Tuncer Baykara

Tuncer Baykara

Yazar
8.3/10
21 Kişi
·
110
Okunma
·
13
Beğeni
·
1.685
Gösterim
Adı:
Tuncer Baykara
Tam adı:
Prof. Dr. Tuncer Baykara
Unvan:
Akademisyen. Emekli Tarih Profesörü.
Doğum:
Denizli, 7 Temmuz 1940
Babası ilkokul öğretmeni Asım (1909-1988). Anası da ev hanımı Ayşe Baykara(1915-2003) dır. Eğitimi: İlkokulu köyünde bitirdikten sonra Niğde'de başlayan Ortaokul öğretimi Acıpayam'da devam etmiş. Urla'da bitmiştir. İzmir Atatürk Lisesinden (1959) mezun olunca bir süre İÜFen Fakültesi Kimya Müh.de okumuş. Bilahara İ.Ü.Edebiyat Fakültesi'ne Tarih bölümüne girerek 1966 da bitirmiştir. Ord.Prof.Dr. Zeki Velidi Togan danışmanlığında dokrorasını yaparken Erzurum Atatürk Üniversitesi'ne asistan olarak girdi. Üniversitesinin izni ile yeniden İstanbul'a dönerek 1971 de Türk Tarihinde Şehir(XI.yy a kadar) isimli çalışmasını bitirdi. Bu arada Z.V.Togan'ın 1970 de vefatı ile danışmanlığını Prof. İ.Kafesoğlu üstlenmişti.

1972-73 arasına topçu asteğmeni olarak askerlik görevini Burdur ve Ankara'da yaptı. Terhisini takiben Hacettepe Üniversitesine girdi. Orada Dr. Öğretim görevlisi (1973-1980) ve Doçent olarak görev yaptı. 1987'de Profesör olarak Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesine geçti. Oradan 7.07.2007 tarihinde emekli oldu. Yeni kurulan Uşak Üniversitesi rektörü eski vefalı öğrencisi Prof. Dr. Adnan Şişman'ın ricası ile Uşak'ta yeniden çalışmaya başladı ve birkaç gün önce orası da bitti.

