Osman Karatay

Osman Karatay

YazarÇevirmen
8.9/10
150 Kişi
·
295
Okunma
·
33
Beğeni
·
974
Gösterim
Adı:
Osman Karatay
Unvan:
Akademisyen, Yazar
Doğum:
Çorum, 1971
1971 yılında Çorum'da doğdu. Çorum İnönü İlkokulu, Çorum Atatürk Lisesi ve Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü (1995) mezunu. Yüksek lisansını Gazi Üniversitesi SBE Ortaçağ Tarihi dalında 'Bosna Krallığı: Bağımsızlıktan Osmanlı Fethine Kadar Bosna' adlı çalışmasıyla (2002) yaptı. Doktorasını yine aynı bölümde 'Maveraünnehir Bulgarları Hakkındaki Rivayetlerin Tahlili' konulu çalışmasıyla yaptı. Üniversite yıllarında iken 1993-1995 arasında Yeni Hafta ve onu takip eden Gündüz gazetelerinde köşe yazarlığı yaptı. Sosyo-ekonomik konularda fikir yazıları yazdı. 1995 yılında CHA temsilcisi olarak Saraybosna’ya gitti ve üç yıl orada kaldı. Bu arada Sırbistan, Hırvatistan, Sancak ve Kosova gibi yerlere araştırma gezileri yaptı. Dönüşünde Türk Tarih Kurumu’nun Türkiye’nin Sosyal ve Kültürel Tarihi (TÜSOKTAR) projesinde çalıştı. Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin kuruluşunda yer aldı ve 1999 -2000 yıllarında burada Balkan Araştırmaları Masası başkanlığı yaptı. Daha sonra Yeni Türkiye Yayın Merkezi tarafından yürütülen Türkler adlı projeyi yönetti. Dünyada Türkler hakkındaki en büyük çalışma olan toplam 37 ciltlik aynı adlı eserin ortaya çıkışında en fazla katkıyı yapanlardan biri oldu. Ayrıca bu esere iki bölüm yazdı. 2002 sonlarında Ankara’da KaraM yayınevini kurdu ve kısa bir süre sonra Çorum’a taşındı. Yayınevini bir Karadeniz Araştırmaları Merkezi hüviyeti kazanacak şekilde geliştirerek, 2004 yılı başında Karadeniz Araştırmaları adlı üç aylık akademik bir dergi yayınlamaya başladı. 2005 yılında ise Dr. Bilgehan A. Gökdağ ile birlikte 'Balkanlar El Kitabı' adlı büyük bir yayın projesine girdi. Halen KaraM’da bağımsız araştırma çalışmalarını sürdürmektedir.
İslamın gönüllü yerleşmesi için Halife Memun Dönemi beklenecektir. Memnu'nun Orta Asya'ya yönelik olumlu ve anlayışlı siyasetinin temelinde zamanında babası Harun Reşid'in onu Horasan'a göndererek yetiştirmesinin katkısı olmalıdır.
Osman Karatay
Sayfa 105 - KRİPTO KİTAP
640'lardan itibaren yanı başlarına ulaşan İslam ile tanışmaya başlayan Türkler hem Kafkaslar hem de Türkistan'da Emevilerin saldırgan savaşkan tutumlarını görünce cephe aldılar. Bu dönem Türklerin İslam'a girişini menfi yönde etkileyen kötü bir tanışma dönemiydi. Biz bunu İslam ile değil de Araplarla tanışma dönemi olarak alalım.
Osman Karatay
Sayfa 193 - KRİPTO KİTAP
Kahramanlar kendileri için yaşamazlar. Onları kahraman yapanlar, uğruna savaştıkları halkları ve inançlarıdır. Ama kahraman öyle olmalı ki, düşmanları dahi takdir etmeli.
Osman Karatay
Sayfa 15 - Ötüken
Bizim olayımızdaki şaşırtıcı gerçek ise Karlukların Talas Savaşı'ndan hemen sonra Müslüman olmayışlarıdır. Üstelik kısa bir süre sonra Horasan'da çıkan ve Maveraünnehr'e yayılan Mukanna İsyanı Abbasileri meşgul ettiğinde Karluklar fırsattan istifade Semerkant'ı yağmalamak istemişler ve Abbasilerin Valisi ile çatışmışlardır. Karluklar, Islamlaşma için tam iki yüzyıl bekleyecekler ve Karahanlı idaresindeki ana akıma uyarak Müslüman olacaklardır. Karluklar bile Talas'tan sonra Müslüman olmadılarsa bunu genelleyip bütün Türklere teşmil etmek tarihi gerçeklerle hiçbir şekilde bağdaşmamaktadır.
Osman Karatay
Sayfa 119 - KRİPTO KİTAP
224 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Kitap kısa ve öz olarak Türklerin İslam'a geçişini dönemin şartları ve sosyolojik gerçekler ışığında değerlendirmiştir. Yapılan değerlendirmeler hem akla hem dönemin kaynaklarına hem de tarih metodolojisine ve bilimsel bilgi üretimine uygundur. Keyifle okunabilecek bir kitap diyebilirim.


