Su akaydın

Su akaydın

ÇevirmenEditör
8.1/10
1.540 Kişi
·
2.615
Okunma
·
4
Beğeni
·
377
Gösterim
Adı:
Su akaydın
Unvan:
Editör, Çevirmen
Ana dil yetkinliğinde Almanca ve İngilizce bilen çevirmen başlangıç seviyesinde Fransızca, İspanyolca ve Japonca bilmektedir.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
360 syf.
·Puan vermedi
Selam️ Erin Bowman “Salgın / Contagion”

Salgın; bir bilim kurgu seri başlangıç kitabı. “2019 Edgar Ödülü Adayı, En İyi Genç Yetişkin Roman” gibi iki de yıldız var üzerinde. Uzak bir gezegende çalışan, sondaj ekibinin acil yardım çağrısına, ona en yakın gezegenden, ufak bir mürettabat, dolayısıyla küçük bir uzay gemisi, yardım için görevlendirilir.

Doktor Lisbeth Tarlow, stajyeri Thea, pilot Nova, kaptan Dylan Lowe, makine teknisyeni aynı zamanda Nova’nın kuzeni Sullivan, elektrik elektronik şifreler vs için uzman Toby ve ekibin kas gücü Satır’dan oluşan yedi kişilik Odyssey (geminin adı) mürettabatı, Birleşik Gezegen Koalisyonu (BGK ya da Birlik olarak da geçiyor) sondaj ya da yaşamak için elverişli şartlara sahip olmayan, Sınır Sistemine dahil Achlys adlı gezegene vardıklarında, sondaj ekibinin cesetleriyle karşılaşırlar.

Umutsuzca gerçekleşen, canlı kalan var mı aramalarında, zorlu gezegen şartları ve ıssızlığın ortasında, yeni bir yaşam mücadelesi artık onlar için başlar. Her karakterin kafa sesini duyduğumuz eser (hep söylerim, seviyorum her karakterin sesini duyduğum demokratik tavrı) satır aralarında komplo teorilerini de okura verir.

Birleşik Gezegen Koalisyonu, “Beşik” ilaç, teknoloji vs gibi sistemin can damarlarını besleyen, refah ve medeniyetin odak noktası ile Beşiği besleyen Üçlüler de denilen gezegenlerden oluşur. Üçlüler’in bir yerde sisteme isyanının ayak sesleri gelmektedir, fakat bunun Achlys ile bağlantısı nedir? Var mıdır?

Konu orijinal miydi sorusunun yanıtı, hayır bana göre değildi. Ortalama bir bilim kurgu kitap ya da filminde alışılagelen ama benim yine de sevdiğim bir eser oldu. Giriş gelişme sonucu gediksiz getirmesi, sonuç derken elbette kitabın ortalarında bile, bir devam kitabı geleceğini farkediyorsunuz. Bilim ve kurgu paydasının dengesi, ki genellikle bilim paydasını düşük bulurum, Salgın için problem yok, gayet yeterli. Dilin; bu bilimsel kısımda zorluk çıkarmayıp, işin uzmanı olmayan herkesin anlayabileceği şekilde aktarılması, bir film kadar pürüzsüz ve hızlı akması eseri tavsiye listeme eklemem için yeterli oldu, hatta ben yazarı sevdim Çevrilmiş eserleri var mı diye aratıp, farklı yayınevinden bir serisi daha olduğunu gördüm, o da alıp okunacaklar listemde.
Saygılarımla
Sevgim üzerinize olsun
368 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10 puan
Güzel mizahi bir bilimkurgu.
Okurken keyif aldım ama bir an önce de sonuna gelmek istedim. Eğlenceli bir kitaptı.
Kitabın konusu, internet tabanlı olarak gelişen teknolojilerin sonucunda ortaya çıkan şirketler ve algoritmaların insan ve devlet hayatından yarattığı bir nevi bir distopyayı anlatmaktadır.
Kitabın ana karakteri makine hırdacısı Peter, yanlış teslim edilen bir ürünü istemediğinden iade etmek ister. Ürünü iade etmenin yek yolu; Dükkan'ın hatalı olduğuna herkesi inandırmak.
Farklı bir kurgu okumak isteyenler için çok iyi bir kitap.
328 syf.
·6 günde·Beğendi·8/10 puan
Genç yetişkin türünde güzel ve akıcı bir kitaptı. Ayrıca kitabın konusu Paris'te geçtiği için bol bol Paris detayı mevcut ki bu Paris tutkunlarını oldukça sevindirecektir. Anna ve Etienne arasındaki ilişki de güzeldi her ne kadar çalkantılı da olsa... Kafa dağıtmalık kitap arayanlara öneririm. Şimdi serinin diğer kitaplarını da okuyacağım.
328 syf.
Doğru şeyler giymek, doğru kişilerle arkadaş olmak, doğru şekilde hareket etmek, herkes gibi olmak..
Kolaydır kimi insanlar için. Ama sizce de kaçırdıkları bir ayrıntı yok mu, ya da sormaları gereken bir soru?

