitap olan bu eser, maalesef tam bir hayal kırıklığı. Günümüzde yaşanmış ve gelecekte yaşanabilecekler hakkında farklı bir yorum bilgilendirme beklentisine girdiğim bu eserde, herzaman duyduğumuz, yeri geldiği zaman dostlar konuştuğumuz, tartıştığımız bilgiler dışında farklı birşey bulamadık bu eserde. Yorumlar alışılagelmiş ve çok da aydınlatıcı bulamadım. Ekolojik tehdit ve teknolojik sıçrama ile nükleer silahlanma konuları ilgimi çekti diyebilirim. Ama sonuçta bir emek verilmiş her eser okunmayı hakeder kanısındayım...
336 syf.
Bu kitap, insanlığa Harari'nin verdiği bir uyarı mesajı özelliği taşıyor diye bir değerlendirmede bulunsam zannederim yanlış yapmış olmam.

Yazar, insanlığın atılımlarını ve gelişmelerini bir yandan takdir etse de bir yandan da insanın "aptallığını hiçbir zaman küçümsememek gerektiği"ni belirtiyor. Küresel ısınma tehlikesinden Rusya'nın veya bir başka ülkenin kendi "milli" çıkarlarını düşünerek faydalanmak isteyebilecekleri olasılığı, bu duruma verilen örneklerden sadece birisidir. Rusya ile sınırlı bir durum değil bu durum tabiki. Stranger Things'in son sezonunda Sovyetler'i bir ABD klasiği gereği, kötülük kazanina düşmüş tipler olarak lanse etmesi gibi yapmıyor yazar ve genel bir durumdan söz ediyor.

Rusya ve birkaç göz önündeki ülkenin diktatörvari tarzdaki yönetimleri özellikle mercek altına alınmıştır. Teoride her yönetim biçiminin mükemmel olabileceği ama pratikte insan faktörünün etkisi ile teorikteki halinden bambaşka bir boyuta taşınabileceği gerçeğini demokrasilerde de gördüğümüz bu vesileyle anlatılmıştır. Bunu, diktatörlerin en iyi medyayı kullanarak yaptıkları vurgulanmıştır: "Medyayı tekeline alan oligarsi tüm başarısızlıklarını tekrar tekrar başkalarının üzerine atıp dikkati hayali ya da gerçekdışı mihraklar üzerine çizer." Bunla birlikte referandum veya seçimlerin insanların akıllarına değil duygularına hitap ettiği ifade edilmiştir. Buna hak vermemek elde değil. Çoğunluğun duygularına sesli, görsel materyaller ve farkli propaganda çalışmalarıyla hitap eden bir kampanyanın kazanamayacağı seçim yoktur.

ABD'de son günlerde dezenfektanların damardan verilmesini önermesiyle herkesi bir kez daha güldüren ve şaşırtan Trump'ın, İngiltere'de AB'den çıkma kampanyasının başında gelen ve mizaç olarak Trump'tan eksik kalır yanı olmayan Boris Johnson'ın ve Avrupa'da artmaya başladığı söylenilen, Ortadoğu'da her daim var olagelen aşırı muhafazakâr partilere ilginin artış göstermesi insanın rasyonel yanına, olası tehlikelerde toplulukla kenetlenme duygusunun ağır bastığını gösteriyor. Bu duyguyu besleyen temel etkenin ise, ortak kimlikler olduğu ifade edilmiştir.

İnsanın geçmişte bu kimlikleri ihtiyaç olması nedeniyle yarattığını ve bunlar sayesinde geçmişte karşılaştığı tehlikeleri aştığını dile getiren yazar, bunların insanlığın üç "ortak düşmanı" olarak nitelediği nükleer savaş, iklim değişikliği, teknolojik sıçrama karşısında yeterli gelmeyeceğini ve bundan dolayı da "küresel bir kimliğe" ihtiyaç duyulduğunu ifade etmiş. Kimlik oluşturmanın en iyi yolunun "ortak düşman" yaratımından geçtiğini düşündüğü için yazar, bu kavramı kullanmış ve kitabın merkezine alındığını düşündüğüm bu üç etkenin insanların geleceğinde büyük tehlikelere yol açacağı ve bunların neler olabileceği yönünde kısımlara yer verilmiştir.

