Todd Rose

Todd Rose

Yazar
8.6/10
19 Kişi
·
41
Okunma
·
3
Beğeni
·
115
Gösterim
Adı:
Todd Rose
Unvan:
Bilim Adamı
Doğum:
Ogden, Utah, ABD, 28 Kasım 197
Harvard bilim adamı . Bireysel Fırsat Merkezinin kurucularından . TEDx , SXSW ve Aspen Fikir Festivali'nde konuşmacı .
Ortalamalar Çağı' nda şirketler ve okullar başta olmak üzere sosyal kurumlarımız bizi insanların değerini notlar, IQ skorları ve ücretler gibi basit skalalar üzerinden karşılaştırmaya teşvik ederek, zihnimizin bu doğal eğilimini pekiştirdi
Insani potansiyel, kurduğumuz sistemlerin varsaydığı kadar sınırlı değil. İnsanları çan eğrisindeki bir veri noktası olarak değil, birey olarak anlamak için gerekli araçları sahip olmamız yeterli
Quetelet'in "ortalama ideali, birey hata payını temsil eder" varsayımı ve Galton' un "bir kişi belli bir alanda üstünse büyük ihtimalle birçok alanda üstündür" varsayımı. Buna karşı bireyin biliminin temel varsayım "birey önemlidir" şeklinde özetlenebilir. Birey hata değildir ve yetenek, zekâ, kişilik ve karakter gibi en önemli insani niteliklerde bireyler tek bir skora indirgenemez.
“Ortalama Çağı’nda ancak başkaları tarafından sıradan veya ortalama altında —felaket!— görülmezsek başarıya ulaşırız.”
Her şeyden önce tipler sıralamalardaki yerler ve ortalamaya dayalı normlar çok kullanışlıdır. Bir kişinin ortalamadan daha zeki olduğunu, okuldaki son senesinde sınıf ikincisi olduğunu veya içedönük olduğunu söylemek çok az çaba ister. Bu kestirme ifadeler, görünürde matematiği temel aldığı için doğru gibi görünür. Ortalamacılık bu nedenle sanayi çağı için kusursuz bir felsefeydi. Ister şirketlerde ister okullarda olsun çok sayıda insanı elemenin ve standart, katmanı bir sistemde uygun yerlere yerleştirmenin etkili bir yolunu ihtiyaç vardı. Ortalamalar hızla karar verebilmenin dengeli şeffaf ve elverişli bir yoludur.
Sovyet Rustya' da Lenin, bilimsel yönetimin yeni kurulan Rus fabrikalarının ve beş yıllık sanayi planlarının anahtarı ilan etti. İkinci Dünya Savaşı'nın başında Sovyet Rusya'da Frederick Taylor en az Franklin Roosvelt kadar ünlüydü. Mussolini ve Hitler de Taylorculuğun yılmaz savunucuları olarak adlarını Lenin ve Stalin'in yanına yazdırdılar ve bunu savaş sanayiler için kullandılar.
Thorndike’e göre okulların amacı, bütün öğrencileri aynı seviyede eğitmek değil, onları doğuştan gelen yetenek ve seviyelerine göre seçip ayırmak olmalıydı. Eğitim tarihindeki en etkili kişilerden birinin, eğitimin bir öğrencinin yeteneklerini geliştirmek için çok az şey yapabileceğine ve dolayısıyla üstün bir beyinle doğanları - ve düşük seviyede beyni olanları- tespit etmekle sınırlı olduğuna inanması son derece ironiktir.
252 syf.
·Puan vermedi
Sevgili Okur;
Bu kitabın çok basit bir önermesi var: Hiç kimse ortalama değildir. Anneniz, babanız, siz, arkadaş çevreniz, çocuklarınız, meslektaşlarınız ve etrafınızda gördüğünüz görmediğiniz diğer insanlar…Herkesin birbirine parmak izi kadar benzediği bir dünyada yaşıyoruz. Ama hepimiz bu karmaşanın içerisinde kendimizi ve standartlarımızı ortalamaya göre yordar olmuşuz. Bizi ortalamayla kıyaslayan ölçütlerin, potansiyelimiz hakkında önemli bilgiler ortaya koyduğu şeklindeki varsayım bilincimize öyle kazınmış ki onu sorgulamıyoruz. İşte bu kitap, bize bunun ne kadar yanlış olduğunu tekrar hatırlatmak için güzel bir fırsat olabilir.