Türkler, kimine göre Kuteybe bin Müslim'in kılıç zoruyla kimine göre ise güle oynaya Müslüman oldu. Tartışma bir çok platform ve yayında bu doğrultuda tartışılıyor. Oysa gerçek tüm bunlardan çok farklı.


İslamın 640'lı yıllar itibariyle Arabistan coğrafyasından çıkıp İran, Kafkaslar ve Türkistan coğrafyasına dayanmıştır. İran'da tam manasıyla hakimiyeti sağlayan İslam-Arap orduları Emeviler Dönemi ile birlikte Kafkasya ve Türkistan kapılarına ulaşmıştı. Bu dönemde kuzeyde Kafkaslarda Hazarlar, doğuda Horasan'da ise Göktürk hakimiyetine tabi Türgişler hakim güçtü.


Emevilerin buraya gelmesi ilk evrede akın boyutunda oldu. Bölgeye akımlar düzenleyen Emeviler kalıcı olmadı. Ancak 705 tarihi itibariyle bölgeye vali olarak atanan Kuteybe bin Müslim, Emevilerin otoritesini Horasan'da hissettirmeye başladı. Kuteybe bin Müslim savaş ve çatışmalarla bölgede hakimiyet kurmaya çalıştı. Bu durum halkın tepkisine neden olurken dönem dönem ciddi karşı durmalar yaşandı. Neticede 715 yılında Emevi Halifesi karşı başlattığı isyanda Kuteybe öldürüldü. 715 yılı sonrasında ise bölgede güçlü hale gelen Türgişler, Emevilerle büyük mücadalelere girişti.

Kafkaslarda da durum Horasan'dan farklı değildi. Kafkaslarda güçlü bir devlet konumunda bulunan Hazarlar ile istilacı Emeviler arasında büyük savaşlar yaşandı. 740'lı yıllarda Emeviler çökmeye başladığında, Emevilerin yürüttüğü çatışma ve savaş yolu ile İslamî yayma politikası bir neticeye ulaşmamıştı. Emevilere yenilen Türkler şekli olarak müslüman olsa da bunlar ilk fırsatta asıl inanışlarını ortaya koyuyorlardı.

640-740 yılları arasındaki dönem Emevilerin kılıç zoru ile İslamî yaymaya kalktığı ancak kitlesel bir başarı elde edemediği bir dönem oldu. Üstelik yaşanan çatışmalardan dolayı Türkler Emevilere oldukça kinlenmişti. Bu dönemde Türklerin İslam'a kitlesel geçiş yaptığına dair bilgi yoktur. Gerek Hazarlar gerekse Türgişler, Emevilere karşı direnmiştir.

750 yılı itibariyle islam dünyasında Abbasilerin yönetime gelmesi de Türklerle Arapların arasını hemen düzeltmemiştir. Türklerin, İslam'a geçişleri tam anlamıyla Abbasilerin yönetime geldiği 750 yılından yaklaşık 100 yıl sonraya tekabül eder. 840'lı yıllar itibariyle Abbasilerin ılımlı politikası Türklerin İslamî ve Arapların olumlu manada tanımasına imkan vermiştir.

