Fahir Armaoğlu

Fahir Armaoğlu

YazarÇevirmen
8.8/10
130 Kişi
·
388
Okunma
·
39
Beğeni
·
2499
Gösterim
Adı:
Fahir Armaoğlu
Unvan:
Tarihçi Yazar
Doğum:
Gelibolu, 1924
Ölüm:
Ankara, 10 Haziran 1998
Ülkemizin siyasi tarih alanında en tanınmış isimlerinden biri olan Prof. Dr. Fahir Armaoğlu 1924’te Gelibolu’da doğdu. İlk ve orta öğretimini Balıkesir’de yaptıktan sonra, 1943’te o zamanki adıyla Siyasal Bilgiler Okulu’na girdi ve 1947’de bu okulun Siyasi Şubesi’nden mezun oldu. 1953’te “Seçim Sistemleri” adlı doktora tezi ile Ankara Hukuk Fakültesi’nden Hukuk Doktoru unvanını aldı.

1953–1954 tarihlerinde ABD’nin Minnesota Üniversitesi’nde Kamu Yönetimi öğrenimi gördü. 1959–1960’da Harvard Üniversitesi’nin Russian Research Center’ında ve 1960–1961’de de Stanford Üniversitesi’nin Hoover Institution on War, Peace and Revolutions’ında Sovyet Rusya üzerine inceleme ve araştırmalar yaptı. Prof. Armaoğlu, 1963’te Siyasi Tarih Profesörü oldu.