Prof. Baykara. siyasi tarih dışındaki konularla ilgilenmiş, Türklerin yerleşik hayatı ve genellikle kültürü konularıyla alakalı makale ve kitaplar yazmıştır. 30 kitabı,350 kadar da makalesinin listesi Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü tarafından Ankara'da 2011 yılında yayımlanan TUNCER BAYKARA ARMAĞANI 'nda bulunmaktadır. Ayrıca 2004 yılında kendisinin kaleme aldığı TUNCER BAYKARA, BEN KENDİM VE TARİHÇİLİK YOLIUNDA KIRK YIL (1964-2004) vardır. Baykara Avrupa ülkelerini kongre vs sebeyle kısa sürelerde gördüğü gibi, Japonya-Tokyo'da 3 ay kaldı. Asya Türk ülkerinin tamamını gördüğü gibi, 1998-1999 Ders yılında Kırgızistan-Bişkek'te Manas üniversitesinde görev yaptı. Türk kültürüyle ilgili çalışmalarını kitaplaştırdı.
"Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla ümit etmediği bir müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine sahne oldu.
Bu sahne en aşağı, yedi bin senelik Türk beşiğidir. Beşik, tabiatın rüzgarları ile sallandı. Beşiğin içindeki çocuk tabiatın yağmurları ile yıkandı. O çocuk tabiatın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvela korkar gibi oldu. Sonra onlara alıştı. Onları tabiatın babası tanıdı, onların oğlu oldu.
Bir gün o tabiat çocuğu tabiat oldu. Şimşek, yıldırım, güneş oldu. TÜRK oldu.
Türk budur: Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir."
Haşarı bir Mollanın üzerinde Yatağan (60 sın. boyunda bir bıçak) yakalandığı zaman bunu tashih için aldığını söylemesi bu dönemin hatırasıdır. Öğrenim çağında ise, çıkabilir mürekkeple yazılanlar, yanlışı yapanlara yalatılırdı.
Eskilerin çok iyi tahsil gördüklerini ispat için söylediği; 'Biz çok mürekkep yaladık' ifadesi bunun bir yankısı olsa gerektir.
Tuncer Baykara
Sayfa 107 - Bilge Kültür Sanat
İbn Haldun'a göre tarih, büyük dönemler, periodlar halinde oluşur. Bu büyük dönemler kendi içinde ayrı gerçekler taşır; mesela onun yaşadığı yıllar Türk devridir ve bizzat görüp konuştuğu Temür ile Türk devri, zirveye ulaşmıştır.
Tuncer Baykara
Sayfa 120 - Bilge Kültür Sanat
Tarihin hemen her devrinde,adı her zaman doğrudan Türk olmasa da (Hun,Göktürk, Karahanlı,Selçuklu,Temürlü veya Osmanlı) Türk devleti her devirde dünyaya yön ve nizam veren, siyasi ve sosyal güce sahip olmuştur.Kısaca diyebiliriz ki:Türk,gelecekte yine bir büyük siyasî gücün (devletin değil)ortak adı olabilecektir.
Bir insan gibi,”insanlık”da zamanın üzerinde üç boyutla ilgilidir ve âdeta bunların üzerindedir. Dünden gelmekte,bugünü yaşamakta ve yarına gitmektedir.Bugünü yaşayan ve bilen insan nasıl yarınını merak ederse toplumlar için de yarını bilmek önemli bir unsurdur.İşte insanlığın yarınını tanımak ve bilmek yolunda en iyi tahmini tarihçiler yapabilir.Çünkü bu üç boyutun en iyi bilineni bugündür.Ancak bugünü bilmek,yarın için hüküm vermek veya en azından sezmek ve tahmin etmek için yeterli değildir.İşte insanın ve insanlığın yarınını bilmesi ve sezmesi için gereken öteki boyutun ve dünün bilinmesidir. Dünü bilmek ise tarih sayesinde mümkün olabilmektedir.
Türk,teşkilatçıdır;dolayısıyla itaatin,emir-komutanın ne olduğunu bilir.O yalnız olduğunda iyi bir önder olduğu hâlde,başında kendisinden daha üstün yetenekli birisi olduğunda ona severek itaat eder.
Türkler,kadınıyla,erkeğiyle kendilerine mahsus özellikleri olan,daha sa önemlisi hemen bütün komşularının güzel buldukları insanlardır.Türk’ün güzel oluşunun abartılı bir yanı yoktur. Mücmelü’t-Tevarih,Türk’ün güzel,fakat kan dökücü özelliğinin yıldızına ait bir talihlilik olduğunu belirtmiş idi.Kaşgarlı Mahmud da Türk’ün özellikleri arasında güzelliğini, sevimliliğini ve tatlılığını en başta saymaktadır.
Türk denince en eski MÖ4000 yıllarından itibaren ortak bir dil konuşan insanlar anlaşılmalıdır.Bu dilde temel olarak tek heceli kelimeler vardır.At, et,it,ot,ok,in,is,ud ve başkaları.Bu heceler sonradan öteki kelimelerin de kökleri olmuşlardır.
Türk “sade”insandır:O kısa ve öz konuşur;uzun ve boş sözlerden nefret eder.Bu sebeple “sadelik, açık ve yalın” olmak onun en belirgin vasıflarındandır.
172 syf.
En basit tanımıyla tarihe, “Kişinin kendi geçmişidir” diyebiliriz. İnsan merak eden bir canlı. Tarih merakı ise istemsiz gelişen bir ihtiyaçtır. Yani tarih geçmişin ilmidir. Tarihi geçmişten maksat, insana temas eden hadiselerin tümüdür. Tarihin işleyişi ise elde edilen belge ve buluntuların yorumlanmasıyla gerçekleşir. Bu bağlamda F. J. Turner tarihin “Geçmişten bize ulaşan, günümüzde ortaya çıkan tenkitçi ve yorumcu bir anlayışla incelenen kalıntılar” olduğunu ifade etmiştir. Kısaca tarihin, insanların şuurlu biçimde yapıp ettikleri ve kişinin kendinden başlayarak kendisini çevreleyen her şeyi anlamlandırma çabası olduğunu da söyleyebiliriz.