Doğru nedir?

Bir yerde belirli mimarideki evlerin belirli renklere boyanmasından, çöplerin toplanma saatine kadar her şeyin sınırları sert çizgilerle çizilmişse, gözlerini açtığında kendini içinde bulduğun bu düzenin dışındaki ihtimalleri görmek , o kadar kolay olmayabilir kimi zaman.

Herkes gibi, herkes kadar, herkesin yöntemiyle hareket etmekten bahsediyorum. Ya da belki herkes gibi uyumaktan. Aynı rüyaları görmek üzere yatılan uykulardan bahsediyorum.

Ama uyanmak lazım.
Dik durmak lazım.
Hatta bazen ufak yangınlar çıkarmak lazım. Hem kendi yolunda ilerleyebilmek hem de uyuyanları uyandırmak için.

Kitap, her ne kadar fotoğraf sanatçısı Mia ve kızı Pearl'in öyküsü gibi görünse de benim için en önemli karakter Izzy'di.
Izzy, yani Isabelle.

Güzel, seçkin, zengin ve dört başı mamur bir hayat ayaklarına serilmişken içinde büyüttüğü, kendine yanlış gelen doğruların, onu öfkeyle doldurup yalnızlık ve kuralsızlığa iten ve mutlu olmak için bundan çok daha fazlasına ihtiyacı olduğuna inandıran tüm şeylerin ışığında, yaralı ama dizginlenemez bir ruhun tasviriydi.

Ilk yangını başlatan da son yangına sebep olan da oydu. Dürüsttü. Samimiydi.
Insanların kendi çıkarları için birbirlerini hiç düşünmeden harcayabildikleri olaylar silsilesini nefretle izlediğini hissettim okurken.

Metaforlardan, tokat gibi çarpan kelimelerden çok uzak ama sıcacık bir anlatımı vardı kitabın. Öncelikle doğaldı, süslü betimlemeleri ve tasvirleri yoktu ama hikaye bütünlüğü çok sağlamdı. Bazı gereksiz ayrıntılara girmesine rağmen sıkıcı değildi. Arka plansa, oldukça geniş bir yelpazeye sahipti.

Yazar, aile kavramında aidiyeti sorgulatan, hem çocuğun hem de ebeveynin gözünden olaylara bakabilmemizi sağlayan, üretim ve tüketim zihniyetinin merkezinde, kendinizi nereye yakın hissedeceğinizi sorgulatan çok güzel ayrıntılar yakalamış.

Toplumsal anlamda da çok sağlam mesajlar verirken, öyle avaz avaz bağırmaya hiç gerek duymamış.

Ten rengine göre sınıflandırılan ve dışlanan insanların yaşadıklarını ya da Asyalı olarak nitelendirilen kişilerin Avrupa toplumundaki yerini gözler önüne sermiş.

Büyük büyük uçurumlardan düşürtmedi okurken, ama güzeldi, keyifliydi. Yağmurlu bahar günlerinde, pencere kenarında okumak için ideal ve iç ısıtan bir hikayeydi.