Bunlardan nükleer savaş tehdidinin olası etkilerini geçmişte bizzat yaşamış olduğu için insanlık, bu konuda diğer iki etkene kıyasla çok daha temkinlidir. Ancak yine de insanlara çok guvenmemek gerekmektedir. Kuzey Kore lideri gibi bir insanın elinin altında nükleer füzelerin bulunması hayli tehlikeli bir durumdur aslında. Keza dünyanın güçlü ülkelerinin hemen hemen hepsinde bu füzeler bulunmaktadır, hem de Hirosima'ya atılan bombanın kat be kat güçlüleri... Bu tehdit dünya devletlerini tarihte belki hiç olmadığı kadar sıcak savaştan uzak tutuyor olabilir. Bununla birlikte savaşın şeklini de değiştirdiği söylenilebilir. Ama dünyada yaşanılanilacak olası küresel krizlerin toplumları yeniden katı muhafazakâr görüşlere sevk ederek, devletleri de otomatikman birbirleriyle sıcak savaşın eşiğine getirme tehlikesi de bulunmaktadır. Her şeyini kaybetmenin eşiğine gelmiş bir insanın yapabileceklerinin sınırı yoktur, aynı durumda bir ulusu düşünürsek sınır kelimesinin esamesi bile okunmaz. En kötü sonuçta da dünyada Homo sapienslerin sonunu bizzat Homo sapiensler getirmiş olur. Aslında geride bunun filmini çekecek birileri kalmış olsa fena da senaryo sayılmaz.

İklim değişikliği adındaki düşmanımiz ise bizler tarafından en az önemsenendir belki de. En son ozon tabakası deliniyor diye herkesin dilindeydi veya göktaşı dünyaya çarpacak haberleri ile aklımıza biraz da olsa bu konu geliyor diyebiliriz. Bunla birlikte şu an içinde bulunduğumuz covid-19 salgınınin önemli bir sonucu belki, insanlığın yüzünü biraz da olsa iklim degisikligine çevirebilecek olmasi olabilir. Yani insanların kontrolsüz yayilimi, doğayı paylaştığı diğer canlıları umursamamasi sonucunda onlara yaşam alanı birakmamasi ile onlarla hiç olmadığimiz kadar yakın hale gelip bir de üstüne onları oldukça sağlıksız şekillerde yememiz veya temas halinde olmamız, kullandığımız yakıtlarin doğayı her açıdan mahvetmesi hiç olmadığı kadar ciddi şekilde insanların gündemine yerleşebilir.