252 syf.
·18 günde·Puan vermedi
“Yeni bir şeyler öğrenmenin en zor kısmı, yeni fikirleri benimsemek değil eskilerden kurtulmaktır.”
“Aynı olmaya değer veren bir dünyada Başarılı olmanın yolu” kitabın kapağında bu anekdota yer veriliyor. Kitabın baştan sona tek derdi de bu aslında. “Ortalama nedir?”, “Ortalama varsa eğer nasıl örneklendirilir?”, Bu standart yaşam tarzını nasıl benimsedik?”, “Bu ortalama hayatımıza nasıl girdi?” vb. soruların türevlerine cevap veren ve bize ilk taşı atarak kabuklarımızdan çıkmamıza sebep olan, bizi uyandıran güzel bir eserdi.
Norma heykeli bize ortalamanın aslında olmadığını net bir şekilde bize gösteriyor. Birçok kadın ölçüsünün ortalaması alınarak oluşturulan heykel ile bir kadının ölçüsüyle uyuşmaması kurmaya çalıştıkları düzenin ne kadar yüzeysel olduğunu göz önüne serdi. Normayı oluşturan dünyanın bunu olağan kılması da kaçınılmaz oldu. Daha sonra ise ortalama olarak nitelendirdikleri her şeyi normal karşılamaya başladılar. Bence hâlâ hayatımızın prangası olarak, normal kavramı, devam ediyor. En basit örneği bazı davranışlarımızı toplumda en çok sergilenen, normal sayılan şekilde değiştiriyoruz. Ortalama sistemlerin içinde kendimizi görmek istemiyorsak bu gibi kavramlara karşı kendi özelliklerimizi, kavramlarımızı kullanmalıyız.
Ortalama bir eğitimden geçmiş ve bunda başarılı olan kişileri üstün, ortalamanın altındakilere embesil olarak nitelendiren devirin ne kadar başarısız olduğunu hep birlikte gördük. Başkalarının alelade kurmuş oldukları sisteme göre değerlendirilme iyi sonuçlar vermedi. Çünkü başkalarını odak noktaya koyup ona göre sistemi tasarlarsan başarısız olmaya mahkûm olursun. Burada benim aklıma gelen PISA sınavından sonra Türkiye’ de gazete manşetlerinde vatandaşların gerizekâlı olarak nitelendirmesiydi. Başka bir ülkeye ait olan testi sadece diline çevirerek öğrencilere uygulamak onlara yapılmış haksızlıktır. Tek bir ölçüt hiçbir zaman işe yaramaz çünkü ortalama diye bir şey “insan” söz konusu olunca geçerli değildir.
Bireyselliğin önemi fark edilince güçlü yapılarda değişiklikler meydana gelmiş. Bireyi sisteme değil, sistemi bireye uygun hale getirmeye çalışmış. Bunun için radikal kararlar alınmış. Radikal değişimlerin, acil problemlere karşı alınmış olduklarını göz önüne alırsak ortalamanın birçok şeyi körelttiğini ve sonunun getirdiğini söylemek yanlış olmaz. Ortamlar, sistemler, kurallar ortalamaya göre değil bireye göre olmalıydı. Bu değişimin kaçınılmaz olduğunu fark edince ordu, eğitim, özel sektör vb. yapılarda köklü değişime gidilmiştir. Bireysel farklılıklar, mizaç, yetenekler, algı düzeyi herkesin birbirinden farklıdır. Eserde Miller’ in beyinleri inceleyen deneyinde bu açıkça ortaya çıktı. Miller deneklerine sözcükleri söylerken MR çekti ve böylece beyin haritalarını inceledi. Miller’ in belirlediği ortalama beyinden çok farklı sonuçlar oluştu. Buna bağlı olarak düşünce, algı ve kişilik hakkında ortalamaya bağlı bir temellendirme yaparsanız geçersiz olur.
Bütün potansiyellerden faydalanmak için standart olana ulaşmaya çalışmak, ortalamayı bulup onun üzerinde plan yapmak kadar yanlış bir strateji olamaz. Çünkü insanlar kendi alanlarını keşfedip o alandaki güçlerini ortaya çıkarırsa muhteşem sonuçlar elde etmemiz kaçınılmaz olur. Diğer türlü her insanı tek fabrika çıktısı olarak görürüz, bu da yetenek körlüğü olur. İnsani potansiyellerimiz, kurulan sistemlerin önemsediği şeylerden daha güçlü ve önemlidir. Zorunlu sıralama sistemini yıkan Todd Carlislie, yetenek farkındalığını oluşturmuş ve bu alanda düzenlemeler yapmaya başlayınca çıkan sonuçlarla ortalamayı savunanların araştırmalarını çürütmüştür.