1976 Ekim’inde Ankara Üniversitesi’nden ayrılan Prof. Armaoğlu, Türk Tarih Kurumu Üyeliği ve Atatürk Yüksek Kurumu Üyeliği görevlerinde bulundu. Prof. Armaoğlu İngilizce ve Fransızcanın yanında Rusça da biliyordu. 10 Haziran 1998’de vefat etti.
Osmanlı İmparatorluğu'nun, bütün tarihi boyunca, çeşitli sebeplerle, Balkan Hıristiyanlarına yapmadığını, yapmaktan kaçındığı şeyi, Balkan devletleri Müslüman-Türk kitlelerine fütursuzca yapmaktan kaçınmamışlardır.
Fahir Armaoğlu
Sayfa 673 - Timaş Yayınları, 17. Baskı (2017)
... bağımsızlık hareketleri, askerî cuntaların kurulması ile başlamış; ihtilâle ve bağımsızlık mücadelesinde İspanyollara karşı liderlik edenler de askerler olmuştur. İspanyol sömürgeciliğinin, Kuzey Amerika'daki İngiliz sömürgeciliğinden farklı olarak, otoriter ve hiyerarşik bir örgütlenme ve düzene dayanmış olması kıtaya, herhangi bir demokratik veya liberal müessesenin girmesini önlemişti. Bağımsızlık savaşları böyle bir zeminde yapıldı. Yine Kuzey Amerika'nın aksine, ihtilâlleri yapan asker veya liderlerin ise liberal gelenekleri genellikle zayıftı. Onun içindir ki bağımsızlıktan sonra bu ülkelerde işbaşına gelenlerin çoğu ve onlardan sonra da gelenler, kısa bir sürede diktatörlük yoluna saptılar. Bu ise birçok insanda, iktidarı kuvvet zoru ile ele geçirme hırs ve hevesini arttırdı. Hemen her Lâtin Amerika ülkesinde bir caudillolar (kuvvetli adamlar, liderler) mücadelesini başlattı. Caudillolar bazen orduda sivrilmiş bir asker, bazen de sivil hayatta şu veya bu şekilde etkinlik ve güç kazanmış kişilerdi. Bu durum, 19. yüzyılın sonlarına kadar bu ülkelerin iç düzeninin bir istikrar ve barışa kavuşmasını önlemiştir. Hatta bu sistem, 20. yüzyılda bile zaman zaman etkinliğini sürdürmüş ve "cunta" deyimi Batı terminolojisine bile girmiştir.
Fahir Armaoğlu
Sayfa 680 - Timaş Yayınları, 17. Baskı (2017)
1919-1920 yıllarında manzara şudur: Bir sürü leş kargası, bir cesedin üstüne üşüşmüşler, her biri kendisi için mümkün olduğu kadar büyük parça koparmaya çalışıyor. Atatürk, bu cesedi leş kargalarının elinden kurtaracak ve ondan yepyeni bir devlet yaratacaktır.
Fahir Armaoğlu
Sayfa 42 - Kronik Kitap
Rıza Pehlevî'nin bu hükümet ve monarşi darbeleri ile amacı, kendisine örnek aldığı Atatürk gibi, İran'da geniş ve köklü reformlar yaparak memleketi Batılılaştırmaktı. Gerçekten, İran'da pek çok reformları ve Batılılaşma hareketlerini gerçekleştirdi. Din adamlarının nüfuzunu kıramamakla beraber, özellikle eğitim alanında birçok yenilik yaptı. Eğitim sisteminde vatanseverlik, milliyetçilik ve Batılı düşüncenin yerleşmesine önem verdi. Orduyu düzenledi ve iyi bir disipline soktu. Kapitülasyonları kaldırdı. Ekonomik alanda, devletin müdahalesi ile birçok işler yaptı. Atatürk ve Türkiye ile yakın ve samimi münasebetler kurdu.
Fahir Armaoğlu
Sayfa 191 - Timaş Yayınları, 20. Baskı
Slovaklarla Çekler arasında da tarihî geleneklere dayanan bir çatışma vardı. Çekler Avusturya idaresinde yaşamış, aydın, kültürlü insanlardı. Slovaklar ise Macaristan idaresinde yaşamışlar ve köylü kitleye sahiptiler. Her ikisi de Katolik olmakla beraber, Çekler antiklerikal (papaz karşıtı sınıf), Slovaklar ise inançlı Katolik'ti. Bu sebepten, Çekoslovakya içindeki Slovaklar daima Macaristan'a katılmak için çaba harcamışlardır. Hâlbuki eskiden Macarları hiç sevmezlerdi. Fakat Çeklerin içinde erime ihtimalini hiç hazmedememişlerdir. Slovakların bu ayrılma istek ve çabaları karşısında merkezî hükümet, özellikle Slovakya'da sıkı tedbirler almak zorunda kalmış ve bu da Slovakları daha çok kızdırmıştır.
Fahir Armaoğlu
Sayfa 165 - Timaş Yayınları, 20. Baskı
1- Başkan Monroe'ye göre Birleşik Amerika, Avrupa'nın işlerine karışmamaktadır. Amerika'nın Avrupa ile hiçbir politik ilgisi yoktur ve Avrupa işlerine karışmayacaktır. Buna karşılık; Avrupa devletleri de Amerika kıtalarının içişlerine karışmamalıdırlar ve Amerika kıtalarından uzak durmalıdırlar.

2- Amerika'nın bu isteğine rağmen, eğer herhangi bir Avrupa devleti Amerika kıtalarına ayak basar ve bu kıtalarda bir sömürgecilik teşebbüsünde bulunursa, Amerika Birleşik Devletleri bu hareketi düşmanca bir hareket sayacak ve Avrupa devletleri Birleşik Amerika'yı karşısında bulacaktır.

Amerikan Kongresi, Başkan Monroe'nin teklif ettiği bu iki dış politika ilkesini onayladığı ve Amerikan dış politikasının esasları olarak kabul ettiği gibi Avrupa devletleri ve özellikle Rusya, Fransa ve İngiltere de Amerika'nın bu sert tutumu karşısında İspanyol sömürgelerindeki bağımsızlık ayaklanmalarını bastırmak için herhangi bir teşebbüste bulunmaya cesaret edemediler.