Keyifli okumalar..:))
400 syf.
·6 günde·7/10 puan
Sevipte kavuşamayanların klişe aşk hikayesi.
Her ne kadar klişe kitaplar eleştirilse de ben seviyorum ve güzel bir dinlenme arası olarak okumak hoşuma gidiyor.
Laurie, iş çıkışı bindiği otobüsle giderken otobüs durağında bir adam görür ve ilk görüşte aşık olur. Onu uzun süre arar fakat kaderin bir cilvesi ile aradığı adam en yakın arkadaşının sevgilisi olarak karşısına çıkar ve bomba etkisi yaratır.

-Spoiler uyarısı!-

Jack ve Laurie arasındaki tuhaf ilişki beni bile yordu bunu söylemeden geçemeyeceğim. Jack'ten kaçmak için Oscar'la beraber olsa bile açıkçası hiç Oscar'la evlenmesini istememiştim. Jack ise Laurie'nin açtığı boşluğu doldurmak için bir sürü kız arkadaş edinmesine sinir oldum. Sondaki radyo sahneleri çok hoşuma gitti keşke bu kadar kısa sürüp kitap hemen bitirilmeseydi. Biraz Jack ve Laurie'nin mutlu ilişkisini okumak isterdim.

-Spoiler bitti-

Azıcık hüzünlü ama mutlu sona ulaşan romantik kitapları seviyorsanız şans verin derim. ☆
400 syf.
·10/10 puan
"Yanlış zamandaki doğru insan, doğru zamanda tekrar karşısına çıkabilir mi?", "İlk görüşte aşk var mı?", "Ruh eşinizle gerçekten önünde sonunda karşılaşabilir misiniz?" sorularına verilmiş en iyi cevaplar bu kitapta toplanmış.

Bu kitap beni üzdü, parçaladı, dağıttı, topladı, onardı, mutlu etti, huzurla doldurdu. Her duyguyu yaşatıp sizi derinden sarsan bir kitap.

Josie Silver'ın kalemi gerçekten inanılmaz güzel. Yazarın şu anda sadece iki kitabı var ama yazmaya devam etmesini tüm kalbimle istiyorum. Çünkü diğer yazdığı kitabın konusunu okumak bile onun yeteneğini gösteriyor.

Bir başka, hayalgücü ağırlıklı bir evreni yazmak ne kadar zorsa gerçek dünyayı yazmak da o kadar zor bence. Çünkü çizgiyi ayarlanamazsa iki tür de kötü olabilir. Dozu doğru ayarlamak lazım.

Hâlâ Zamanımız Varken kitabında gerçek hayat var. İki kişinin on yılı anlatılıyor. On fırsatı nasıl kaçırdıklarını da okurken hem sinirleniyor hem de gerçekçi bulduğunuz için seviyorsunuz. Laurie, hayatının aşkı olduğunu düşündüğü Jack ile ilk karşılaşmalarında hiç konuşma fırsatı bulamadı. Onu bir yıl boyunca her yerde aradı. Umudunu kesmedi ve Jack karşısına çıktı. Fakat en yakın arkadaşının sevgilisi olarak. İtiraf ediyorum burada kitabı fırlatıp atmak istedim. Hatta attım da.

İkisi de birbirini hatırlıyor ama duruma müdahale etmiyorlar. Yani ortada bir aldatma, üçlü ilişkiler olmuyor. Bu da kitabı sevmemin bir başka nedeni. Yasak bir ilişki yaşasalar ya da acıdan sürüm sürüm sürünseler puanımı epey kırardım. Çünkü biliyorsunuz bu tür kitaplar çok var. Sanki hayatları sırf birbirleriymiş gibi karakterine gereksiz dram yazan gerçek dışı kitaplar yazan yazarlar var.

Jack ve Laurie ise öyle değil. Evet birbirlerinden etkileniyorlar ama hayatlarında birinci sıraya almıyorlar. Kendi hayatlarında başka öncelikleri var. İşleri, aileleri, sevgilileri. En güzel detaylardan biri de buydu aslında.

