busra

Olağanüstü şeylerin insanı bu kadar tedirgin etmesi garip diye düşünüyorum şimdi. Halbuki varoluşumuzun acayipliklere, olası olmayan tesadüflere bağlı olduğunu biliyoruz. Kaderin bu tuhaf cilveleri olmasa burada olmayacağımızı. Gezegenimiz dediğimiz şu şeyin üstünde insanların olduğunu, aklın kavrayamayacağı kadar ufak ve çok parçadan oluşan inanılmaz büyüklükteki cisimlerle dolu muazzam uzay boşluğunda, kendi ekseninde dönen bu kürenin üstünde devindiğimizi. Bu akıl almaz enginliğin içinde son derece küçük nesnelerin dağılmadan tutunabildiğini. Kendimizi hayatta tutabildiğimizi. Onu bırakın, var olabildiğimizi. Her birimizin bin bir olasılıktan sadece biri olarak yaratıldığını. İnanılmaz şeylerin her an yanı başımızda olduğunu. Olanlar oldu bile: Hepimiz aslında, olağanüstü tesadüflerden ibaret bir bulutun içinden çıkmışız.
Sayfa 30
Reklam
Anlaşılmaz bir şeyi paylaştığınızı birdenbire hissetmek, onun, her şeyi basitleştiren o insanın var olduğuna şaşmak, aynı anda hem sakinleştirildiğini hem sarsıldığını hissetmek.
Sayfa 19
“Biliyorum. Bana tutku verecek herhangi bir şeye ya da kimseye artık rastlamayacağımı biliyorum. Birisini sevmeye kalkışmak önemli bir işe girişmek gibidir, bilirsin. Enerji, cömertlik, körlük ister. Hatta başlangıçta bir uçurumun üzerinden sıçramanın gerektiği bir an vardır. Düşünmeye kalkarsa atlayamaz insan. Artık bu gerekli sıçrayışı yapamayacağımı biliyorum.”
Sayfa 211
“On sekizinci yüzyılda doğru denilen şeylere bugün kimse inanmıyor. Öyleyse neden bu yüzyılın güzel dediği şeylerden hâlâ tat almamız isteniyor.”
Sayfa 162