Amerikan dış politikasında Monroe Doktrini adını alan bu dış politikanın ilk sonucu şu oldu ki; Avrupa devletlerinin İspanya'ya yardım edememesi dolayısıyla, 1820-1830 arasında, bütün İspanyol sömürgeleri bağımsızlıklarını kazandılar. Kısacası Latin Amerika ülkelerinin bağımsızlığı Birleşik Amerika'nın Avrupa karşısındaki sert tutumu ve Monroe Doktrini sayesinde gerçekleşmiş olmaktaydı.
Fahir Armaoğlu
Sayfa 73 - Timaş Yayınları, 20. Baskı
Türkiye Başbakanı Şükrü Saraçoğlu, 27 Ağustos 1942 günü Alman Büyükelçisi Von Papen ile yaptığı bir görüşmede, bir Türk olarak Rusya'nın yıkılmasını hararetle arzu ettiğini ve böyle bir fırsatın bin yılda bir defa ortaya çıkabileceğini fakat bir başbakan olarak ve Türkiye'nin menfaatleri bakımından, Türkiye'nin kesin tarafsızlık izlemesinin zorunlu olduğuna inandığını belirtmiştir.
Fahir Armaoğlu
Sayfa 370 - Timaş Yayınları, 20. Baskı
Her şey birkaç elde toplanmıştı. Her yerde soylular, her haktan yoksun olan çoğunluğa direniyordu. Vergiler bir tek sınıfın sırtına binmişti. Asiller ve ruhban, toprakların yaklaşık üçte ikisine sahipti. Gerisi de halka aitti. Ama vergiyi ödeyen halktı. Feodal asillerin bir sürü hakları varken, vergiler halkın sırtındaydı... Tüketim maddelerinden alınan vergiler, büyük kısım üzerine, yani halkın sırtına biniyordu. Halk, kendi varlığı pahasına, toplumun yüksek sınıflarını âdeta kanı ile savunuyordu. Çalışkan ve aydın burjuvazi, sanayii ile krallığı zengin ederken, hakkı olan hiçbir avantaja sahip değildi. Senyörler tarafından dağıtılan adalet, ağır, ekseriya taraflıydı ve suçlara karşı acımasız davranılıyordu. Basın kralın sansürü altındaydı. Nihayet, XV. Louis'nin metreslerinin ihanetine uğrayan ve XVI. Louis'nin bakanlarının zayıflığı dolayısıyla güçsüzleşen devlet, en son Hollanda ve Polonya'nın haysiyet kırıcı bir şekilde kaybı ile Avrupa'da itibarını kaybetmişti.
Tabiatıyla, eşitsizliğe ve ayrıcalıklara dayanan Fransa'nın bu toplumsal yapısı, ihtilali kolaylaştıran bir faktör olacaktır. Özellikle halk, mutlak hükümdarın otoritesinin zayıfladığı anda, infial ve tepkisini derhal ortaya koyacaktır.
Fahir Armaoğlu
Sayfa 54 - Timaş Yayınları, 17. Baskı (2017)
Fakat Bolşeviklerin çarlığın gizli anlaşmalarını açıklaması, Ortadoğu'daki İngiliz-Fransız tasarıları bakımından soğuk bir duş oldu. Bunun arkasından 14 Nokta'yı Müttefikler'in de kabul etmeleri dolayısıyla Başkan Wilson da bu gizli anlaşmaları tanımayacağını belirtince, olayların bu baskısı karşısında, İngiltere ile Fransa 7 Kasım 1918'de Ortadoğu hakkında bir ortak deklarasyon yayınladılar. "Uzun zamandan beri Türklerin zulmü altında yaşayan halkların kurtuluşu için" savaştıklarını belirten iki devlet, Ortadoğu memleketlerinde, halkların kendi serbest seçimlerine dayanan millî hükümet ve idareler kuracaklarını bildirdiler. Oldukça müphem (belirsiz) ifadelerin yer aldığı bu deklarasyonun Arap halkları üzerinde uyandırdığı izlenim şuydu ki, İngiltere ve Fransa Arap memleketlerinin bağımsızlıklarını kabul etmektedirler. Hâlbuki bu iki sömürgeci devlet Arap halklarını ikinci defa aldatmışlardı. Hicaz kralı Hüseyin, oğlu Faysal'ı büyük ümitlerle Paris Barış Konferansı'na göndermiş ve Faysal'ın da konferansta Arap bağımsızlığını hararetle savunmuş olmasına rağmen, İngiltere ve Fransa, Hüseyin'in Suriye üzerindeki monarşisini tanımakla beraber, Arap memleketlerinde manda rejiminin kurulmasına karar verdiler.
Fahir Armaoğlu
Sayfa 179 - Timaş Yayınları, 20. Baskı
Marx genel bir savaşın çıkacağını ve bu savaşın kapitalistlerin savaşı olduğunu, bu sebeple de işçilerin ve proletaryanın bu kapitalist savaşta hiçbir çıkarı bulunmadığını, bundan dolayı savaş çıktığı zaman işçilerin askere gitmemelerini söyledi. Birinci Dünya Savaşı patlak verince bütün memleketlerdeki işçiler askere alındıklarında tereddütsüz düşmanla savaşmak için cepheye koştular. Bernstein'in işaret ettiği gibi, işçiler enternasyonalizmi bir tarafa bırakıp her şeyden önce düşmana karşı vatanlarını savunmaya koştular. İşte bu durum II. Enternasyonal'in sonunu getirdi.
Fahir Armaoğlu
Sayfa 32 - Timaş Yayınları, 20. Baskı
895 syf.
·41 günde·Beğendi·8/10
Öncelikle şunu belirtmek isterim, hayatımda okuduğum en uzun kitaptı ve en ayrıntılı kitaplardan da biriydi. Prof. Armaoğlu, Türkiye'nin sayılı siyaset tarihi profesörlerinden. TTK ve Atatürk Yüksek Kurumu üyeliği dahil tarih ve eğitim alanlarında birçok görevde bulunmuş başarılı bir akademisyen.

