1984 yılında İzmir’de doğdum.Atatürk Üniversitesi Sosyal Hizmet Uzmanlığı Bölümü’nden mezun oldum. “İda” (2012), “Ölümsüz” (2014), “Çığlıkların Çağrısı:Drakula (2023) kitaplarım bulunmaktadır.
Sultan Mehmed Han yüksek tahtının üstünde ince yüzü, kemerli burnu, ela gözleri, siyah sakalları, uzun boyu, savaşlar, talimler ve avlarla irileşmiş bedeni ve yüzündeki hürmet ile korku telkin eden bakışlarıyla kadim tarihlerdeki ölümsüz savaşçılara benziyordu.
Sultan Mehmed Han, babası Sultan Murad Han’dan tecrübeli devlet adamlarından ve büyük âlimlerden müteşekkil yüksek bir muhiti, maddi ve manevi bakımından devrin en üstün ordusunu ve nihayet bütün düşmanlarını ve haçlı ordularını yere seren rakipsiz ve devleti mirası almıştı. O da yönetim yeteneği ve zekâsıyla, eşsiz komutanlığı, yüksek iradeciliği, soğukkanlılığı, cesareti, azmi, korkusuzluğu, yılmak bilmeyen iradesi, temkinli ve verdiği kararları tavizsiz uygulamasıyla çok kısa sürede daha üstün bir kudrete sahip olduğunu dosta ve düşmanlarına göstermişti.
Sultan Mehmed Han, daha ilk günlerde devleti ve ordusunu aldığı önlemler ve çıkardığı kanunlarla daha büyük hamleler yapacak bir kudrete ulaştırdı. Amacı Tuna’nın güneyindeki Balkan topraklarıyla, Fırat’ın batısındaki Anadolu topraklarını alarak büyük dedesi Sultan Yıldırım Beyazid Han’ın oluşturmaya çalıştığı merkeziyetçi imparatorluğu kurmaktı. Bunu yapmanın Konstantinopolis’i fethetmekten geçtiğini çok iyi biliyordu ve fethi gerçekleştireceğine inancı tamdı.
Yazar Zekiateş
Çığlıkların Çağrısı
Kont Drakula'nın üzerinde gözlerinin rengi kadar kızıl bir ayın elbisesi vardı. İçeriye nerden girdiği belli olmayan hafif bir rüzgar, pelerini uçuşturuyordu. Avurtları çökmüş, gözleri çukurlaşmıştı. Kanlı gözlerini kurbanına dikmişti...
Yazar Zekiateş Çığlıklarınçağrısı
Malkoçoğlu, sevildiğini, daha önce hiç olmadığı kadar sevildiğini idrak etmenin neden olduğu mutluluğa direnmek için en ufak bir çaba bile harcamadan teslim oldu. Dudaklarının köşesinde titrek bir sevinç belirmişti. Sözleri ruhunun derinliklerine tesir etmişti adeta. Bu geceye dek hayran olduğu, beğendiği her şey Savaşçı Prensesin karşısında değerini kaybetmişti. Elini tutup, gözlerinin içine bakarak, başını ateş gibi yanan omzuna yasladı, elleriyle saçlarına dokundu, sanki bir daha göremeyecekmişcesine, sevgiyle yüzüne baktı. Yüzündeki her ayrıntıyı ezberlemek istercesine aşk ve tutkuyla seyretti ve kısacık ta olsa huzur dolu bir an yaşadı.
Yazar Zeki Ateş Çığlıkların Çağrısı
Yüce Yaratıcı, arayış içinde olan insanlara katından Harut ve Marut isimli iki meleğini büyü adı verilen gizli ilimleri öğretmek üzere yeryüzüne gönderdi. Bu iki melek, arayış içinde olan bu seçilmişlere, öğrettikleri şeylerin Yaratıcı'nın bir İmtihanı olduğunu özellikle söyler ve bunları ancak iyilik ve doğruluk yolunda kullanacaklarına dair söz aldıktan sonra bu gizli ilimleri yani büyüleri öğretirlerdi.
Bu büyüleri öğrenen ve büyücü vasfını kazananlardan bazıları verdiği sözü tutarak bu ilimleri iyilik yolunda, insanlara faydalı olmak için; hastalıkları iyileştirme, yaraları tedavi etme, şifalı iksirler hazırlama ve kötücül varlıklardan korunmak için ak büyü şeklinde kullanırken; bazıları ise verdiği sözü tutmayarak kötülük yolunda, insanlara zarar vermek için, farklı boyutta yaşayan cinler ve iblislerle irtibat kurarak onlar vasıtasıyla insanların aralarını bozmak, hasta etmek, akıl sağlığını bozmak ve hatta yok etmek için kullandılar. İmtihanı kazananlar ve büyüyü iyilik yolunda kullananlar Ak Büyücüler; imtihanı kaybedenler ve büyüyü kötü yönde kullananlar ise Kara Büyücüler olarak anılmaya başlandılar.
Yaradılıştan beri iyilik ve kötülük nasıl birbirleriyle savaşıyorsa, aynı yolun temsilcileri olan Ak Büyücüler ve Kara Büyücüler de birbiriyle savaşmaya başladılar ve savaşlarını soylarından gelen çocuklarına aktararak yüzyıllar boyunca sürdürdüler.