Yazar güzel konulara değinmiş. Osman Karatay kitabını okumasam şaşırmamak elde olmaz dı. Murad Adji yi tanımakta geç kalmışım umarım en kısa zamanda tüm kitaplarını okumuş olurum.
Kitabı tavsiye eden arkadaşım Aleviliğin neden çıktığını ve içeride ne yaşandığını anlatmıştı büyük bir merakla başladığım kitaptan aradığımı bulamadım.Kuantumdan girdik.fizikten devam edip,reenkarnasyondan geri çıktık konuları birbirine bağlamakta zorluk çekmiş yazar..
“Korunmak, korkunun işaretidir… Saldıran cesurdur…
İntikam, tabiatın en büyük hediyesidir… Zafere yürüyene
yaylar ulaşmaz… Atilla savaştığı zaman sessiz kalan
ölmüştür
Nihayet 370. yıl gelmişti… Balamir Han, Don’ a çıkmıştı.
Alanlar, Türk silâh ustalarının yeniliklerini bilmedikleri
için, eskisi gibi savaş dörtgenini kurmuşlar, sessizce
saldırıyı bekliyorlardı. Tuhaf bir şey, Türkler bu sefer
acele etmiyorlardı. Balamir Han önce bayrağı öptü,
yemin ettikten sonra, eski Türk geleneklerine uyarak,
askerlerini Tanrı işaretiyle kutsadı. Ve asker düşmana
karşı hareket etti.
Düşman saflarının önünde de süvariler durmaktaydı. Bir
şarkı duyuldu. Okçular öne çıktılar. Çığlık sesi çıkartan
okların gürültüsü düşmanın yüreğine korku salmıştı.
Sanki Alanların başındaki kötü ruhlar belâyı ve felâketi
çağırıyormuş gibiydi. Bu hücum başarıyla sonuçlanmıştı.
Kahraman okçular savaşa devam etti. Ağır oklar
düşmanı acımasızca öldürüyordu. Bakırdan yapılmış
zırhlar, Alanları ancak yumurta kabuğu kadar koruyordu.
Türk okları zırhları tamamen deliyordu. Alanlarda panik
başladı. Savaşın akışı tam Kıpçakların istedikleri yönde
gelişti. Kılıçlar havaya kalkıyor ve her inişte kesiyor,
kesiyordu. Kandan dolayı nehir kıpkızıl akıyordu.
Türkler bu savaştan muzaffer çıktılar. Onlar iki sene
boyunca kızıl akan Don’ a dönmediler. Toprağın,
kendisine gelmesi için zamana ihtiyacı vardı. Ancak 372
yılında öncüler, bu sefer şehir ve kasabalara uygun yer
seçmek için gelmişlerdi… Arkeologlar, Don havzasında
bulunan bütün eski şehirlerin o yıllara ait olduğunu kesin
olarak tespit etmişlerdir. Bu şehirler Kıpçaklar tarafından
kurulmuştu.
Tanais Nehri’nin bu tarihten sonra adı Don olarak
değişmişti. “Don” kelimesi Türk kökenli bir sözdür ki, eski
zamanlarda “tepeli bölge” anlamına gelmişti.