20. Yüzyıl Siyasî Tarihi, içeriği adından belli olan bir kitap. Her ne kadar 20. yüzyıl tarihini genel olarak anlatan bir kitap olarak gözükse de, tam olarak öyle değil. Yaklaşık ilk 100 sayfası giriş kısmından, yani çoğunlukla 19. yüzyıl siyasî tarihinden oluşmakta (ki yazarın aynı adlı bir eseri daha mevcut). Geriye kalan sayfalarda ise kabaca üstünden geçilmesini beklediğim konuların bile ayrıntılarıyla anlatılmış ve dipnotlarla desteklenmiş olması, bu eseri tarih konusunda bir başucu kitabı olarak tanımlamama neden oldu. Her daim yararlanılabilecek bir kaynak eser.

Kitabın olumsuz yanına gelecek olursam, çoğu tarih yayınında olduğu gibi maalesef Prof. Armaoğlu'nun bu kitabında da beklenen objektiflik tam manasıyla yok. Bunu Sovyetler Birliği ve komünizm hakkındaki birkaç cümlede görebiliyoruz. Basit bir örnekle Prof. Armaoğlu, SSCB'nin Afganistan'ı işgalindeki (1979-1988) kullandığı kimyasal silahları bile tanımlarken ABD'nin Vietnam Savaşı sırasında yaptığı katliamları eserinde göz ardı etmiş. Fakat bu gibi sadece birkaç örnek kitapta mevcut, yani tamamen Sovyet karalaması amacıyla yazılmış bir eser değil.

