Seyfullah Erdoğmuş

Seyfullah Erdoğmuş

9.5/10
2 Kişi
·
2
Okunma
·
0
Beğeni
·
24
Gösterim
Adı:
Seyfullah Erdoğmuş
Unvan:
Yazar
Şeriat dış görünüşü terbiye edip nizama sokar.Tevhid ve marifet de batını(insanın içini)terbiye eder.
Rasulullah ile beraber namaz kıldım. (iftitah) tekbirini aldığı zaman ellerini kaldırırdı. Sonra elbisesine sarınır, sağ eli ile sol elini tutardı. Rükua varmak istediği zaman da ellerini çıkarır ve onları kaldırırdı. Başını rükudan kaldırmak istediği zaman da ellerini kaldırır, sonra secdeye varırdı ve yüzünü iki eleri arasına koyardı. Başını secdeden kaldırmak isteyince de aynı şekilde ellerini kaldırırdı. ( Bu hal ) namazı bitirinceye kadar (böyle) devam ederdi..

"Muhammed b. cuhade - Abdulcebbar b. Va'il b. hucr - Va'il b.Alkame - Va'il b. hucr yoluyla rivayet etmiştir.
Şeyh Abdulkadir meclisinde konuşurken,sözünü kesti ve gözleri doldu.
'Annem vefat etti' dedi.Bu tarihi kaydettik.Bir süre sonra annesinin o vakitte vefat ettiğine dair haber geldi.
Bütün amelleri inceledim, yemek yedirmek ve güzel ahlaktan daha iyi bir şey bulamadım. Bütün dünya bana verilse, hiçbir aç ve fakir bırakmam, hepsini doyururum. Şu anda bana bin altın verilse, bir gece bile bekletmeden tasadduk ederim.
-Anneciğim! bana izin ver de Bağdat'a gidip, ilim öğreneyim. Sâlihleri, evliyâyı ziyaret edeyim.

Annesi de dedi ki:

-Ey benim gözümün nûru ve gönlümün tâcı evladım, Abdülkâdir'im! senin ayrılığına dayanamam. Sensiz ben ne yaparım? Bu bakımdan müsâade edemiyorum.

Abdülkâdir-i Geylâni Hazretleri, tarlada olan bitenleri anlattı. Annesi ağladı. Kalkıp babasından miras kalan 80 altını alıp, kırkını kardeşine ayırdı. Kırkını da bir keseye koydu ve keseyi elbisesinin koltuğuna dikti. Sonra oğlunun gözlerinin içine bakarak dedi ki:

-Ey benim gözümün nuru ve gönlümün tacı evlâdım, Abdülkâdir'im! Hak teâlânın rızâsı için olmasaydı katiyyen bırakmazdım. Huzur ve esenlik içinde sefere çık! Yolun açık olsun! seninle belki ebedi olarak ayrılıyoruz. Sana son olarak nasihatım şudur ki:''Eğer beni memnun etmek istiyorsan, hiçbir zaman yalan söyleme , doğruluktan asla ayrılma! Allahü teâlâ her zaman ve her yerde doğrularla beraberdir''.

Abdülkâdir-i Geylâni hazretleri annesine söz verdi ve ağlayarak elini öptü. Bağdat'a gitmek üzere bulunan bir kervana rastgeldi ve aralarına katıldı. Hemedan'ı geçmişlerdi. Bir müddet yol aldılar. Arz-ı Tetrenk denilen mahalle geldiklerinde kervanda bir bağırıp, çağırma koptu. Önlerine aniden bir sürü eşkıya çıkıp kervana saldırdılar. Bir anda sandıklar yere yıkıldı. Eşyalar yağma edilmeye başlandı. Eşkıyalar, kervandakilere birer birer sual edip, üzerlerinde her ne buldularsa aldılar. Sıra Seyyid Abdülkâdir-i Geylâni hazretlerine geldi. Eşkıyalardan biri latife olsun diye bunu önüne çekip sordu:

-Fakir çocuk, söyle bakalım senin neyin var?

-Üzerimde yanlız 40 altınım var.