Bununla birlikte bireysel özellikler ön plana çıkmaya başlamıştır kaçınılmaz olarak da akımlar ve yaşam şartlarında gelişme olmuştur. Çünkü artık “Ben kimin için çalışıyorum?” ve “Benden ne istiyorlar?” sorularının öncesinde “Ben kimim?”, “Ne iş yapabilirim, hangi iş bana uygun?” sorularını kendimize sormaya başladık. Böylece kendini üstün sanan, ortalamaya göre seçilmiş, yöneticilerin bizden aldıkları inisiyatifi geri almış olduk. Seçilen tarafken seçen taraf olmayı bu sayede başardığımızı düşünüyorum
“İnsan biriciktir!” diye bağırdığımız çağda insanı ortalama bireyler yapmaya çalışan sistemlerin işliyor olması yapılanlar ve denilenlerin arasında kocaman bir uçurum olduğunu ve ortalamadan hâlâ sıyrılamadığımızı gösteriyor. Örneğin yapılan sınavlar ve onlara göre seçimlerin olması, bazı şirketlerde belirlenen testlerin uygulanması ve diploma puanlarının geçerli olması halen ortalamaya ve üstüne ulaşmaya çabaladığımızı gösteriyor. Yani biz bireylerin kendi özelliklerini, farklarını keşfetme noktasında ket vurulmuş olduğunu görüyorum. Çünkü her zaman önümüzde sıranın varlığını hissettirecek sınavlarda, ortalamanın üzerine çıkmak için çaba sarf etmemiz gerekti. Böyle yanlış bir sistemin üzerine gitmek için iteklenmemiz özellikle sorumluluk edinmemiz acı verici kısımdır.
Bizler farklı alanda yetenekleri olan, düşünen ve duyguları olan insanlarız. Bunların hepsini bir kefeye koyup ağzını sımsıkı bağlamak ve çalışma hayatına başlamak balığı denizden alıp fanusa koymaktan başka bir şey değildir. Bu farklılıklara saygı duyuluyor başlığı altında yapılan önceden hazırlanmış testlerinde buna benzer olduğunu aslında söylemem gerek çünkü burada da belli oranda kurulmuş olan düzene –okul, iş, takım…- karşı eleman seçmeye çalışıldığını eserin içinde yapılan deneylerden ve çalışmalardan, özellikle Google gibi belli kurumun yaptığı işe alım sürecinde, bunu gördük.
Eğitimin amacını iyi belirlenirse herkesi farklı kabul edip, portfolyo dosyaları, bireysel görüşmeler, süreç odaklı eğitime yer verilirse en önemlisi her öğrenciyi bir çizgiye getirme gayesi bırakılırsa ve değerlendirmeler açık olursa daha iyi bir eğitim vermiş olacağız. Bence işini içselleştirmeyen bir öğretmen her öğrenciye aynı eğitimi vermeyi amaçlar. Sınıfta kötü olarak, başarısı düşük öğrenciye göstermesi gereken ilgi fazla olabilir. Burada öğrenciyi kazanmak için öğrenciyle yakın ilişkiler kurması gerekir. Her bireye uygun bir alan vardır. Önemli olan onlara o dinamik sistemi oluşturmaktır.
Ortalamalara uyum sağlamak için uydurmadığımız kılıf kalmadı o denli bir hal aldı ki bu durum kendimizi kıyaslayarak normalleştirmeye çalıştık. Bu duruma öz eleştiri yapabileceğimiz gibi genel bir eleştiri de yapabiliriz. Hayatımızın çoğunu geçirdiğimiz okullarda bunun açık örneklerine rastlıyoruz. Dışarıdan tek tip giyinme makineleşme gibi görünse de en iyi örneğin ders sonunda zillerin çalması olarak görüyorum. Yine sınıfların ilgiye göre değil de yaş gruplarına göre ayrılması bunu gösterir. Zillerin amacı öğrencilerin algı ve dikkatleri göz önünde bulundurarak en iyi verimi sağlamak amacıyla oluşturulmuştur. Fakat bunu dersin başında olan öğretmenin verimi ölçmesi daha mantıklı olur. Yine bu kısıtlamalara bağlı, okul planlarına ait sistemler geliştirildiğini eserde birçok yerde gördük.