Teknolojik sıçrama ise bize en uzak olan düşmandir. Bunun öncesinde özgür irade sorunsali ele alınmış ve bu konuda şunlar ifade edilmiştir: "Ne yiyecegimizden tutun da kiminle çiftleşebileceğimize kadar verdigimiz türlü kararın, gizemli bir özgür iradeye değil olasılıkları bir salisede hesaplayan milyarlarca nörona bağlı olduğu ortaya çıktı. Yere göğe sığdırılamayan "insani sezgiler" esasen "örüntü tanıma" yetisidir." Felsefenin oldum olası başat konusu olan özgür irade sorunsali hakkında bilimin geldiği noktanın bu olduğunu belirtmiş yazar ve yapay zekanın gelişimiyle yakın zamanda onların örüntü tanıma yetilerinin insanları birçok açıdan geçebileceğini, bu durumun da birçok iş kolunda insanlara yer kalmayacağı, haliyle milyonlarca insanın işsiz kalacağı gibi birçok sorunun bizleri beklediğini belirtmiş. Daha da önemlisi bu durumun bir meslekte statik halde kalan insan figürünü tamamen değiştireceğini ve insanın her daim kendisini değiştirmek ve geliştirmek zorunda birakacagini ifade etmiş. Halihazırda olan da bu zaten diyebiliriz ancak burada bahsedilen, bir insanın sahip olduğu mesleğin daha kendisi emekli olmaya bile yaklasmadan işlevini kaybedebilecek olması diyebiliriz. Bu ve benzeri bir dünya açıkçası beni ürküttü. Evet, evrende her şey değişim halinde ve insanlar olarak da buna istesek de istemesek uymaz durumundayiz. Ancak bu değişim eskiden yüzyıllar sonucunda yavaş yavaş vuku bulurdu. Tabiki arada çok kritik olaylar olur ve süreç hizlanirdi ama bunlar bile bir yere kadar hız kazandirabilirdi. Lakin artık kendi elimizle geldiğimiz noktada bu hızı ultra seviyeye çıkarabiliriz ve yüzyıllari senelere indirip kendi kendimizi bir nevi yapay seçilime uğratabiliriz. Bu biraz da kendi kendimizi bilgisayar oyununa koyup en iyi ve güçlü olan ayakta kalsın demeye benzeyebilir. Kitabın bu konuyu işlediği satırlarında aklıma Nietzsche'nin felsefesi geldi: İnsanın kendisini aşması, içinde bulunduğu hayatı tekrar tekrar yaşayacağını bilerek ona göre her anını dizayn etmesi ile nihayetinde üstinsanin devrinin geleceği olgusu... Nietzsche, felsefesini oluştururken geleceğe yönelik aklından birçok fikir ve öngörüler geçmiştir. Bu öngörülerin karamsar olduğunu ama Nietzsche'nin karamsar olmadığını biliyoruz. Bunun için felsefesini güçlü ve kendisini yenileyen insan figürü üzerine bina etmiş yorumunu da yapabiliriz. Aklıma insanın yüzünü güldüren alıntıladığım bir sözü geldi: "Taşımak zordur yaşamı: ama bu kadar çıtkırıldım olmayın siz de! Hepimiz şirin, dayanıklı eşekleriz, erkeğiyle dişisiyle."(#52818215)

Tüm bu distopik ortama rağmen değişim her zaman insanı korkutan bir etmen olagelmistir. Ancak insan sonunda bir şekilde uyum sağlamayı başarmıştır. Bunu yapabilmesinde en büyük etken ise topluluk halinde bulunması olmuştur. Yani bir elin nesi var iki elin sesi var sözüyle özetlenecek insanin kadim hayatta kalma yöntemi... Bununla birlikte insanın büyük bir sorunu var. O da insanın yine kendisi... Insan yer yer çok bencil olabiliyor ve başka olumsuz özellikleri ortaya çıkabiliyor. Bu olumsuzluklarin en aza indirgenip topluluğun bir arada tutulması ve iyi organize olabilmesi gerekiyor. Bunu yapabilmek için insana her zaman lazım olansa hem Harari'nin hem de Ahmet Arslan'ın ifade ettiği üzere "efsaneler, kurmacalar" olagelmistir. Harari bunu şu şekilde ifade etmiştir: "İnsanların gücü kitlesel işbirliğine, kitlesel işbirliği de kitlesel kimlik inşasına bağlıdır ve tüm kitlesel kimlikler, bilimsel gerçekler ya da ekonomik gereksinimler üzerine değil kurmacalar üzerine inşa edilir." Bundandır ki "Tanrı öldü!" ama inanç ölmedi.