Fakat tarihçiler arasında tanımlarda olduğu gibi tarihin bir bilim dalı olup olmadığı konusu da tartışmalıdır. Türk Tarih Felsefesi çalışmalarıyla hatırladığımız Mehmet Niyazi, tarihin bir bilim olmadığını, aslında bir şuur hali olduğunu ifade ederken R. G. Collingwood, tarihi bir bilim olarak kabul eder. R.G. Collingwood’un bilim olarak kabul etmesinin haklı sebepleri vardır. Bu sebepler, tarihin neliği hakkında da bilgi vermektedir. R.G. Collingwood “Tarih tür bakımından bilim dediğimiz şey arasına giriyor: yani, sayelerinde sorular sorduğumuz ve bu soruları yanıtlamaya çalıştığımız düşünce biçimleri. Genel olarak bilim -bunu anlamak önemlidir- zaten bildiğimiz şeyleri bir araya getirmekten ve onu şu ya da bu çeşit örüntüler içerisinde düzenlemekten ibaret değildir. Bilmediğimiz bir şeye yönelmekten ve onu keşfetmeye çalışmaktan oluşur” diyerek tarihin bir bilim alanı olduğunu ifade etmektedir. Yine R.G Collingwood tarihin nesnesi bağlamında önemli bir noktaya dikkat çekerek bir önceki düşüncesini anlamlandırır: “Bir bilim bir başkasından farklı türden şeyler aramasıyla ayrılır. Tarih ne tür şeyler arar? Ben ras gestae diye yanıtlıyorum bunu: insanların geçmişte yapılmış eylemleri.”

Ezcümle, tarih geçmişteki olaylarla ve o olayların zaman içindeki akışıyla ilgilenen, bilimsel metotları olan ve nihayetinde kişiye entelektüel birikimle şuur kazandıran bir öğretidir.

Tarih Öğrenmenin Faydası

Mübahat Kütükoğlu, “Geçmişini bilmeyen, yani kendini tanımayan bir toplum, tıpkı hafızasını kaybetmiş, akıntıya kapılmış gibidir” der. Tarih merakı evvela kişinin kendinden başlar. Kim olduğunu sorgulama ihtiyacı duyan insan, ailesini, atalarını ve dahi içinde bulunduğu toplumun gelişim/değişim sürecini sorgulamak ister. Çünkü bütün insanların geçmişten cesaret almaya, onu öğrenmeye ve bu suretle tecrübe kazanmaya ihtiyacı vardır. Bu tecrübe ise, İbn Haldun’un “Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer” ifadesini hatırlarsak, geçmişten bir takım dersler çıkararak hem bireyin hem de toplumun daha iradeli bir düşünce yapısına sahip olmasını kazandırır. Paul Valery‘nin ifadesiyle söylemek gerekirse “Tarih, bize önceden görme imkânı pek vermez, fakat zihnin bağımsızlığı ile ortak olduğundan bizim daha iyi görmemize yardım edebilir.”

Toplumlar, geleceğini inşâ etme sürecinde dayanak noktaları ararlar. Bu dayanakların başında geçmişin bilgisi yani tarih gelir. Tecrübeler geleceğe adım atmada en güvenilir basamaktır. Yolun kenarında bir yılan yuvası olduğunu öğrendiğimizde gölgelenmek için orayı tercih etmeyiz. Aynen öyle de geleceğe dair kurguladığımız ne varsa evvela geçmişte bir benzerinin olup olmadığına bakmamız gerekir. Geçmiş ve bugünün, geleceğe dair oluşturulacak potada eritilmesi en sağlam malzemeyi verecektir. Fakat toplum tarihten faydalanmak yerine tarihle kavga etme yolunu daha çok tercih ediyor. İçinde yetiştiği çevreye göre bir anlam dünyası kazanan kişiler, tarihten ders çıkartmak yerine, günümüzde kendisi gibi düşünmeyen ama aynı toplumun bir parçası olan diğerleri ile kavgasına malzeme edinme telaşındadır. Bunun nihayetinde geleceğin inşâsı düşünülemez.