Emevilerin takip ettiği mevali politikası, Arap olmayan Müslümanları sadece ikinci sınıf vatandaş olarak görmekle kalmıyor, mevali anlayışı birlikte oturmak, sohbet etmek, alışveriş yapmak namaz kılmak gibi tüm toplumsal kaynaşma noktalarını etkiliyordu. Abbasilerin bu politikayı terk etmesiyle Emeviler döneminde yapılamayan tanışma sağlıklı bir şekilde sağlanırken aynı zamanda Araplar ile Türklerin kaynaşması da sağlanmış oldu.

Bu kaynaşmanın neticesi olsa gerek ki İslam'a bireysel geçişler arttı. Ancak kitle olarak İslam'a geçişler 911 yılı itibariyle Volga Bulgarları, 920 veya 945 yılı itibariyle Karahanlılar 965 yılı itibariyle ise Selçuklu Devletini oluşturan Oğuz Türkleri kitlesel olarak İslam'a geçmiştir. Görüldüğü üzere Türklerin İslam'a geçişi Emevilerin sert ve kanlı 80-90 yıllık dönemlerinde değil onlara nispetle ılımlı bir siyaset güden Abbasiler döneminde olmuştur. Türkler ılımlı siyasete rağmen Abbasiler iktidara geldikten ancak 150 yıl sonra kitlesel olarak İslam'a geçmişlerdir.