Son olarak, tarihle amatör bir şekilde ilgilenenler; tarihi sadece tarihî romanlardan, tarih "bilimiyle" ilgisi olmayan benzer yayınlardan öğrenmek isteyenler için tavsiye edebileceğim bir eser değil. Fakat tarihte ayrıntıları sevenler, kısaca uğraşmayı sevenler için tavsiye edebileceğim bir eser. Kitabın dilinin akademik bir esere göre sade olduğunu da hatırlatmış olayım. Şimdiden iyi okumalar.
896 syf.
·Puan vermedi
Çağdaş Dünya Tarihi 'ni okuyup öğrenmek için ideal bir kitap.
Bu kitabı sırf sınavı geçmek amacıyla alıp okumaya başlamıştım. Kitabın akıcılığı, sade üslubu sayesinde kitabı merakla okumaya başladım .
Çağdaş Dünya Tarihi'ni öğrenmek, araştırmak isteyenler için uygun bir kaynak diye düşünüyorum.
896 syf.
·58 günde·Beğendi·Puan vermedi
20. Yüzyıl Siyasi Tarihi.. Yani 'Çağdaş Dünya Tarihi' diyebiliriz. Fahir Armaoğlu'nun akıcı dili ve olayları koyduğu başarılı kronolojisiyle kitap gerçekten çok okunaklı olmuş. İlgilisi olan her bireyin okumadan geçmemesi gereken bir yapıt. 1. Dünya Savaşı'nda oluşturulan bloklar yaşanan olaylar ile başlayıp günümüz Türkiye'sine kadar geçen olayları, antlaşmaları, önemli kişileri ve bunların plan ve projelerini kapsar..
İlgililere keyifli okumalar.
896 syf.
·6/10
Tarihi olayları sıkılmadan okuyabileceğiniz akıcı bir dille yazılmış kitap.
Bende ki Alkım Yayınevinin baskısı ve toplamda 1200 sayfa. Uygulama içinde yayınevini bulamadım!
1914 ve 1995 yılları arasında ki siyasi,tarihi olayları ele alan akademik bir eser. Araştırma yapan ya da sadece tarihi okumayı seven herkese tavsiye edilir.
320 syf.
·8 günde·Beğendi·7/10
Dört bölümden oluşan, Musul ve Kıbrıs meselesini geniş geniş ele alan bir kitap. İstifadeli ancak, tarihçi olmadığımdan mıdır bilmiyorum bazı bölümleri anlamakta epey zorlandım. Çok tarih kitabı okuyorum ama ilk defa zorlandığımı, aynı sayfayı tekrar tekrar okuduğumu itiraf edebilirim. Ama derin tarih bilgisine sahip olanlar rahatlıkla anlar diye düşünüyorum. Gözlemlediğim husus ise sadece olayların anlatılması.. Kitapları okurken etkileniriz, bi tarafımız ağır basar ya. Bunda ben o duyguyu yaşamadım. Olayları, ne olduğunu okudum. Objektif bir eser olmuş diyebilirim.
320 syf.
·4 günde·9/10
Şöyle başlayalım: Dört ana başlık mevcut. Bunlar:
- İmparatorluk Mirası
- Milli Mücadele Yılları
- Laiklik
- Kıbrıs Meselesi

Fahir Hocanın özellikle Atatürk Araştırma Merkezi aracılığıyla sunmuş olduğu konferans, anlatı ve gazete yayımından derlenip kitap haline getirilmiş bir eser.

Özellikle Kıbrıs Meselesine daha uzun sayfalar ayrılmış ve derinlemesine incelemelerin, kaynak taramalarının yer aldığı zor bir kitap diye düşünüyorum.

Ağır ağır, sindirerek, notlar alarak ilerlemelisiniz satırlar arasında.

İmparatorluğun son yılları, Milli Mücadele süreci, Laiklik ilkesi ve uygulanması, son olarak Kıbrıs Meselesine dair subjektif yaklaşımlardan uzak bir eser arıyorsanız bence doğru adrestesiniz.

Unutmadan eserin SİYASİ tarih içerikli olduğunu söylemekte fayda görüyorum. Geçmişte yaşanılan olayların sayısal verilerinden ziyade o olayların ülke ve ülke siyaseti üzerindeki etkilerini okuyacaksınız burada.
896 syf.
·10/10
Abimin üniversitedeki odev konusunu teskil ettigi icin aldigi bir kitapti okuyup ozetini bana cikarttirmisti :) 20.yy tarihiyle ilgili guzel bilgiler veriyor tarihe ilgisi olupta fazla bilgisi olmayanlara siddetle tavsiye ederim yazar gayet basit bir dille yazmis cok akademik bir kitap degil. Ozellikle Prusya ile ilgili olan kisimlari ve bizatihi Otto Van Bismarck cok ilgimi cekmisti.
896 syf.
·67 günde·Puan vermedi
Ders kitabı olarak kullandım bu kitabı asıl olarak. Kalınlık olarak oldukça gözümü korkutmuştu hatta ders için bile ön yargi oluşturmuştu bu kitabi yarım dönemde bitirecekse sınavına calişmak çok zor olacak diye düşünüyordum fakat kitap akademik dilden oldukça uzak sade ne okudugunuzu çok rahat anlayabileceginiz bir şekilde hazırlanmış. Okuması çok kolay oldu bu yüzden. Ayrıca bölümler çok iyi düzenlenmiş kafa karışıklığına hiç yer yok. 20. Yy hakkında bilgi edinmek ve rahatça okumak istiyorsanız bu kitabı gerçekten tavsiye ediyorum.
800 syf.
Bu kitabı içerik ve tahlil olarak iki ayrı paragraf olarak inceleyeceğim:

"Fransız İhtilalinden ve I.Cihan Harbine kadar olan süredeki dünyada gelişen, devletlerin ve milletlerin birbirleriyle olan etkileşimlerini, kültürel ve siyasal mücadelelerini, insanların fikir akışlarını, ihtilallerin ve ortaya çıkan yeni gelişmelerin tahlillerini, diplomatik çıkarları, dönemin ortaya çıkan siyasi kavramları ve onlardan doğan fikri, felsefi, hukuki, kültürel akım ve hareketleri, milletlerin maruz kaldığı sosyal ve ekonomik baskıları, Osmanlı Devleti'ne yönelik parçalama-yıkma siyasetini, içeride ve dışarıda oluş(turul)an ve bunun sonucunda Osmanlı Devleti'nin bu baskıları ve tehditlere verdiği tepki ve mücadeleleri kitapta fazlasıyla kaynak ve belgelere dayanarak ortaya konmuş, gereksiz ayrıntılardan kaçınılmış olabildiğince öz ve temiz bir siyasi tarih araştırma kitabıdır. Merak için ve alan ile ilgili olanlar için kesinlikle! okunmasını tavsiye ederim."

"Fransız ihtilalinden önce Avrupa'nın durumu ile başlıyor anlatmaya Fahir Hoca: Despotluk dönemi! Fransa, İngiltere, Prusya, Rusya ve Osmanlı. Osmanlı İmparatorluğunu ve bu imparatorluklardan ayrı kılan ise, tebasına eşit davranması ve özellikle gayri müslimlere bir takım ayrıcalıkların verilmesidir ve nispeten İngiltereyi de ayırabiliriz. Fransız ihtilalin ana sebeplerinden biri, sömürgecilik faaliyetlerinden dolayı çıkan bir takım savaşların ve faaliyetlerin devamı için gereksinim duyulan maddi kaynağın halktan zorla alınmaya başlamasıdır. Amerika kıtasında kolonilerin bağımsızlıklarının ilanı ve İngiltere de gelişen yönetim sistemleri ve bununla beraber halkların biraz daha özgürleşmeye başlaması da etkili olmuştur elbette. Ve bütün Avrupayı etkiyecek, döneminde sorun olarak gördükleri bu problemleri, ileride sömürge olarak fayda sağlayabilmek için halkların üzerinde propaganda aracına dönüştürmek için kullanılacaktır. Örnek mi? Yunanistan, Arnavutluk, Makedonya, Sırbistan ve daha niceleri. Mesela Belçika devletinin kuruluşu, dönemin dört büyük devleti sayesinde olmuştur. Savaştan -Napolyon savaşlarından- mağlup ayrılan Fransanın bir daha güçlenmesi önlemek amacıyla tarafsız bir bölge için, Avusturya, Almanya'ya saldırılarını önlemek amacıyla; İngiltere, Prusya, Rusya, Avusturyanın isteği doğrultusunda Fransa sınırı olarak kabul ettirilmiş, Lüksemburg'un bir parçası da katılarak kurulmuş bir devlettir. Ne acı! bir devletin, başka egemen güçlerce size verilmesi. Görünüşte bağımsız! güçlü! günümüzda Avrupa Siyasetinin yönetildiği yer..Brüksel.. Ve daha niceleri, bir biri ardına gizli ittifaklar, macarlara, polonyalılara uygulanan soykırımlar, güç dengesini korumak amaçlı kurulan sınırlar! devletler! göçe zorlanan milletler, din değiştirilenler..
Neyse konumuza dönelim;