Eşkıya inanmamıştı. Bırakıp gitti. İkinci bir harâmi sual edip, o da aynı cevabı alınca vaziyeti reislerine bildirdiler.

''Bu çocuk 40 altınım var'' diyor dediler.

Bu defa da reisleri sordu:

-Senin üzerinde ne var?

-Hırkamda dikili 40 altınım var.

Reisleri adamlarına dönerek dedi ki:

-Açın bakın, bakalım! Adamları üstünü aradılar, içinde 40 altın bulunan keseyi bulup reislerine verdiler.

Eşkıya reisi hayretle sordu:

-Peki evlât, sen neden üzerinde altın olduğunu söyledin? Abdülkâdir-i Geylâni hazretleri dedi ki::

-Ben evden ayrılırken anneme asla yalan söylemiyeceğime söz vermiştim. 40 altın için sözümü bozar mıyım?

Bu sözleri duyup hakikate şahit olan eşkıya başının gözleri yaşardı. Abdülkâdir-i Geylâni hazretlerinin hakikat dolu gözlerine bakıp onunla kendi yaşını ölçtü. Kendisinin bu yaşa kadar nice hiyanet ve zulümler işlediğini, birgün Hakka yönelmediğini acı acı düşündü ve o güne kadar yaptıklarından pişman olup, ellerini başına vurarak şöyle haykırdı:

-Eyvah! biz de Allahü teâlâ söz vermiştik.::Bunca zamandır şeytana uyup ahdimizi bozduk. Fenalık yaptık. Yarın Hak huzurunda acaba bizim halimiz ne olacak? Sonra arkadaşlarına dönerek dedi ki:

-Ey arkadaşlarım! Bana bakınız, beni dinleyiniz! Ben, bunca senedir Hak teâlâ karşı olan ahdimi bozdum. O'na isyan ettim. İçimden gelen bir pişmanlıkla bütün günahlarıma tövbe ile Rabbimin yoluna iltica ediyorum. Bundan böyle inşaallah, Hak teâlânın râzı ve hoşnut olmadığı bir şeyi yapmıyacağım. Reislerine pek ziyade bağlı olan eşkıyalar hep bir ağızdan dediler ki:

-Efendimiz, reisimiz! Biz de sizden ayrılmayız. Eşkıyalıkta reisimizdin, hidâyette de reisimiz ol!

Bunun üzerine kervan ehlinden ne alınmışsa sahiplerine iâde edildi. Bir sürü eşkıya Seyyid Abdülkâdir-i Geylâni hazretlerinin önünde tövbe etti. Kendisi tekrar yoluna devam ederek Bağdat'a vardı.
Allah'a sonsuz hamd olsun ki mütevatir olarak gelen rivayetlerle 1-2 sene önce tanıştım ve rükuya varmadan ve rükudan kalkarken elleri kaldırma konusunun önemini öğrendim.

Bu risalede "namazı ben nasıl kılıyorsam öyle kılın" diyen Peygamberin ( sallallahu aleyhi vesellem )ellerini kaldırdığının delillerini bulabilirsiniz. Tavsiye ederim.
Abdulkadir Geylani hazretlerinin ilim öğrenmeye adanmış ömrünü anlatan güzel bir eser.Önce hayatı,hocaları,yetiştirdiği öğrencileri,çocukları,vaazları ve vefatına kadar olan süreç ele alınıyor daha sonra rivayet ettiği hadisler ve bazı ayet yorumlamaları ve menkıbeleri anlatılıyor.En son bölümde ise ravileriyle(rivayet eden) birlikte çoğunluğu çalgı aletleri,şarkı,satranç ve bazı şiirlerin kötü olduğunu bildiren hadisler konu alınıyor.Titiz bir çalışma olduğu kendini belli eden bir kitap.
İlim öğrenmek için annesinden ayrılan genç Abdulkadir,şöhreti tüm dünyaya yayılan bir eren oluyor.Allah şefaatlerine nail eylesin...

Yazarın biyografisi

Adı:
Seyfullah Erdoğmuş
Unvan:
Yazar

Yazar istatistikleri

  • 2 okur okudu.
  • 6 okur okuyacak.