Seçimin sadece o anki performansa göre olması, özellikle de notlar üzerine olması da büyük bir kayıptır. Seçim olacaksa eğer işe uygunluk için yapılan testlerin belli sürece bağlı kalarak yapılmalı hatta değerlerin ve karakter yapısının da işe uygunluğu göze alınarak olmalı. İşin öneli kısmını oluşturan yeterlilik göz ardı edilirse büyük problemler ve robotlar doğar. Kısacası bu durum ABD karakteristiğinden, kazan- kazan dünyasından, uzak durmalı. Türk toplumunda kucaklaşma hâkimken, bu not ve sıralamaların bizim yapılarımıza yerleşmesiyle birlikte menfaatlerini gözeten bir toplum olmaya başladığımızı da düşünüyorum.
Eseri eğer tek bir yargıyla anlatmak isteseydim “Sistem sensin!” derdim. Çünkü standardize edilmiş işin sonunun gelmediğini, başlarda başarılı olunsa da sonra çöp olduğunu yapılan deneylerde karşılaştım. Tek gerçek var ki en kuvvetli sistem senin kurmuş olduğun sistemdir. Çünkü standartı veya ortalamayı baz alınarak oluşturulan sistemin, “beni” dışarda bıraktığını gördüm. Bu tarz oluşturulan sistemde amaca ulaşmak için, yine ortalamanın yukarısında kalan kişilere hizmet için seçilen insanlar oluyoruz. Bu durum kesinlikle birey olma çağına aykırıdır.
Eserin değeri yukarıda belirttiğim özelliklerden kaynaklı olarak benim için farkındalık yarattı diyebilirim. Hayatı başkalarının yorumları ve deneylerinden kaynaklı olarak oluşturdukları sisteme bizleri ait kılmaya çalışıyorlar. Hayatımızda ortalamalara ve normallere” yer verirsek başkalarının bizim için kurguladığı hayatı yaşamış oluruz aynı “ Reality Show” gibi…
252 syf.
Kim bu ortadakiler? Herşeyin ortalamasının alındığı ve buna yine ortadakilerin karar verdiği bir gezegen. Bireysel yetenekler, mizaç, algı çeşitliliği gözardı edilmemeli, farklı olmaktan korkmamalı. Sosyal medya akımları dahil ince bir çizgi var ortalamaya girmekle kendin olmak arasında. Anlamak için okunmalı, bilim tabanlıdır. Sıkılmayın, bilim hakiki mürşit ya hani.
252 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
İstatistiğin hayatımızı yönettiğine dair çarpıcı pek çok kitap okuyabiliriz ancak bunun etkileri üzerine bu kadar harika bir kitapla karşılaşmak çok memnuniyet verici. Ortalamanın sonu, Sanayi Inkılabından beri hayatımızı yöneten çoğulcu anlayışın etkilerine karşı esasında kimsenin normal ya da ortalama olmadığını, herkesin bireysel olduğunu gözler önüne seriyor. Ayrıca IQ gibi tek rakama indirgenmiş sonuçların imkansızlığını, zeka gibi bir değeri göstermek için bile çok farklı değerler olduğunu, hiçbir insan için hiçbir şeyin çok yüksek ya da düşük olmadığını gösteriyor. Benzer şekilde eğitim sisteminden modaya kadar her şeyde ortalama anlayışı hakimse de kitabın deyimiyle; "kimse ortalama değildir".
252 syf.
