📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Kadim Altay’da “hayvan dizisinden” oluşan bir takvim de
mevcutmuş. Bu takvimler her 12 yılda bir yeniden
başlıyordu. Efsane bunu şöyle anlatmaktadır: Bir
zamanlar bir han, geçmişteki bir savaş hakkında bilgi
almak ister; fakat kimse bu savaşın tarihini
hatırlayamaz. Çünkü o dönemde insanlar henüz saymayı
bilmiyordu. Han, bildikleri bütün hayvanları nehir
kıyısına getirmelerini ve onları suya itmelerini emreder.
Nehri sadece 12 hayvan geçebilir. Nehri geçebilen
hayvanların adları takvimde yıllara ad olarak
konulmuştur. İnek yılı, Tavşan yılı, Porsuk yılı ve
diğerleri. Han ayrıca Türk halkı için bir yılda 12 ay tespit
etmiş ve hayvan adlarıyla astrolojinin esası olan 12 burcu
da isimlendirmiştir.
Çok ilginçtir, bu 12 yıllık takvim Ayın ve Güneşin
hareketlerine bağlı idi. Bilim adamlarının tespitine göre,
bu takvimin oluşması bir tesadüf değildi, aksine
teferruatlı bir matematik ve astronomi hesabı
neticesinde tespit ve tertip edilmişti. Bir yılda 12 ayın
bulunması ve günün biri gündüz, diğeri gece olmak üzere
iki defa 12 saatten meydana gelmiş olması acaba ilk defa
Altaylılar tarafından keşfedilmiş olamaz mı ?
ÇAM BAYRAMI
Altay’ da çam ağacının her zaman esrar dolu bir güzelliğe
sahip olduğu kabul edilmiştir. Çam ağacı eski
zamanlardan beri Türklerde kutsal sayılıyordu. Bu
ağacın eve girmesine izin veriyorlardı. Üç-dört bin yıl
önceleri, yani insanların çok tanrılı dinlerin tanrılarına
inandıkları çağlarda, Çam ağacını ululamak için
bayramlar yapıyorlardı. Törenler tanrıların ve ruhların
dinlenme mekânında yaşayan, Yersu’ ya ithaf
ediliyordu. Yersu’nun yanında aksakallı Ülgen² vardı.
Ülgen, yeraltındaki altın çitli altın sarayında, altın bir
tahtta oturuyor, gösterişli kırmızı bir kaftan giyiyordu.
Güneş ve ay onun emri altındaydı.Çam bayramı kışın tam ortasında, 25 Aralıkta
başlıyordu. Bu tarihte gün geceyi yeniyordu. İnsanlar
Ülgen’e dua ediyor ve iade edilen güneş için teşekkür
ediyorlardı. Dualarının kabul edilmesi için de, Ülgen’in
çok sevdiği bir çam ağacını süslüyorlardı. Eve getirdikleri
çam ağacının dallarına parlak renkli, kurdele benzeri
bezler bağlıyorlar ve yanına da hediyeler
yerleştiriyorlardı.
İnsanlar güneşin karanlığı yenmesini kutluyor, bunun
için bütün gece eğleniyorlar, “Koraçun, koraçun” diye
naralar atıyorlardı. Bu bayramın adı Koraçun idi. Bu
kelime, eski Türk dilinde “azalsın” anlamına
gelmektedir. Gece azalsın, gün uzasın diye bağırıyorlardı.
Çam ağacı “Ülgen’in ağacı” olarak adlandırılıyordu. Çam
ağacı bir mızrak gibi Ülgen’e yukarıyı, yani doğru yolu
gösteriyordu.
Rusça’daki “yölka” kelimesi “yol” yani Türkçe’ deki “yol”
kelimesinden doğmuştur; Yölka Rusça’ da çam ağacı
Eski Türklerde nehir ile, başka bir deyişle, su kavramı ile
çok şey ifade edilmektedir. Meselâ, yeni doğmuş bir
bebeği nehrin buz gibi soğuk suyuna daldırıp
çıkartıyorlardı. Bebek hâlâ yaşıyorsa sağlıklı demekti;
değilse kimse fazla üzülmüyordu. Millet sağlığını buna
borçluydu! Güçlü anlamına gelen “Türk” kelimesi
buradan gelmiş olamaz mı?
Eduard Makaroviç Murzayev bir toponimi uzmanıdır.
Murzayev’ in “Türk Coğrafya Adları” isimli kitabı,
Altay’ın ve Avrasya’nın pek çok sırrını açıklamıştır.