Emeviler dönemi Türkler ile Araplar arasında çatışma ve tanışma dönemi olmuştur. Ancak bu tanışma olumsuz bir etki bırakmıştır. Abbasiler dönemi ise tanışma ve kaynaşma dönemi olmuştur. Türkler, Emevilerin üzerlerinde bıraktığı etkiyi kolay kolay atamamış olsa gerek ki Abbasilerin iktidara gelişinden ancak 150 yıl sonra İslamà girmiştir.
Türklerin İslamı Kabulü Osman Karatay
224 syf.
Türklerin İslam'a giriş sürecini anlatmasıyla gerçekten çok iyi bir kitap. Türklerin İslam’ı kabul sürecini Horasan, Maveraünnehr , Azerbaycan coğrafyası, Kafkasya, Hazar ülkesi ve İdil Bulgarlar coğrafyasında Türkler arasında nasıl kabul gördüğünü, nasıl yayıldığını, bu coğrafyaların 7. ve 8. yy larda sosyal ve ekonomik durumunu detaylı bir şekilde anlatarak. Komşu ülkelerle bu coğrafyadaki Türklerin ilişkilerini de göz önüne alarak anlatmış. Biraz fazla kağan, hükümdar ismi geçiyor, bu biraz kim kimdir konusunda kafa karıştırıyor ama işin özetinde Türklerin niçin ve nasıl Müslüman olduklarını öğreniyorsunuz. Yazar çok tartışmalı bir konuya tarafsız bir şekilde yaklaşarak bize klasik tarih anlayışının dışında bir anlatım ile olaylara nesnel bakış açısı sağlayarak bilinenin aksine okuyucuya farklı bir perspektif sunuyor. Türklerin İslam'a giriş sürecine dair okumalar yapmak isteyenlere tavsiye ederim.
896 syf.
·122 günde·Beğendi·8/10
Ülkemizdeki Türk tarihinin doğu avrupa dalında piyasadaki en kapsamlı ve donanımlı kitaptır.Bizzat benim hocam olan Serkan Acar ve Osman Karatay'ın editörlüğünde 11 akademisyenin birleşip ortaklaşa oluştuğu bir eserdir.21 Devlet,Hanlar hakkında 40 küsür sayfayı geçen bibliyografyasıyla oluşturulan Doğu Avrupa Türk Tarihini onlarca dipnot ve farklı kaynaklardan açıklayarak oluşturulan akademik bir kitaptır.Gerçek tarihçiliğin,bahsedilen her konunun belgelerini açıklayarak ve tartışma-kıyaslama yapmak için açıklamaya sunmaktadırlar.Çok kapsamlı bir kitap olup Hazar,Avrupa Hunları,Avarlar,Göktürkler gibi büyük Türk devletlerini onlarca sayfalarla her türlü bilimsel farklı açıklamalar ile okuyucu aydınlatırlar.Ben bölümüm gereği okudum,meraklısına ve araştırmacı kişilere tavsiye ederim elbet.
176 syf.
·Puan vermedi
Osman Karatay, tarihçi kimliğini edebi süslemeler ile bizlere sunuyor. Ergenekon öncesi konuşulanları, bizlere edebi bir dille anlatıyor... Mürdüm, Türk milletinin milli şuuru açısından okunması gereken kitaplardan biri...
272 syf.
·Beğendi
Osman Karatay;
Türkiye'nin ilk düşünce kuruluşu olan Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi'nin (ASAM) kuruluşunda yer ald. Dünyadaki en büyük Türk tarihinin ortaya çıkışında katkı yaptı. The Turks'ün editörlüğünde bulundu. KaraM'ı (Karadeniz Araştırmaları Merkezi) kurdu. Türk Dünyasına Hizmet Ödülü aldı.
Türk? Nedir bu Türk? Kim ve nereden gelmiştir?
Türk olmak Türkçe konuşturmayı gerektirmeyen bir durum olduğunu vurgulayarak başlayan bir kitap. Şüphesiz Türk olup farklı dil konuşan milyonlarca Türk / Türk boyu var.
Bölgemizde yaşan Kürtlerin Türklerle bağlantısı değinilecektir. (Diğer kitaplarınıda okumakta fayda var hatta Kürtler hakkında bir makalesi de mevcuttur tavsiye)
Rusların Viking bağlantısı Vikinglerin Hazar'ın kuzeyinden göç eden bir topluluk olduğunu ele alarak serüvene başlıyor.
Kitap içinde Rum kelimesi, Ermenilerin kendilerine verdikleri isim, İskit kalıntısı olduğunu söyleyen Partlar ayrı ayrı işlenecektir.
Dikkat çekici bir husus olduğunu düşündüğüm yer Göktanrı / Tengricilik ayrımıdır. Ruslar tarafından ortaya atılan Tengricilik anlatılacaktır.
Kırgızlar üzerinden Türklerin görünüşleriyle başlayan ve beyaz ırkın üstünlüğünü savunan Avrupalılara inat yazar kendinci ispatlara gidecektir. Özellikle Yunan kültürünün doğudan etkilendiği dil, din ve kültür olarak parçalar aldığını örneklerle anlatacaktır.
Ardından müthiş bir dil konusu açılacaktır. Türkçenin Moğolcaya yakın olduğu öngörüsü çürütülmeye çalışlacak ve şaşırtıcı olarak Slavca Türkçe benzerliği vurgulanacaktır.
Batı'nın Türklerden ne denli etkilendiğini göstermek adına İngilizcede açıklanamayan kelimelerin Türkçe benzerlikleri gösterilecektir. Hatta daha da şaşırtıcı olan Kral Arthur'un kökeni ve ailesi hakkında tespitlerde bulunulacaktır.
Tarihin babası olarak kabul edilen! Heredot'un bilgileri işliğinde Sakaların Türklüğüne değinilecektir.
Türkçenin etklieme gücü olarak Rusça, Slavcadaki yeri verilecektir.
Kitabın başında bahsedilen Vikingler daha detaylı bir şekilde ele alınmasıyla İzlandalı tarihçilerin bilgileri paylaşılacaktır.
Ey Odin! Kuzey'in sahibi! Kimsin sen?
Odin / Öden Ata. aa dur bu Timur'un seferler öncesi kabrine gidip dua ettiği Öden Ata mı?
Kafkasyada kökenleri çok net tartışılan As- Alan- Osetlerin bağlantıları sağlanmaya çalışılacaktır.
Kitabın sonlarına doğru Tatarlar ele alınacak, Sabirler ve Sümer daha doğrusu S-Sa-Su kelimeleri ile Türklük bağından bahsedilecektir.
Özellikle burada Sümerlerin isim kökeni ve Türkler arasındaki boy adları ve yer isimleriyle sizleri şaşırtacaktır.
Kitabın çok sert eleştirdiği ve benimde her tarih tartışmasında bahsettiğim Hititlerin Hint-Avrupa dil grubuna nasıl dahil edildikleri eleştirilecektir.
Türklerin fiziki özellikleri farklı kültürlerde ve yazılı kaynaklardaki ifadeleri ile ilerleyecektir.
Bu kitap ırkçılık üzerine yazıldığı gibi bir ön yargı oluşturabilir veya yazdıklarım ama hayır. Akademik olarak ifade edilen ve ispatlarla doğrulanmaya çalışılan bilgiler eşliğinde ilerlediğini göreceksiniz.
Okuyup çok etkilendiğim kitaplardan biri olduğunu söylemekte yarar var. Başucu kitaplarımdan biridir kendisi. Notlarımı zaman zaman tekrar tekrar açar okurum.
Tarihi doğru ve düzgün öğrenmek bir vatandaşlık görevi olduğu gibi Mustafa Kemal'in de bize bıraktığı bu devleti daha da yukarı taşıma adına gençlerin görevidir. Sonuçta Türk Tarih Kurumu'nu bu gibi çalışmalar yapılması adına kurmuştur.
Unutulmamalıdırki kendi milletini sevmek ile diğer milleti dışlamak arasında uçurum vardır. Lütfen bunu unutmayalım. Herkes kendisini nasıl görüyorsa öyledir.
176 syf.
·7 günde·Beğendi·8/10
-Son bir kez öpeyim dede... -Yavrum benim... Az kalsın unutacaktım. Bir isteğim daha var, yapar mısınız? -Ne demek dedecim! -Yeni yurdunuzun adını 'Ergenekon' koyun. O da benim hatıram olsun. -Her şey senin hatıran dede... -Şunu da al evladım. Canın çektikçe yersin. -Ne var o torbada? -Mürdüm eriği. Gittiğiniz yerde yok...
176 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Eser: Mürdüm
Yazar: Osman Karatay
Yayınevi: Ötüken
Sayfa:176