Tarih öğrenmenin bir diğer faydasını ise yine Mübahat Kütükoğlu şöyle açıklar, “Tarih, insanlarda ahlak şuurunu uyandırıp manevi değerlerin gelişmesinde rol oynar. Aileden başlayıp millete doğru gelişen bir sevgi ve bağlılığın doğmasına imkân hazırlar. Böylece tarih, bir ferdin ait olduğu milletin, üstünde yaşadığı vatan topraklarının geçmişini öğrenme ve araştırma arzusunu ortaya çıkarır.”
Kendi içerisinde tarihi sorunlarını halledebilen toplumlar, geleceğin inşâsında önemli rol oynar. Nitekim Kant’ta böyle düşünmüş olacak ki, tarih anlayışında bugünü taban alarak, gelecekte dostane bir uluslararası düzene kavuşabilme rüzgârına kendisini bırakmıştır. Her ne kadar mümkün gözükmese de toplum olarak her ferdin geçmişiyle barışık bir konuma gelmesi tüm dünyada olumlu sonuçlar verecektir.

Tarih Nasıl Okunmalı?

Tarihi bilgiye en güvenilir erişimi sağlayan kaynaklar vardır. Bunlar genellikle, en eski çağlardan günümüze ulaşan çivi yazılı tabletlerden başlayarak tüm yazılı metinler, arkeolojik buluntular ve mezarlıklardır. Tarihçinin görevi tüm bu buluntuları etraflıca tetkik ederek en isabetli yorumu ortaya koymaktır. Ayrıca tarih ve tarihçi için objektiflik tabirini çok duyarız. Bu objektiflik/tarafsızlık ilkesini yanlış anlamlandırdığımızı ve bu yüzden birçok soruna sebep olduğumuzu düşünüyorum. Bunun nedeni ise, tarihi bir olayı ve olguyu tarih kitaplarına sokan tarihçilerin bizzat kendileridir. Mevcut tarih kitaplarında yer edinmiş hadiseler kadar ciddiye alınmamış ve kıymet verilmemiş birçok hadisede mevcuttur. Bu sebeple tarihi olayları değerlendirirken dikkat edilecek objektiflik, kendi kültürünün değerlerinden sıyrılarak gerçekleşecek bir değerlendirme değil; incelenen hadisenin çağına, gerekliliklerine dikkat ederek bir değerlendirme de bulunmaktır. Çünkü kendi değerlerimizle ele aldığımız her olayın arkasında bambaşka sebepler olabilir.
Günümüzde en makul tarih okuma yöntemi, ele alacağınız konuları farklı kişilerden okuyarak sentezlemektir. Böylece bir olayın farklı yönlerini keşfeder ve bir tarihçinin kaçırdığı yahut önem vermediği noktayı başka bir tarihçide yakalama imkânımız doğar. Tabiî bu okumaları gerçekleştirirken dikkat edilmesi gereken önemli nokta, kavga etmek değil, yüzleşmek olmalıdır. Tarih kavga etmek için öğrenilmemeli. Gemi su kaçırıyorsa tamir etmeli, battıysa, daha iyisini inşâ etmeli…
 