Tanrı demişken kitapta bu konu da azımsanmayacak düzeyde geçtiği için buna da değinmemiz gerekiyor. Harari'nin bu konudaki eleştirileri daha çok din adamlarına yoneliktir. Bunlardan birisi şu şekildedir: "İmam dediğimiz, yağmur duası etmeyi ve kuraklığı sona erdirmeyi bilen kişi değildir. İmam yağmur duasının niye işe yaramadığını ve dualarımızı duymuyor gibi görünse de neden Allah'a inanmayı sürdürmemiz gerektiğini açıklayabilen kişidir." [Aklıma bu satırları okurken Züğürt Ağa filminden şu kesit gelmişti:
https://youtu.be/q42jyXgEK-Y ]
Ancak bu yorumlama özelliğinin din adamlarını bilim insanları karşısında dezavantajlı duruma düşürdüğü soylenilmiş. Ve sonra da şunlar dile getirilmiştir: "İşin kolayına kaçmayı ve delilleri saptirmayi bilim insanları da biliyor ama nihayetinde bilimin alametifarikası hataları kabul edip farklı yollar deneyebilmek. Bu nedenle bilim insanları zamanla daha iyi ekinler ve ilaçlar üretmeyi öğrenirken, rahipler ve gurular sadece daha iyi bahaneler uydurmayı öğreniyorlar."

Ayrıca özellikle din adamlarının, tartışmalarda veya halka yönelik konuşmalarında Filozofların tanrısını göstererek tartışmada karşı tarafı susturmaya ve konuşmalarında dinleyicilerinin rasyonel yanlarını etkilemeye çalıştıklarını ama hemen ardından ise bir anda katı- dünyevi kanun koyucu tanrıyı ortaya çıkarıp insanların nasıl giyinecekleri, yemek yiyecekleri gibi birçok konuda kural koyduklarını ve eşcinselleri sapkın diye niteleyerek onları yaftaladıklarini ifade etmiş. Yani insanlara Aristo'nun felsefi sisteminin bir dişlisi olan deistik özellikteki ilk hareket ettiriciyi gösteriyorlar ama hüküm koymaya gelince ise teistik tanrılarin doğrultusunda hareket ediyorlar. Halbuki Filozofların tanrısı diye nitelenen bir Tanrının insanların her anına müdahil olmayacağı çok daha mantıklı bir savdır. Burada oluşan kafa karışıklığının temel nedeni de bence, gerek İslami dünyada gerekse Hristiyan dünyada din adamlarının veya filozof/filozofumsu insanların Antik Yunan felsefelerini çoğunlukla Tanrıyı ve dini temellendirmek için kullanmış olmalarıdır. Tabiki Platon, Plotinos gibi bu konuda önlerinde feyz alabilecekleri örnekler olsa da onların tanrı tahayyulerinde bile insanların yatak odalarına dahi karışan bir Tanrı anlayışı yoktur.

Bu konuda diğer görüşü şudur yazarın: "Etik açıdan tek tanrı inancı insanlık tarihinin en kötü fikirlerinden biridir." Bunu temellendirmesi ise bu durumun hoşgörüsüzlüğe neden olması ihtimalinin yüksekliğidir. Etik açısından şu sözleri de önemlidir: "Sırf “Tanrı öyle dedi” diye öldürmekten sakınan insanların oldukça rahatsız edici ve tehlikeli bir tarafı vardır.
Bu insanları merhamet değil itaat yönlendirir ve bu insanlar tanrılarının kâfirleri, cadıları, zina yapanları ya da yabancıları öldürmeyi emrettiğine inanmaya başlarlarsa ne yaparlar kim bilir."(#69335683)