Önemli bir olay ise Kavalalı Mehmet Ali Paşa' dır ki, ilk defa ortaya çıkan ŞARK kavramı o zaman asi bir vali olan Mısır valisi yüzünden çıkmıştır. Ve Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk defa resmi olarak çaresizliği, acziyeti bütün devletler tarafından görülmüştür. Nitekim yıkılma tehlikesi dahi yaşamıştır. 1833 yılında Mısır' dan, Bursa' yada kadar Osmanlı Orduları bir bir yenip, İstanbul sınırına kadar dayanmış ise de, çok sağlam rus askeri ve donanması! ve ingilterenin! desteğiyle isyan bastırılmıştır. Bundan sonra başlayan müthiş çözülmelerle beraber I. Cihan harbine kadar çöküş meydana getiren bütün faktörler ki Jon Türk harekatı kendi içinde çıkan anlaşmazlıklar sonucu büyük bir felaketle sonuçlanmıştır.-O satırları okurken insanın bazen Napolyon olup, Antalya' ya ayak basarak, bütün İmparatorluğu tekrar kurup, ilmi, medeni olarak eski günlerine geri döndürme heyecanı gelse de, bu düşüncenin ne kadar uzak olduğu aklıma geldikçe içimi bir yehis kaplıyor-.

Amerikanın kuruluşu, Uzak Doğu ülkeleri, Çin ve Japonyanın o dönem ki durumu hemen her ülke ayrı ayrı ele alınmış, her tarihi etkilen olaylar tahlileriye beraber sunulmuştur."

Keyifli okumalar.
800 syf.
·Puan vermedi
Çok uzun bir eser. Okunması bir hayli emek istiyor. Detaylar çok fazla ama hiç şüphesiz Türkçe yazılan eserler arasında 19. Yüzyıl tarihini en iyi anlatan kitaplardan biri olarak ön plana çıkıyor. Adeta bir başucu eseri niteliğinde. Dili oldukça akıcı.

Yazarın biyografisi

Adı:
Fahir Armaoğlu
Unvan:
Tarihçi Yazar
Doğum:
Gelibolu, 1924
Ölüm:
Ankara, 10 Haziran 1998
Ülkemizin siyasi tarih alanında en tanınmış isimlerinden biri olan Prof. Dr. Fahir Armaoğlu 1924’te Gelibolu’da doğdu. İlk ve orta öğretimini Balıkesir’de yaptıktan sonra, 1943’te o zamanki adıyla Siyasal Bilgiler Okulu’na girdi ve 1947’de bu okulun Siyasi Şubesi’nden mezun oldu. 1953’te “Seçim Sistemleri” adlı doktora tezi ile Ankara Hukuk Fakültesi’nden Hukuk Doktoru unvanını aldı.

1953–1954 tarihlerinde ABD’nin Minnesota Üniversitesi’nde Kamu Yönetimi öğrenimi gördü. 1959–1960’da Harvard Üniversitesi’nin Russian Research Center’ında ve 1960–1961’de de Stanford Üniversitesi’nin Hoover Institution on War, Peace and Revolutions’ında Sovyet Rusya üzerine inceleme ve araştırmalar yaptı. Prof. Armaoğlu, 1963’te Siyasi Tarih Profesörü oldu.

1976 Ekim’inde Ankara Üniversitesi’nden ayrılan Prof. Armaoğlu, Türk Tarih Kurumu Üyeliği ve Atatürk Yüksek Kurumu Üyeliği görevlerinde bulundu. Prof. Armaoğlu İngilizce ve Fransızcanın yanında Rusça da biliyordu. 10 Haziran 1998’de vefat etti.

Yazar istatistikleri

  • 39 okur beğendi.
  • 388 okur okudu.
  • 49 okur okuyor.
  • 428 okur okuyacak.
  • 11 okur yarım bıraktı.