İbrahim Orhun Kaplan


http://www.edebifikir.com/deneme/tarih-nedir.html
120 syf.
Aydınoğlu Gazi Umur Bey'i yakından tanımamı sağlayan kıymetli bir eser.Kitapta Umur Bey'in küçük yaşta başlayıp şehadetine kadar devam eden gaza dolu hayatı anlatılmaktadır.Eserin sonunda Aydınoğulları ile ilgili en tafsilatlı bilgiyi sunan Enveri'nin Düsturnamesi başta olmak üzere eski eserlerin Umur Bey hakkındaki bölümlerinden alıntı yapılmış.Bu kitabı okuduktan sonra Osmanlı Devleti'nin kuruluşu hakkında zihnimdeki taşlar yerine oturdu.Tek kanaldan bilgi edindiğimiz için bazı sorular cevapsız kalıyordu.Mesela Osmanlı Devleti kuruluşu döneminde en küçük beylik olduğu halde neden hızlı büyüdü sorusuna çeşitli cevaplar verilirdi.İlk hükümdarların zekası, kardeş kanı dökülmek istenmemesi vs.Bu eseri okuduktan sonra idrak ettim.Olayın farklı bir boyutu daha var Aydınoğulları, Saruhanoğulları, Menteşeoğulları,Karesioğulları, Osmanoğulları hepsi ayrı ayrı Bizans'a saldırıyor.Kuzeyden Bulgarlar tehdit oluşturuyor.Dolayısıyla Bizans bu kadar çok yönlü saldırıya maruz kalınca daha büyük tehdit olarak gördüklerine öncelik veriyor doğal olarak.
Osmanlı tarihinde Rumeliye geçişimizle ismini zikrettiğimiz Kantakuzenus'un aslında kim olduğu, neden Osmanlı'ya yardımda bulunduğu sorusunun cevabını fazlasıyla bu kitapta bulacaksınız.İzmir'in fatihi olan
Umur Bey'in dillere destan gazlarının yanında ilk kez gemileri karadan yürüten hükümdar oluşu da ehemmiyetlidir.Yalnız Umur Bey'in gemileri karadan yürüttüğü seferin Türk-İslam tarihi açısından önem arz etmemesi nedeniyle bu hadiseden pek bahsedilmemiştir.
Yine bügün için çirkin bir yakıştırma olarak kullanılan gavur İzmir sözü de Aydınoğullarından kalmadır.İzmirde iki kale mevcut olup iç kesimlere Müslüman İzmir sahil kesiminde Rumların yaşadığı yere Gavur İzmir denilmiştir.Gelin görün ki bugün İzmir'i aşağılamak için dilimize doladığımız Gavur İzmir'in Rumları biz Umurca oğlanlarıyız diye övünürlermiş ve Umur Bey'in yanında saf tutarak İzmir'i haçlılara karşı müdafaa etmişler...
Velhasıl kitap kısa ama çok değerli bilgiler içermektedir.Okumanızı tavsiye ederim.
264 syf.
·113 günde·Beğendi·10/10 puan
Tarihte Usul kitabından sonra tarihçi adaylarının kılavuz kitabıdır.Tarihte Usule nazaran daha sade anlatımlı,günümüze en yakın kitaptır.Tarih yazmak da, en az yapmak kadar önemlidir.Kaynaklardan bilgiyi alıp nasıl kullanacağımızı yol gösteren bir kitaptır.Bolca okumamız gereken eserlerden de bahseder.Öğrenme,Tetkik,Tenkit,Tahlil,Tasnif ve Terkip'i gayet iyi açıklıyor.İleride tarih biliminde aydın olacak insanlar için okunması gereken bir kitaptır.Bende 2014 baskısı var;Kitabın sonundaki bazı kavram açıklamaları olsun,ölçü birimleri olsun ve özellikle "Tarihilik ve Tarihsizlik" Takiyettin Mengüşoğlu'nun makalesine sonunda yer vermesi gerçekten aydınlatan bir makaleydi.
