Türk kültüründe gelin alma töreni, neşeden ziyade hüzünlü ve gerilimli bir ritüeldir. Çünkü eski inanca göre gelin, baba evinden çıktığı (kökten koptuğu) an ile koca evine gireceği an arasında “arada kalmış” bir varlıktır. Bu geçiş sürecinde, ruhsal saldırılara ve kötü enerjiye (nazar) en açık olduğu dönemdedir.
İşte tam bu noktada “Kırmızı” (Al) devreye girer. Türk mitolojisinde “Al Ruhu” veya “Albastı” denilen kötücül varlıkların, lohusalara ve gelinlere musallat olduğuna inanılır. Kırmızı renk ise ateşin ve güneşin rengi olduğu için “koruyucu” (apotropaik) bir kalkan görevi görür. Gelinin yüzüne örtülen kırmızı tülbent, onu bu kötü ruhlardan gizleyen, nazardan saklayan bir “ateş çemberi”dir.
Aynı şekilde bele bağlanan kırmızı kuşak (gayret kuşağı) da sadece bekaret veya gayret sembolü değil; gelinin “beline” (yani soyuna/döl yatağına) güç veren, onu manevi olarak zırhlayan bir kuşaktır. Gelin, baba ocağının koruyucu ruhundan (İye) ayrılırken, bu kırmızı simgelerle yeni evine kadar zırhlanarak yolcu edilir.
KAYNAK
• Prof. Dr. Bahaeddin Ögel – Türk Mitolojisi
• Abdülkadir İnan – Eski Türk Dini Tarihi
• Sedat Veyis Örnek – Türk Halkbilimi