İkinci sözünde yazarın haklılık payının ne kadar yüksek olduğunu günlük hayatımızda veya yer yer ülke veya dünya gündeminde yaşanılanlardan yakinen görebiliyoruz. Her zaman tanrı olmazsa ahlak temellendirilemez denilir veya ahlak olmadan evrensel ahlak temellendirilemez denilir. Bunlardan ilki direkt hatalıdır. İkincisinde belki doğruluk payı vardır lakin ahlaķın evrenselliğinin mümkün olmadığını görünce onun da bir değerinin kalmadığını anlıyoruz. Nietzsche'nin dediği gibi "Ahlaksal olay yoktur, yalnızca olayların ahlaksal yorumu vardır."(#43427588) Ayrıca bu konuda insanın neden sorusuna odaklanmasıyla kurduğu yanlış bağlantılar da söz konusudur. Tabiki neden sorusu bizim için oldukça önemli ve faydalı olmaktadır. Lakin nasıl'a odaklanacakken neden'e çok odaklanırsak ortaya hoş olmayan durumlar çıkabilir. Bu konuda son olarak ahlakın evrensel olmamasını anlayabilmek için bu konudaki tarih boyu ortaya koyulmus felsefelerin sadece çeşitliligini görsek veya tarih boyu insan topluluklarının geleneklerindeki birbirlerine göre ve dönemler içinde kendi içlerindeki değişimlerine biraz göz atsak yeterli olacaktır. Haliyle, tarihin bir zamaninda herhangi bir konuda verilmiş hükümlerle sabitlenip kalarak insanlara hayatı dar etmemek en makul olanını anlayabilsek her şey daha güzel olabilir.




İyi okumalar
336 syf.
·4 günde·Beğendi·5/10
Yazar önceki kitaplarında olduğu gibi bundada bilgi birikimiyle ve derin felsefe anlayışını 21 bölümde oluşan ;teknolojik, siyasi, umut ve umutsuzluk, hakikat ve direnç birçok konuları net bir şekilde ele almış. Dünyanın yakın gelecekteki sorunlarını dile getirerek bizlerin ders çıkarması için tavsiyelerde bulunmuş.

Açıkcası kitap tipik bir Yahudi liberalin insanlık için hayal ettiği dünyayı bize övüyor. Malum ırk dünya zenginliğini elinde tutan ırk olduğu için vede dünya markaları bunların olduğunda bunlara hizmet için yazıldğını umuyorum.
336 syf.
·Puan vermedi
Harari'nin ilk iki kitabını okuduğumda çağımızın vebasının insanın sorgulama, düşünebilme ve cehaleti kabul etme yetilerinin körelmesi olduğu ayırdına vardım ve hemen beynimdeki ampulü yaktım. O yüzden yazarın bir deha ve zihin açıcı olduğunu kabul etmekle birlikte bu kitabı diğer iki kitabın tekrarı olarak görmekten ileri gidemedim. Mesleki evrim, yapay zeka, ekolojik çöküş, kurumlar ve anlatılar. Zaten diğer iki kitabında da belirttiği konuların altını bir kez daha çizmiş. O açıdan beni fazla beslediğini söyleyemem. Yine de farkındalığımı pekiştiren bir kitap oldu.
168 syf.
·2 günde·7/10
İngiliz psikoterapist ve deneme yazarı Adam Phillips okumuş olduğum Kaçırdıklarımız adlı bu kitabıyla, pek üzerinde durmadığımız kavramları bize yeniden tanımlayarak düşünmemize vesile oluyor. Psikanaliz konusuyla oldukça ilgilenen yazar hüsran, kavrayamamak, yanına kar kalmak, çıkıp gitmek, tatmin ve deli rolü üzerine yazdığı yazılarını ünlü isimlerden örnekler vererek destekliyor. Psikanaliz denince akla gelen ilk isim olan Freud'un yanı sıra Shakespeare'in ünlü eserlerinden Othello ve Kral Lear ile Lacan sıkça kitapta mevut. Yazar hem örnekleri güzel kullanıyor, hem de konudan konuya geçerken bağlantıyı iyi kuruyor. Kitabın dili biraz ağır ve karmaşık çünkü Adam Phillips örnekler üzerinden açıklamaları aşırı detaylandırarak, bir olgunun üzerine basarak tekrar etmiş sanki. Kitaptaki örnekler sayesinde Shakespeare'e merak sarmanız mümkün, anlattığı bölümleri okuyunca hikayelerini merak edebilirsiniz. Kavramları sözlük anlamı üzerinden tanımlayıp açıklamasını yapan yazar bizlere pek görmediğimiz açılar sunuyor. Daha önce hiç felsefi kitaplar okumadıysanız ve psikanaliz konusuna çok yabancıysanız kitap sizi biraz sıkabilir, şayet benim sıkıldığım yerler oldu. Verilen örneklerden yola çıkarak hiç böyle düşünmemiştim dedirten yerler oldukça fazla, bu da yazarın dersine iyi çalıştığının bir göstergesi bence. Kitap bize hayatımızda standart olarak yaptığımız şeylerle birlikte, bardağın boş tarafından dolu tarafına geçişi gösteriyor aslında. Romanlar dışında bir değişiklik olsun derseniz alıp okuyabileceğiniz ve ara sıra göz atabileceğiniz bir kitap olduğu düşüncesindeyim.
168 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Çekip gittiğimizde, sanki çok biliyoruzdur;
kalırsak ne olacağı hakkında, bilebilecegimizden çok daha fazlasını biliyormuş gibi davraniriz.
Bazen deneyimlemediklerimiz hakkında daha fazla şey bildigimizi dusunuruz ve bu tecrübenin adı da "hüsran" dir.
Aşık oldugumuz kişi aslında ruyalarimizim erkeği yada kadinidir.ve daha tanışmadan onu hayal etmisizdir.