·Beğendi·7/10
Ortalamanın Sonu

Kitap, ortalama insan kavramının nasıl ortaya çıktığını ve bir nevi istatistik kavramının insan ile ilgili kararlarda uygulanırken aslında yanılttığını anlatmakla başlıyor. Verimliliği artırmak için tarihsel süreçte keşfedilen buluşlar ve özellikle Taylor'ın hiyerarşik ve standardizasyon ile ilgili katkıları ve sonrasında Quetelet ile beraber bu standardizasyonun insanları da ortalama bir birey varsayarak tüm sistemin, eğitim sistemi de dahil, bu kalıplara göre kurgulandığı anlatılıyor. Herkes gibi ol ama herkesten daha iyi ol, devamlı bir sıralama içinde konumlanmak fikri üzerine birçok kararların(kişilik testleri, üniversite sınavlarına girişler, işe alımlar vs) verildiği hatırlatılıyor. Bu fikirleri çeşitli deneylerle destekleyerek aslında insanların durum ve şartlara göre farklı tavırlar sergileyebildikleri ve asla kimsenin standart olmadığı söyleniyor. Gelecekte ancak bireyselliğe dayalı bir eğitimle başarılı bir toplum olabileceğimiz iletiliyor. Belki bu, günümüzdeki robotics ve dijitalleşme devrimi ile ilişkilendirilse ortalamadan kopmalıyız fikri biraz daha güçlenebilirdi.
Kitabın yaklaşık dörtte üçü neden ortalama diye birşey olmadığını savunurken, son kısımda olması gereken eğitim sistemi ile ilgili öneriler var. İşte bu kısım gerçekten ilgi çekici, çünkü şuanki düzende yavaştan görülen değişimin mantığını anlarken pazılın birkaç parçası yerine oturuyor. Öncelikle not yerine yeterlilik belgesi olmalı deniyor. Günümüzde sertifika veren çok çeşitli online eğitim veren kurum var. Henüz işverenler bu sertifilara göre değil, hala üniversite diplomasına göre iş alımı yapsa da ileride bunun değişmesi gerektiği söyleniyor. Diğer önemli bir konu, hızlı öğrenmekle başarı arasında ilişki olmaması. Bizim gibi OSS gençliği için tüm inandığın ve alıştığın sistemin alt üst olması demek. Eğitim sistemi bireyin öğrenme hızına göre birey tarafından yapılan tercihlere göre özelleşmelidir deniyor. Buna araç kullanmak örneğini veriyor; kaç haftada öğrendiğinin ne önemi var sonuçta aracı kullanıyorsan yeterlisindir mantığı ile hareket ediyor. Ayrıca kişiye yeterince farklı öğrenme çeşitliliği de sunulmalı deniyor. Mesela iki sertifikayı bu sene de değil, belki şu filanca sınavı geçince dersten muaf olmak veya başka bir dönemde öğrenmek gibi tercihler olmalı deniyor. Bu bahsedilen seçenekler, tabiki devlet için ciddi bir maliyet..

Yeterince esnek bir sistem kurulmalı deniyor, öyle ki kişi anlamlı en küçük öğrenim düzeyinde yeterli veya yetersiz olmalı deniyor. Böylece her birey kendi ilgi alanine veya güçlü yönüne göre tercihler yaparak içindeyi en iyiyi çıkarabilecektir. Mesela üniversiteden standart bir ders programı yerine birçok seçeneğin olduğu farklı sertifikalarla da mezun olunacak ve işverenler mezun oldukları üniversite veya mezuniyet notuna göre değil, bireyin sahip olduğu sertifika toplamına göre iş alımina karar verecek. Gerçekten toplumsal bir dönüşümden bahsediliyor.Sektörlerin özellikle üniversitelerle beklentileri ölçmek ve değerlendirmek adına zaman zaman biraraya gelebileceği panel tarzi ortamların veya sosyal kurumların yaratılması gerektiği belirtiliyor. Yazar, kitabın yarısından fazlasını “ortalama” kavramını bazen zoraki de olsa çürütmekle uğraşmış olmasına ragmen, son bölümde okuyucuyu etkileyecek son oyununu gösteriyor. Tıpki ilk yarısında sıkılıp, ikinci perdede hareketlenen Hollywood filmleri gibi, eğitim konusundaki fikirlerle okuyucuyu etkilemeyi başarıyor. Özellikle bu son bölümler sebebi ile herkesin okumasını tavsiye ederim, değişen dünyayı anlamak adına faydalı bir kitap.

Yazarın biyografisi

Adı:
Todd Rose
Unvan:
Bilim Adamı
Doğum:
Ogden, Utah, ABD, 28 Kasım 197
Harvard bilim adamı . Bireysel Fırsat Merkezinin kurucularından . TEDx , SXSW ve Aspen Fikir Festivali'nde konuşmacı .

Yazar istatistikleri

  • 3 okur beğendi.
  • 41 okur okudu.
  • 4 okur okuyor.
  • 51 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.