Osman Karatay, tarihçi kimliğini edebi süslemeler ile bizlere sunuyor. Ergenekon öncesi konuşulanları, bizlere edebi bir dille anlatıyor... Mürdüm, Türk milletinin milli şuuru açısından okunması gereken kitaplardan biri...
-Son bir kez öpeyim dede... -Yavrum benim... Az kalsın unutacaktım. Bir isteğim daha var, yapar mısınız? -Ne demek dedecim! -Yeni yurdunuzun adını 'Ergenekon' koyun. O da benim hatıram olsun. -Her şey senin hatıran dede... -Şunu da al evladım. Canın çektikçe yersin. -Ne var o torbada? -Mürdüm eriği. Gittiğiniz yerde yok...
Kitap akademik bir kitap değildir. Romandır. Anlatım açısından Türk edebiyatının baş yapıtlarından olan Dede Korkut Hikâyelerine benzemektedir. Kısa kısa hikayelerden oluşmaktadır.
Osman Karatay, tarihçiliğine öykücülük katmış, güzel de yapmış.
Ergenekon öncesindeki siyaset, ihtiraslar, ihanetler... Bunlara ilişkin her şey üst düzeyde öyküleştirilmiş.
Doğaldır ki, kitaptaki bazı kavramları anlamak için genel Türk tarihi hakkında bilgiler edinmiş olmak gerekiyor. Ha, bilmeyenler için de yeni bir merak konusu oluşacaktır.
MÜRDÜM Ergenekon destanı öncesi olası konuşma ve olayların yer aldığı roman tarzı yazılmış bir kitap, tabi ki uzun çalışmalar sonucu ortaya çıkmış. Yaklaşık yazılıp bitmesi yedi seneyi bulmuş.
Eser, Türklerin Ergenekon'a göçmesini ve bu göç öncesi yaşadıkları "darboğaz"ın, soykırımın muhtemel nedenleri üzerinde kurgulanmıştır. Yazar, tarihçi kimliğiyle Ergenekon öncesinde "karanlık"ta kalmış olayların belirsiz taraflarını mantıklı bir şekilde örmüştür. Yazar, tarih alanındaki yetkinliğinim yanı sıra edebî üslubuyla da dikkatimi çekmiş ve edebî iletileri içe dokunmuştur.
Arkadaşlık, hakkından feragat etme, daima barışı koruma ve yaşatma, her zaman önceliği millet ve yurda verme, şahsi ihtirasları bir kenara bırakma gibi erdemlerin, özelliklerin öne çıkarıldığı, değerli bir eser meydana çıkmış. Ülkeyi yönetenlerin ve şakşakçılarının kendi çıkarları uğruna iç ve dış politikada liyakatsiz ve hâince iş görmeleri sonucu milletin ve devletin yok olma eşiğine gelebileceği anlatılmıştır. Çocukların -büyükler sustursa da- çoğu zamam büyüklerden daha dürüst ve akıllı oldukları, milleti uçurumdan yeni nesillerin kurtarabileceği vurgulanmıştır.
Ayrıca yazar, daha önce tanık olmadığım bir şekilde eseri oluşturmuştur. Herhangi bir anlatıcının olmadığı, romandaki kişilerin sadece kendi aralarındaki diyaloglarla kurulduğu bir eser ortaya konulmuştur.
"- Az kalsın unutacaktım. Bir isteğim daha var, yapar mısın?
- Ne demek dedecim!
- Yeni yurdunuzun adını 'Ergenekon' koyun. O da benim hatıram olsun.
- Her şey senin hatıran dede...
- Şunu da al evladım, canın çektikçe yersin.
- Ne var o torbada?
- Mürdüm eriği. Gittiğiniz yerde yok..."
-
Sayın Karatay hoca, okuyucular için Ergenekon öncesini hazırlamış. Olay örgüsünü ve gelişmesini, betimleyerek kurgusal dille kaleme almış. 'Türkler Ergenekona neden gitti? Ne mecbur kılındı? Giderken neler yaşandı? Atalar toprağı bıraktı mı?' tarzı sorulara değinilmiş. Diyaloglar halinde geçen eser, Türk kültür izlerinden de barındırıyor ve keyifli hal veriyor.
Emeğe sağlık.
Bir çırpıda okunan, olayları göz önüne masalsı bir şekilde getiren çok çok güzel bir roman. Sadece diyaloglardan oluşması ve de sıkıcılıktan uzak olması kitabı elden düşürmememizi sağlıyor. Sonuç olarak insanı acaba devamı olur mu diye düşündürüyor
Sade ve akıcı bir dille kaleme alınmış ve Ergenekon öncesini öykü olarak anlatmayı hedeflemiş güzel bir eser.
Öykü diyaloglar şeklinde ilerlemesine rağmen okuyucuyu içine alıyor ve nasıl bittiğini anlamıyorsunuz.
Yoğun okumalarınız arasında sizi dinlendirecek güzel bir seçenek aynı zamanda ortaokul ve lise düzeyindeki öğrencileri için güzel bir hediye olabilir..
1971 yılında Çorum'da doğdu. Çorum İnönü İlkokulu, Çorum Atatürk Lisesi ve Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü (1995) mezunu. Yüksek lisansını Gazi Üniversitesi SBE Ortaçağ Tarihi dalında 'Bosna Krallığı: Bağımsızlıktan Osmanlı Fethine Kadar Bosna' adlı çalışmasıyla (2002) yaptı. Doktorasını yine aynı bölümde 'Maveraünnehir Bulgarları Hakkındaki Rivayetlerin Tahlili' konulu çalışmasıyla yaptı. Üniversite yıllarında iken 1993-1995 arasında Yeni Hafta ve onu takip eden Gündüz gazetelerinde köşe yazarlığı yaptı. Sosyo-ekonomik konularda fikir yazıları yazdı. 1995 yılında CHA temsilcisi olarak Saraybosna’ya gitti ve üç yıl orada kaldı. Bu arada Sırbistan, Hırvatistan, Sancak ve Kosova gibi yerlere araştırma gezileri yaptı. Dönüşünde Türk Tarih Kurumu’nun Türkiye’nin Sosyal ve Kültürel Tarihi (TÜSOKTAR) projesinde çalıştı. Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin kuruluşunda yer aldı ve 1999 -2000 yıllarında burada Balkan Araştırmaları Masası başkanlığı yaptı. Daha sonra Yeni Türkiye Yayın Merkezi tarafından yürütülen Türkler adlı projeyi yönetti. Dünyada Türkler hakkındaki en büyük çalışma olan toplam 37 ciltlik aynı adlı eserin ortaya çıkışında en fazla katkıyı yapanlardan biri oldu. Ayrıca bu esere iki bölüm yazdı. 2002 sonlarında Ankara’da KaraM yayınevini kurdu ve kısa bir süre sonra Çorum’a taşındı. Yayınevini bir Karadeniz Araştırmaları Merkezi hüviyeti kazanacak şekilde geliştirerek, 2004 yılı başında Karadeniz Araştırmaları adlı üç aylık akademik bir dergi yayınlamaya başladı. 2005 yılında ise Dr. Bilgehan A. Gökdağ ile birlikte 'Balkanlar El Kitabı' adlı büyük bir yayın projesine girdi. Halen KaraM’da bağımsız araştırma çalışmalarını sürdürmektedir.