Şöyle düşününce Laurie'ye de Jack'e hak verdim. Kızdığım her noktada hak verdim. Çünkü hangimiz Sarah gibi her şeyi açık açık söylüyoruz ki? Çoğu duygumuzu içimizde yaşamıyor muyuz? Her hamleyi karşı taraftan beklemiyor muyuz? Riske girerken, konforun dışına çıkarken, ilk adımı atarken korkmuyor muyuz? Yazar bu detayları kaçırmamış. Bence kendiniz üzerinden empati yapınca da karakterlerin seçimlerine ve korkularına hak vereceksiniz.

Jack çok muhteşem bir erkek değildi. Görünüş olarak çekiciydi, düşünceliydi ama bazı zamanlarda kendisini nasıl bıraktığını, pes ettiğini okuduk. Hepimiz gibiydi. Kusurları vardı. Adımları Laurie'den bekledi. Kendisi adım atmak istediğindeyse çok geç kalmıştı.

Laurie de pek çok duyguyu içine attı ama okurlara Jack kadar nefret toplamadı. Çünkü bizdeki genel kanıdır her şeyi erkeklerden beklemek. O yüzden kusurları Jack'inkiler karşısında görünmez kaldı.

Bu arada Laurie ve Oscar'ın ilişkisi de çok gerçekçiydi. Bu konuda spoiler vermek istemiyorum ama yazar evlilik konusuna da inanılmaz bir gerçeklikle değinmiş. Oscar'ı sevmiş olsam da genelde kızdığım tek karakter oldu. Laurie'nin verdiği tavizler yüzünden de bir ara çılgına döndüm ama evliliği söz konusu olunca tarafların kendilerinden taviz vermesi de öyle saçma gelmedi. Bu bağı ayakta tutmak için öyle seçimler yapan pek çok insan olduğunu düşünüyorum. Neyse ki Laurie sonra kendisini toparladı.

Karakterlerin tepkileri, olayların akışı sanki karşımdaki iki kişinin hayatını izliyormuşum gibi hissettirdi. Hayatta mutlu anılarımız olsa da bir o kadar da yanlış kararlar aldığımız için yüzleştiğimiz zorlu süreçler, mutsuz anılar var. Karakterler hem doğru kararlar aldılar hem de yanlış kararlar. Mutlu anılar ve mutsuz anılar biriktirdiler. Aynı gerçek hayat gibi yoğun ve samimiydi. Böyle kitaplara çok nadir rastlarım. Açıkçası okuduğum en gerçek kurgu roman olabilir.

İlk puanlamada 9 vermiştim. Çünkü sonunu yetersiz bulmuştum. En azından bir bölüm daha eklemesini isterdim. Yine de eklememiş olduğu için yazarın hakkını yemek istemedim. Kurgunun genelini düşününce o bir puanı kırmaktan vazgeçtim.


Kurgu: 2/2
Olay akışı: 2/2
Dil: 2/2
Karakterler: 2/2
Çeviri (yazım yanlışı, noktalama vs.): 2/2
Genel puanım: 10/10