Seyyah
Seyyah Türkiye Selçukluları Devrinde Konya'yı inceledi.
168 syf.
·1 günde·7/10 puan
Tuncer Baykara hoca Selçuklu sosyo-kültürel tarihi alanında çok yetkin bir isimdir. Bu alanda pek çok eser bırakmıştır. Yazmış olduğu bu eserde de Konya özelinde Selcuklu zamanında sosyal ve kültürel hayatın nasıl olduğu, şehrin fiziksel yapısı, kurumları, yöneticileri, halkın etnik yapısı, ticaret vb. pek çok alanına değinmiş. Kitabın girişinde verilen kaynak değerlendirmesi dönemle uğraşan tarih öğrencilerinin dikkatle okuması gereken bir yer. Yazının dili ağır değil, rahat bir okuma imkanı sunuyor. Kitapla ilgili yapabileceğim tek eleştiri, hocanın kitabın planını her ne kadar kurmuş olsa da bazı yerlerde ona bağlı kalamayıp dağınık bir anlatı uygulaması. Bu durum da ister istemez hocanın bazı yerlerde tekrarlara düşmesine sebep olmuş. Nihayetinde dönemin tarihi ile ilgilenen kişiler ve kendi memleketlerinin tarihini merak eden Konyalıların okumasını tavsiye ettiğim bir eser.
Seyyah
Seyyah Anadolu ' nun Tarihi Coğrafyasına Giriş 1'i inceledi.
286 syf.
·1 günde·6/10 puan
Tuncer Baykara bu eserinde Anadolu'nun tarihi coğrafyası ve idari taksimatina yönelik kendi deyimiyle bir deneme yapmıştır. Selçuklu döneminden cumhuriyete kadar Anadolu'yu incelemeye çalışmıştır. Eseri tarihçiler için oldukça önemli. Ancak eser okunduğunda hocanın bazı yerlerde kendi cümlelerini tekrar ettiği görünüyor. Ayrıca eserini yazarken fazla milliyetçi bir açıdan yazdığı için bazı yerlerde objektifliğini kaybetmiş. Fakat yinede bu eser derin araştırmaların bir ürünü.
1. Gıyaseddin Keyhüsrev'in ilk saltanat döneminden sonra maceralı bir gurbet hayatı var.İstanbul'a misafir olarak da olsa ayak basan, havasını,suyunu soluyan ilk Selçuklu sultanımızdır.-Her ne kadar o dönemde tahtta bulunmasa da- İstanbulda kendisine hakaret eden bir Frenkle yaptığı düello dillere destandır.Sonrasında tekrar tahta geçmiş önemli işler yapmıştır.Bizansla yapılan bir savaşı kazandığı esnada askerler ganimete koşup kendisini tek başına bırakınca düşman ordusunun kumandanı olan Laskaris'e teke tek vuruşmayı teklif etmiş.Bu vuruşmada Laskaris'in kafasına gürzüyle sert bir darbe indirmiş.Herkes öleceğini düşünürken ayağa kalkıp Keyhüsrev'in atının ayaklarını biçiyor.Sultan o kargaşada kimvurduya giderek şehit oluyor.Bu manzara bize Uhud savaşını hatırlatır biraz.
Yazar akıcı bir dille 1.Gıyaseddin Keyhüsrev dönemini özetlemeye çalışmış.Daha ziyade İbni Bibi'nin eserinden yararlanmış.
512 syf.
·Beğendi·7/10 puan
Türk Kültürü gibi derin bir konuya kapsamlı bir bakış sağlayan kitabın, 2003 baskısıydı okuduğum. Kulak dolgunluğu derecesinde bildiğim ve bilmediğim pekçok konuyu buldum. Değerli Türk Tarihi uzmanlarının kendileri ve çalışmaları hakkında da bilgiler vermesi, benzer başka kitaplar okumak isteyenler için faydalı olmuş.

