Yaman Koray, İstanbul’da romancı Mebrure Sami Alevok'un oğlu olarak dünyaya geldi. İstanbul’daki Saint Joseph Fransız Lisesini bitirdikten sonra, ailesiyle birlikte önce Marmaris’e sonra 1956 yılında Erdek’e yerleşti, annesinin Erdek’te işlettiği otelin başına geçti. Erdek’te yirmi yıl otelcilik ve zeytincilikle uğraştı. Türkiye’nin en eski dalgıçlarından olan Koray, sekiz evlilik yaptı. 1990 yılında Muğla Marmarais-Karacasöğüt’te yerleşerek, Mavi Yolculuk kaptanlığı yaptı. 6 Mart 2006 tarihinde Muğla Marmaris’te elektrik çarpması sonucunda vefat etti.
Edebiyata Akşam ve Cumhuriyet gazetelerinde yayınladığı hikayelerle giren Yaman Koray, daha sonra kıyı bölgelerinde yaşayan halkın hayatını işleyen romanlar yazmaya başladı. Romanlarında Marmara bölgesinin, özellikle Erdek çevresinin özelliklerini anlatır. Koray, daha sonra, Kapıdağ köyleri, Marmara köy ve adalarındaki yaşayışı konu edinen romanlar yazdı. Geçirdiği sağlık sorunları sebebiyle Yirmiiki yıl yazmaya ara veren Koray, daha sonra yeniden yazmaya başladı ve iki ayda üç kitap yazmayı başardı.
Kuyudaki Adam (2005) romanında; aralarındaki ilişki kopma noktasına gelmiş, aynı çatı altında yaşadıkları halde birbirinden uzak iki insanın yaşadıklarını, zengin betimlemeler, ayrıntılı ruh çözümlemeleriyle anlatan, bireyin iç dünyası üstüne kurulu bir roman. Dupduru yüzlüyken ikiyüzlü birine dönüşen bir eş, eli sabah güneşi bir anne ve romancı Yılmaz’ın hikayesini işler. Yaman Koray, kaza, ölüm gibi bir olayın olacağını izleyiciye önceden sezdirmeye ama bunu geciktirerek onu sürekli bir beklenti, gerilim, coşku içinde tutmaya dayalı sinemasal anlatım türü olan "geciktirim" tekniğini Kuyudaki Adam’da etkin biçimde kullanır. İnsanların doğayı unutup paraya taptığı günümüz dünyasında Büyük Orfoz (2005) romanında; uygarlığı ezdiği insan kişiliğini, uyanmaya, gerçek güzelliklerini görerek doğruya yönelmeye davet eder, insanları doğaya çağırır. Büyük Orfoz'da bir balık ve bir aşk öyküsünden daha fazlası yer alır.
Yaman Koray, Mola (1970) romanında;; cennetten bir köşe olan Narlıköy'de yaşayan Ali’nin hikayesini anlatır. Sığırcıklar ( 1867) romanında güz rüzgarları, keşişleme, kıble, lodos sert estiği karşı kıyılarda Tahirova, Musakça sahillerinde, Karabiga taraflarında yaşayan insanların zorlu hayat hikayelerini ele alır.
Paşa olsan ne yazar... Kral olsan ne... Zengin ya da fakir...
Önemli olan tek şey: Doğru yaşa, yaşadığının farkına vararak yaşa... Kendini iyi bil, iyi tanı ve kendi kendine sadık olarak yaşa...