Kıpçaklar için Don havzasına ve Avrupa bozkırlarına
çıkış önemli idi; çünkü Kıpçak nüfusunu artması
sebebiyle onların yeni topraklara ihtiyaçları vardı.
“Dört çocuk aile sayılmaz” diyordu Kıpçaklar. O
zamanlarda şekillenmiş geleneklere göre, küçük erkek
evlât, baba evinde kalıyor, anne ve babasına hizmet
ediyordu. Büyük oğullar ise askerlik yapıyor ve yeni
diyarlara gidiyordu. Devlet evlâtları için vardı: Eğer
ailede sadece bir erkek çocuk var ise, o gencin kulağına
bir küpe takıyorlardı. Askerde komutan, kulağı küpeli eri
tehlikeli işlere göndermiyordu. Soyunun son erkek
evlâdı ise, bu defa kulağına iki küpe takılıyordu. Bunlar
özellikle korunuyordu.
Herkes askerlik yapıyordu. Askerlik bir erkek için şarttı
ve çok şerefli bir işti. Eğer genç askerliğini yapmamışsa,
evlenmesi de yasaklanıyordu. Ordu mensuplarına çok
hürmet ediliyordu. Bir genç, askere gitmeden önce bir
tay besliyordu. Askere giderken kendi yetiştirdiği atı ve
kendi silâhıyla gidiyordu. Bu yüzden Deşti Kıpçak’ ta her
zaman için esas vurucu gücün süvari olması insanı
şaşırtmıyor.