Ö.Yücel Ulukanoğlu

Halkın sanatı onun ruhudur! Millet kaybolsa bile, bu ruh yaşamaya devam eder.
Sayfa 29·Kitabı okudu
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Kadim Altay’da “hayvan dizisinden” oluşan bir takvim de mevcutmuş. Bu takvimler her 12 yılda bir yeniden başlıyordu. Efsane bunu şöyle anlatmaktadır: Bir zamanlar bir han, geçmişteki bir savaş hakkında bilgi almak ister; fakat kimse bu savaşın tarihini hatırlayamaz. Çünkü o dönemde insanlar henüz saymayı bilmiyordu. Han, bildikleri bütün hayvanları nehir kıyısına getirmelerini ve onları suya itmelerini emreder. Nehri sadece 12 hayvan geçebilir. Nehri geçebilen hayvanların adları takvimde yıllara ad olarak konulmuştur. İnek yılı, Tavşan yılı, Porsuk yılı ve diğerleri. Han ayrıca Türk halkı için bir yılda 12 ay tespit etmiş ve hayvan adlarıyla astrolojinin esası olan 12 burcu da isimlendirmiştir. Çok ilginçtir, bu 12 yıllık takvim Ayın ve Güneşin hareketlerine bağlı idi. Bilim adamlarının tespitine göre, bu takvimin oluşması bir tesadüf değildi, aksine teferruatlı bir matematik ve astronomi hesabı neticesinde tespit ve tertip edilmişti. Bir yılda 12 ayın bulunması ve günün biri gündüz, diğeri gece olmak üzere iki defa 12 saatten meydana gelmiş olması acaba ilk defa Altaylılar tarafından keşfedilmiş olamaz mı ?
Sayfa 26·Kitabı okudu
ÇAM BAYRAMI Altay’ da çam ağacının her zaman esrar dolu bir güzelliğe sahip olduğu kabul edilmiştir. Çam ağacı eski zamanlardan beri Türklerde kutsal sayılıyordu. Bu ağacın eve girmesine izin veriyorlardı. Üç-dört bin yıl önceleri, yani insanların çok tanrılı dinlerin tanrılarına inandıkları çağlarda, Çam ağacını ululamak için bayramlar yapıyorlardı. Törenler tanrıların ve ruhların dinlenme mekânında yaşayan, Yersu’ ya ithaf ediliyordu. Yersu’nun yanında aksakallı Ülgen² vardı. Ülgen, yeraltındaki altın çitli altın sarayında, altın bir tahtta oturuyor, gösterişli kırmızı bir kaftan giyiyordu. Güneş ve ay onun emri altındaydı.Çam bayramı kışın tam ortasında, 25 Aralıkta başlıyordu. Bu tarihte gün geceyi yeniyordu. İnsanlar Ülgen’e dua ediyor ve iade edilen güneş için teşekkür ediyorlardı. Dualarının kabul edilmesi için de, Ülgen’in çok sevdiği bir çam ağacını süslüyorlardı. Eve getirdikleri çam ağacının dallarına parlak renkli, kurdele benzeri bezler bağlıyorlar ve yanına da hediyeler yerleştiriyorlardı. İnsanlar güneşin karanlığı yenmesini kutluyor, bunun için bütün gece eğleniyorlar, “Koraçun, koraçun” diye naralar atıyorlardı. Bu bayramın adı Koraçun idi. Bu kelime, eski Türk dilinde “azalsın” anlamına gelmektedir. Gece azalsın, gün uzasın diye bağırıyorlardı. Çam ağacı “Ülgen’in ağacı” olarak adlandırılıyordu. Çam ağacı bir mızrak gibi Ülgen’e yukarıyı, yani doğru yolu gösteriyordu. Rusça’daki “yölka” kelimesi “yol” yani Türkçe’ deki “yol” kelimesinden doğmuştur; Yölka Rusça’ da çam ağacı
Sayfa 23·Kitabı okudu
Eski Türklerde nehir ile, başka bir deyişle, su kavramı ile çok şey ifade edilmektedir. Meselâ, yeni doğmuş bir bebeği nehrin buz gibi soğuk suyuna daldırıp çıkartıyorlardı. Bebek hâlâ yaşıyorsa sağlıklı demekti; değilse kimse fazla üzülmüyordu. Millet sağlığını buna borçluydu! Güçlü anlamına gelen “Türk” kelimesi buradan gelmiş olamaz mı?
Sayfa 20·Kitabı okudu
Bu kitabı bulmam lazım..
Eduard Makaroviç Murzayev bir toponimi uzmanıdır. Murzayev’ in “Türk Coğrafya Adları” isimli kitabı, Altay’ın ve Avrasya’nın pek çok sırrını açıklamıştır.
Sayfa 20·Kitabı okudu