Hicazkâr

Hicazkâr
Her adımda içinin gerçeğini adımlıyorsun bil.Yaktığın ateşi anlatacağım sana... İstanbul Bu ülke de: Yapanın değil çalanın değeri var...
Benden ayrılmayan suskunluğun ışıltısını kutlarım; senden önce düşmeyen sözcüklerde tökezleyerek yürürüm. Biz ikimiz aynı dehlizde bulunuruz, anlamın bulutlardan kaymadığı bir ana konuk oluruz.
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Ona bir defa öfkeyle dedim: Yarın nasıl yaşayacaksın? Dedi: Yarında gözüm yok, yarını düşünmemek isterim. Ben buyum ve böyleyim; beni hiçbir şey değiştiremez, benim hiçbir şeyi değiştirmediğim gibi.
Bir şeyin bir şeyi örtmemesi zamanı olmayan bir ündür. Hiçbir şey hiçbir şeyde bulunmuyor. Ağırdım, güvendeydim ve gömülü. Önümden geçen hiçbir şeyi güzel bulmuyorum.
Biri bana dese: Bu akşam burada öleceksin. Geri kalan zamanda ne yapacaksın? Kol saatime bakar beklerim… Sözcüklerde renklerin izini görmeyeceğim: beyaz, beyaz, beyaz.
Resmin çerçevesi kırıldı; belki de bu resme daha güzel bir çerçeve yaptırırım. Ama içindeki düşünce kırılırsa, geriye kalan sağlam çerçeve hüzünden başka bir işe yaramaz.