Tarihçi Prof.Dr.Osman Karatay'ın yazdığı ve Ergenekon destanı öncesi Orta Asya Türk Tarihini anlattığı çok güzel bir roman okudum. Roman da Yaburguların lideri Dede Kuvluk Bat ile torunu Edin arasında geçen zamanla ise Kuvluk Bat'ın çevresi ile torunu Edin'in arkadaşları arasında geçen diyaloglardan oluşan tarihi bir roman okuyacaksınız.

Edin yaşına göre herşeyi sorgulayan ve aklına yatmayan durumlara itiraz eden bir torundur. Onun yetişmesinde babasından çok dedesinin katkısı olmuştur. Soyu ile ilgili tüm bilgileri dedesinden öğrenmektedir. Arkadaş çevresi de onu zeki olarak görmektedir.

Kuvluk Bat ve sülalesi Yaburgurlar kaybettikleri tahtın ve kutun altında ezilmektedirler. Halk Kuvluk Bat ve Yaburgurlara saygılı ve onları çok sevmektedirler. Ülkeyi yöneten akrabaları kağan bu durumdan rahatsızlık duymaktadır. Bu yüzden de haber alma teşkilatını onları takibe ayırmıştır.

Haber alma teşkilatı üyelerinin çocukları ise torun Edin'in arkadaşlarıdır. Günümüzde atalarımızın dediği gibi çocuklardan al haberi söylemi roman içindeki çocuklar arasında da dikkat çekmiştir. Yaşlarına binaen babaları gibi onlarda birbirlerine karşı siyasi davranmışlar ve ellerindeki bilgileri sızdırmamak için çok uğraşmışlardır.