Özellikle 410. sayfada belirtilen,"Türk tarihini, sadece savaşların tarihinden kurtarıp, böyle maddi kültür vasıtalarına (aynı paragrafda, Türklerde araba kullanımına atıfda bulunuluyor) dayandırmak zamanı çoktan gelmiştir" fikrine canıgönülden katılıyorum.

Şehreküstü, tek kişilik hamam, vakıf düşüncesi ve Oğuz destanıyla ilgili ayrıntılı bilgileri ilginç buldum.

Bununla birlikte, kitapda hissetiğim, Türklerin Anadoluya gelişlerini 1071 yılına dayandırma geleneği benim için artık tatmin edici değil. Anadolu topraklarında binlerce yıllık Türk varlığı artık biliniyor. Türk adı ortaya çıkmazdan önce, Türkçe'nin erken evrelerini konuşan halklar Türk kabul edilir. Dilimiz, bizi tarihe ve diğer Türk toplumlarına bağlayan en önemli araç. Bununla ilgili son bulguların yorumlarını da görmek isterdim.

Konuya ilgiyi arttırmak amacıyla, kitabın ilerki baskılarının, Türkçe sözcük oranı yüksek ve daha görsel olmasını (görsellerin olduğu sayfaların daha kaliteli kağıda basılması gibi) yazardan dilerim.
114 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Uzun bir makale seklinde olan bu eser her ne kadar milliyetci bir tavirla yazilsa da Türk adinin tarihi gelisimini, hangi manaya geldigini yerli ve yabanci bilimsel kaynaklar uzerinden tarafsiz olarak aciklamaktadir. Konuya ilgisi olanlarin kisa surede okuyup, faydalanabilecegi güzel bir eser.
114 syf.
·9/10 puan
"Türk" bir kelimeden çok fazlası zamanla gelişen değişen ve yeni anlamlar kazanan bir millet adı... Peki, hikayesi ne? Bugünkü anlamına gelinceye kadar hangi safhalardan geçmiş, herkesin bakış açısına göre değişen bu kavramın iyi analiz edilmesi zaruretine istinaden kaleme alınmış kitap, akademik anlayışı gereği derli toplu açık anlaşılır bir dille okuyucusuyla buluşmuş...
133 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Türk adının nerden geldiğinden başlayarak Türklüğün ne ifade ettiğine kadar bir çok konuya değinmiş küçük ama yararlı bir kitap. Ve kitapta yer aldığını düşündüğüm en iyi cümle "Çünkü Atatürk'ün dediği gibi, Türk olup olmamak, başka birilerinin eline bazı ölçütler, kıstaslar olarak karar vereceği bir husus değildir."

Yazarın biyografisi

Adı:
Tuncer Baykara
Tam adı:
Prof. Dr. Tuncer Baykara
Unvan:
Akademisyen. Emekli Tarih Profesörü.
Doğum:
Denizli, 7 Temmuz 1940
Babası ilkokul öğretmeni Asım (1909-1988). Anası da ev hanımı Ayşe Baykara(1915-2003) dır. Eğitimi: İlkokulu köyünde bitirdikten sonra Niğde'de başlayan Ortaokul öğretimi Acıpayam'da devam etmiş. Urla'da bitmiştir. İzmir Atatürk Lisesinden (1959) mezun olunca bir süre İÜFen Fakültesi Kimya Müh.de okumuş. Bilahara İ.Ü.Edebiyat Fakültesi'ne Tarih bölümüne girerek 1966 da bitirmiştir. Ord.Prof.Dr. Zeki Velidi Togan danışmanlığında dokrorasını yaparken Erzurum Atatürk Üniversitesi'ne asistan olarak girdi. Üniversitesinin izni ile yeniden İstanbul'a dönerek 1971 de Türk Tarihinde Şehir(XI.yy a kadar) isimli çalışmasını bitirdi. Bu arada Z.V.Togan'ın 1970 de vefatı ile danışmanlığını Prof. İ.Kafesoğlu üstlenmişti.

1972-73 arasına topçu asteğmeni olarak askerlik görevini Burdur ve Ankara'da yaptı. Terhisini takiben Hacettepe Üniversitesine girdi. Orada Dr. Öğretim görevlisi (1973-1980) ve Doçent olarak görev yaptı. 1987'de Profesör olarak Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesine geçti. Oradan 7.07.2007 tarihinde emekli oldu. Yeni kurulan Uşak Üniversitesi rektörü eski vefalı öğrencisi Prof. Dr. Adnan Şişman'ın ricası ile Uşak'ta yeniden çalışmaya başladı ve birkaç gün önce orası da bitti.

Prof. Baykara. siyasi tarih dışındaki konularla ilgilenmiş, Türklerin yerleşik hayatı ve genellikle kültürü konularıyla alakalı makale ve kitaplar yazmıştır. 30 kitabı,350 kadar da makalesinin listesi Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü tarafından Ankara'da 2011 yılında yayımlanan TUNCER BAYKARA ARMAĞANI 'nda bulunmaktadır. Ayrıca 2004 yılında kendisinin kaleme aldığı TUNCER BAYKARA, BEN KENDİM VE TARİHÇİLİK YOLIUNDA KIRK YIL (1964-2004) vardır. Baykara Avrupa ülkelerini kongre vs sebeyle kısa sürelerde gördüğü gibi, Japonya-Tokyo'da 3 ay kaldı. Asya Türk ülkerinin tamamını gördüğü gibi, 1998-1999 Ders yılında Kırgızistan-Bişkek'te Manas üniversitesinde görev yaptı. Türk kültürüyle ilgili çalışmalarını kitaplaştırdı.

Yazar istatistikleri

  • 13 okur beğendi.
  • 110 okur okudu.
  • 7 okur okuyor.
  • 122 okur okuyacak.