"İstemiyorum ki," diyebildim gözlerimden şıpır şıpır akan yaşlar çeneme doğru kayarken. "Yapmadın ki sen bana bir şey." Kelimeleri tam olarak telaffuz edemiyordum, henüz yaşımın küçük olmasından kaynaklı olsa gerekti bu. Ama yaşımın küçük olmasına rağmen farkında olduğum bir şey vardı, yaralanıyordum ve açılan yaraların kabuk bağlanmasına izin vermeyen bir adamın kollarında büyüyordum.
Sen bu kalbi hiç sevmedin baba ama bu kalp seni çok yakından tanıyor.
Sen bu ruhu hiç görmedin anne ama bu ruhun çatlaklarından senin sanatının siyah boyası akıyor.
"Sen beni küçük bir kız çocuğu olarak görüyor olabilirsin ama artık her şeyi idrak edebilecek yaştayım ben! Hoş, sana sorsam yaşımın kaç olduğunu bile bilmezsin sen. Kaçıncı sınıfa gittiğimi, doğum günümü, tuttuğum takımı. Ama biliyor musun, benim de umrumda değil artık. Senden öğrendim bu umursamazlığı ben. Sen aşıladın bana! Belki de bana verdiğin en güzel şeydi bu şu ana dek. Canımı yaktı ama kendimi nasıl koruyacağımı öğretti bana. Sen ve senin gibiler çocuk yapmadan önce oturup düşünmeli! Sizin gibiler yüzünden bir nesil sevgiyi yalnızca okuduğu kitaplarda, izlediği filmlerde gördüğü kadar biliyor!"