Kağan için sıkıntılı günler başlamıştır. Haber alma teşkilatının verdiği yanlış bilgiler ki yönlendirmeler kağana karşı halkı ve komşu devletleri düşman etmiştir. Kağan ise tahtını düşündüğü için soyundan olan Kuvluk Bat ve Yaburgurlulara karşı düşmanca tavır gütmüştür. Buna rağmen Kuvluk Bat ve Yaburgurlular ise hep kağanın yanında olduklarını açıklamalarına rağmen kağanı inandıramamışlar artı onların tüm uyarılarını kağan dinlememiştir.

Kuvluk Bat gelişmeleri anladığı için torunu Edin'i tembihlemiş ve onların Ergenekon denen yurda gidip çoğalmalarını söylemiştir. Edin ve halkı bu yolda hareket etmiştir. Dede ile torun arasındaki ayrılık konuşmaları son derderece önemlidir. Edin dersini tamamlamıştır. Dedeyi bırakarak yoluna devam edecekken dedesi ona içinde yiyecek olan bir kese vermiştir. Bu ne diye sorduğunda romana adını veren Mürdüm eriği der.

Yazacak çok şey var ama okumanız lazım. Güzel bir Ergenekon romanı okuyacaksınız. Hem de dönem isimleri ve bazı kelimeleri ile...
308 syf.
·Beğendi
Osman Karatay;
Türkiye'nin ilk düşünce kuruluşu olan Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi'nin (ASAM) kuruluşunda yer ald. Dünyadaki en büyük Türk tarihinin ortaya çıkışında katkı yaptı. The Turks'ün editörlüğünde bulundu. KaraM'ı (Karadeniz Araştırmaları Merkezi) kurdu. Türk Dünyasına Hizmet Ödülü aldı.
Kitapta neler bulacaksınız: Kısa bir İran coğrafyasından bahsedilecek. Şunu belirtelim İran bir coğrafya adıdır. Bir ırkın değil. Daha sonra Turan kelimesinin açılımına değinilecek ve ardında şov başlayacak. Kimdir bu Türkler? Kökeni, anavatanı, dilleri, kültürleri... Bana göre sizi en çok Kürt başlığı altındaki çalışmaları etkileyecek. Ne yazıkki hâlâ ülkemizde batıı kaynakların esas alındığı bir konuşma ve açıklama hevesi var. Önce bunu bi okuyalım. Ardından Saka konusu ele alınacak. Buradaki dikkate değer husus bence şu: İranlaştırma çalışmalarının ne derece saçma ve gereksiz olduğudur. Fars kültürünün içerisinde Türk ezgilerinin ve mitolojisinin yerini göreceksiniz. Bu coğrafyayı yakından etkileyen ve tam anlamıyla açıklanamayan Zülkarneyn olayı unutulmayacak. Oğuz Kağan ve Alp Er Tunga ayrı ayrı incelenecek.
Kitap size ne katacak derseniz:
1-Bu bölgenin asıl atalarından biri olduğumuzu göreceksiniz.
2-Farklı yerlere çekilen Kürt kavramı açıklanacak ve farklı bir bakış açısı getirilecek.
3-İran medeniyetinin Persler tarafından değil de Türkler tarafından oluşturulduğu ve ne yazıkki zamanla bunun bilinçli bir şekilde silindiğini okudukça şaşıracaksınız.
Tavsiye:
Bu kitabı okuduktan sonra kafanızda onlarca bilgi olacak ve bunları daha da merak edeceksiniz. Size tavsiye olarak Azerbaycan'da Türk izlerini, Hakkari bölgesindeki Türk taşlarını, Elam ve Medlerin Türk bağlantılarını iyice araştırmanız.
Bu kitap milliyetçilik duygusuyla yazılmadığını söylemek gerekir sizi yanıltmasın. Oldukça akademik ve dünyada ses getiren çalışmalardan biri olduğunu söylemekte yarar var.
272 syf.
·Beğendi·8/10
Kitap çok uzun değil güzel ince bilgiler verebiliyor. Bu sayede kısa sürede canınız sıkılmadan bitirebileceğiniz bir kitap. Bir Türk olarak kendi tarihimiz hakkında bu kitap sayesinde daha iyi bilgi sahibi olabiliriz. OLAMAKTA ZORUNDAYIZ!!!
272 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Ortaya koyduğu bağlantılar, geçiştirilemeyecek ve küçümsenemeyecek kadar önemli ve sağlam temeller üzerine kurulu. Bunun dışında eski çağda dünyanın her yerinin Türklerden teşekkül etmediğini, göçler vs. bağlarla kurulmuş ciddi kültür alışverişlerini açık yüreklilikle vurgulayabiliyor. Söz konusu tarih olunca bir kitapta aradığım en önemli özellik, araştırmacının, akademisyenin, kitabı yazanın doğru bilgiye, hakikate ulaşmak konusundaki kararlılığını hissetmektir. Bu noktada da size bir bilginin dayatılmadığı, ancak özümsemeniz için önünüze bir bilgiler yumağının bırakılarak, hakikate kendi kendinize ulaşmanızı sağlayan kitaplar benim için çok değerlidir. Türklerin Kökeni, yukarıda bahsettiğim sınıfta yer alan kitaplardan.