Genel Bakış
Tür: Yeni Yetişkin, Romantik
Seri/Tek: Tek.
Aşk üçgeni: Yok.
Cinsellik: Yok.
Favori karakterim: Laurie.
Bu yazarın diğer kitaplarını okuyacak mıyım? Okuyacağım.
Bu kitabı/seriyi gelecekte tekrar okuyacak mıyım? Evet.
Bu kitabı/seriyi öneriyor muyum? Evet.
360 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10 puan
Erin Bowman'ın Salgın adlı kitabını okurken ilk on sayfasında sıkılmıştım ve kitap böyle devam ederse yarım bırakırım diye düşünmüştüm fakat kitabın ilerlerleyen sayfalarında kitabı elimden bırakmak istemedim. Biraz ütopya biraz bilimkurgu barındıran bir kitap. Anlaması kolay bir vkitap yeni okumaya başlayanlar okuyabilir.
Uyarı olarak şunu söylemem gerekir ki kitap belli bir sonla bitmiyor. Yani ikinci kitabı var. Ben şahsen dört gözle ikinci kitabını bekliyorum. Kitapla kalın. Edebiyatla kalın.
248 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Üç Adım Uzakta #starkyorumluyor
Üç Adım Uzakta, Kistik Fibroz hastası Stella ile B. cepacia hastası Will’in hikayesi. Bu demek oluyor ki birbirlerinden en az dört adım uzakta iletişim kurabilirler. Yoksa ikisinin de akciğerleri iflas eder. Peki ya dokunmadan aşk yaşayabilmek mümkün müdür?
Zor ama mümkün bir aşkın iki başrolü Will ve Stella. Kitap sırasıyla ikisinin ağzından anlatılıyor. Başta Stella’nın bölümlerini çok severken sonlara doğru Will’in bölümlerini daha çok sevdim. Will’in duyguları bana göre daha yoğundu çünkü. Aşkı için neleri göze aldı. Onun için her şey daha da zordu. Çünkü hastalığı bulaşıcıydı ve çaresi KF’ye göre bulunmamıştı bile.
Yazarların dili çok akıcı ve romantikti. Özellikle Will’in aşkını çok güzel anlatmışlardı. Yorumu filmi izlemeden yazıyorum. Çünkü biliyorum ki filmden daha güzel olacak kitap. Çünkü filmlerde iç sesin ayrıntılarına yeterince yer verilmiyor. Satırlarda gizli aşkı daha iyi hissediyorum ben.
Will’in kitap boyunca gelişimini çok sevdim. Stella’nın kayıplarına rağmen dimdik ayakta duruşu ve hayata sımsıkı sarılışı tam bir güçlü kadın karakterle baş başa olduğumuzun açık kanıtıydı. Diğer karakterleri de çok sevdim. Kitaptaki tüm karakterler belli sınavlardan geçip inanılmaz değişimler yaşadılar.
Kitap genelde üzücüydü ama yer yer yüzümüze gülücükler de yerleştirdi. Sonu özellikle. Keşke daha güzel bir son olsaydı ama bu son da bir tebessüm yerleştirdi yüzüme.
Ve son olarak bu kitap kistik fibroz için farkındalık adına yazılmış. Umarım hastalığın uzun vadeli bir çözümü bulunur. Bu hastalığa yakalananlara sabır ve şifa diliyorum...
328 syf.
·7 günde·Beğendi
Art arda klasik okuyunca reading slumpa girmemek için böyle akıcı, basit bir kitap seçtim. Yani bana pek bir şey katmadı ama kendimi romantik bir film izliyormuş gibi hissettim. Çerez olarak okunabilir.

Atlanta'da düzenli bir hayat yaşayan lise son sınıf öğrencisi Anna, babasının ani kararıyla Fransa'da yatılı okula yollanıyor. Bu karardan pek mutlu olmasa da Étienne St. Clair ile tanışınca işler değişiyor. Tek sorun St. Clair' ın bir sevgilisinin olması...
368 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10 puan
Distopya&Bilimkurgu türünde bir kitap. Zaman zaman bana Black Mirror dizisini hatırlattı. İnanılmaz bir dünya yaratılmış kitapta. Şuan böyle bir dünya da değiliz ancak temelleri de atılmıyor değil. Teknoloji ve internetin dünyamızı kapladığı şu zamanda ilerde bu hale gelir miyiz dedirten ürkütücü bir dünya yaratılmış. Öyle ki kendi kendine alabildiğin bir karar yok gibi her yerde internet aracılığı ile takip edilir haldesin kulak içine kadar çip var. Evet şuan bunlar yaşanmasa da baktığımız zaman her yerde kameralar sosyal medya hayatımızın merkezinde , google da arattığım hatta aratmadan aramızda konuştuğumuz bir ürünün telefonumuzda bilgisayarımızda reklamının görülmesi tesadüf mü sizce? Aslında zaten izleniyoruz da farkında değiliz. O yüzden çokta olmayacak bir dünya değil.... Keyifli okumalar herkese....

Yazarın biyografisi

Adı:
Su akaydın
Unvan:
Editör, Çevirmen
Ana dil yetkinliğinde Almanca ve İngilizce bilen çevirmen başlangıç seviyesinde Fransızca, İspanyolca ve Japonca bilmektedir.

Yazar istatistikleri

  • 4 okur beğendi.
  • 2.615 okur okudu.
  • 70 okur okuyor.
  • 1.697 okur okuyacak.
  • 51 okur yarım bıraktı.