Bir hikayenin basi ve sonu yoktur. İnsan ileriye ve geriye bakacağı ani, kendisi keyfi olarak secer.

Kacirdiklarimiz;
Psikanaliz bir bakış açısıyla Shakespeare'in karakterlerini ele alan yazar, kavramları bir psikolog gozuyle irdelemeyi tercih etmistir.

Hızlı ve kolay okunmasada altını çizerek ve sindirerek okunduğunda oldukça etkileyici bir kitap ve tabi benim gibi psikoloji ve felsefe tarzı kitapları sevmeniz gerekir anlayabilmeniz için.
336 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
Sapiens'ten sonra yeniden Harari'ye döndüm ve yazarı neden sevdiğimi tekrar hatırladım. Sapiens yıllarca girdiğim tarih derslerinin, okuduğum onlarca kitabın bana veremediğini vermişti. Genel bir bakış açısı. Ayrıntılara bakarken, savaşları inceler, devrimleri öğrenir, hükümdarları tanımaya çalışırken insan bunların tarihin akışında bir nokta bile olmadığını unutuyor. Ayrıntıları öğrenmek önemli değil demiyorum. Sadece kafamda eksik kalan boşluğu doldurdu diyorum.
Homo Deus'u okumaya fırsat bulamadan 21. Yüzyıl İçin 21 Ders'i elime almış bulundum. İyi de oldu aslında. Geleceğe bir bakış atmadan şimdiyi incelemiş oldum.
https://expectokitabum.blogspot.com/...oah-harari.html#more
336 syf.
·6 günde·9/10
Kitabın adına bakıp madde madde öneriler bekliyorsanız, aldatıcı olduğunu söylemek isterim fakat bu Harari'ye kızmanıza sebep olmamalı. Eğer 21 tane öneride bulanabilmiş olsaydı bu kez kızmalıydınız çünkü teknolojinin ve iklim değişikliklerinin önümüzü tam olarak görmemizi engellediğini söyledikten sonra, Harari önerilerde bulunabilse tam göremediği bir gelecek hakkında ahkam kesmiş olurdu.

Harari, insanların kurmacalara inanarak güçlendiğinden ve bu sayede dünyayı yönetmesinden bahsediyor ve genel olarak bakıldığında Harari'nin kendisi de iyi bir kurmaca ustası :D

İlk bölümler okuru epey heyecanlandırsa da ilerleyen bölümlerde çözümler beklerken, çözümleri bulamıyorsunuz. Bu sebeple asıl iş kitap bitince başlıyor ve kitapta bahsi geçen problemlere çözüm aramaya başlıyorsunuz.

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 2 okur beğendi.
  • 2.911 okur okudu.
  • 382 okur okuyor.
  • 3.852 okur okuyacak.
  • 116 okur yarım bıraktı.