Yazarın biyografisi

Adı:
Osman Karatay
Unvan:
Akademisyen, Yazar
Doğum:
Çorum, 1971
1971 yılında Çorum'da doğdu. Çorum İnönü İlkokulu, Çorum Atatürk Lisesi ve Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü (1995) mezunu. Yüksek lisansını Gazi Üniversitesi SBE Ortaçağ Tarihi dalında 'Bosna Krallığı: Bağımsızlıktan Osmanlı Fethine Kadar Bosna' adlı çalışmasıyla (2002) yaptı. Doktorasını yine aynı bölümde 'Maveraünnehir Bulgarları Hakkındaki Rivayetlerin Tahlili' konulu çalışmasıyla yaptı. Üniversite yıllarında iken 1993-1995 arasında Yeni Hafta ve onu takip eden Gündüz gazetelerinde köşe yazarlığı yaptı. Sosyo-ekonomik konularda fikir yazıları yazdı. 1995 yılında CHA temsilcisi olarak Saraybosna’ya gitti ve üç yıl orada kaldı. Bu arada Sırbistan, Hırvatistan, Sancak ve Kosova gibi yerlere araştırma gezileri yaptı. Dönüşünde Türk Tarih Kurumu’nun Türkiye’nin Sosyal ve Kültürel Tarihi (TÜSOKTAR) projesinde çalıştı. Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin kuruluşunda yer aldı ve 1999 -2000 yıllarında burada Balkan Araştırmaları Masası başkanlığı yaptı. Daha sonra Yeni Türkiye Yayın Merkezi tarafından yürütülen Türkler adlı projeyi yönetti. Dünyada Türkler hakkındaki en büyük çalışma olan toplam 37 ciltlik aynı adlı eserin ortaya çıkışında en fazla katkıyı yapanlardan biri oldu. Ayrıca bu esere iki bölüm yazdı. 2002 sonlarında Ankara’da KaraM yayınevini kurdu ve kısa bir süre sonra Çorum’a taşındı. Yayınevini bir Karadeniz Araştırmaları Merkezi hüviyeti kazanacak şekilde geliştirerek, 2004 yılı başında Karadeniz Araştırmaları adlı üç aylık akademik bir dergi yayınlamaya başladı. 2005 yılında ise Dr. Bilgehan A. Gökdağ ile birlikte 'Balkanlar El Kitabı' adlı büyük bir yayın projesine girdi. Halen KaraM’da bağımsız araştırma çalışmalarını sürdürmektedir.

Yazar istatistikleri

  • 33 okur beğendi.
  • 295 okur okudu.
  • 17 okur okuyor.
  • 231 okur okuyacak.
  • 4 okur yarım bıraktı.