Her sabah güneşiyle yeniden tutuşup yanan sonsuz, yolsuz ve susuz bir çölde bir avuç Anadolu halkıyla Mısır'ı fethe gitmek, yumuşak kum üzerinde portatif tahta yollarla ağır topların sevkini düşünmek, Amanos ve Toroslar'da iki defa felce uğrayan tek bir hatla şu büyük memleketin nihayetinde böyle bir sefere başlamak ne kadar doğru idi? Başarılı olsak ne fayda görecektik? Başarılı olamadık, ne zarar gördük?
Tarihimizin siyasi-askeri yönü çok zengindir. Özellikle Anadolu'yu fethettikten ve hele İstanbul'u aldıktan sonra başımıza gelmeyen kalmamış. Bu büyük mücadelelerle geçen siyasi tarihimizin yanı sıra, bir de kültür tarihimiz vardır ki, maalesef pek fazla bilinmez üzerinde durulmaz; hatta çoğu zaman ciddiye bile alınmaz. Hâlbuki sert, acımasız ve soğuk cepheleri yanı sıra bazı küçük ayrıntılara, renkli, hoş anekdotlara da değinmek, tarihi sıkıcılıktan, iticilikten uzaklaştırıp sevimlileştirir ve bizi kendine çeker.