Diğer taraftan, Gök Türk ilinde vatan anlayışının bir devlet felsefesi halinde geliştiğini görmekteyiz. Devlet, hükümdar yani kağandan önce gelmektedir. Bu sebepten bütün Gök Türk yazıtlarında il (devlet) sözü kağandan önce zikredilmiştir. Devletin yıkılması ise Gök Türkler için en büyük felaket olarak acı bir şekilde telakki ediliyordu. Devlet Tanrı tarafından verilir, kağanın ve milletin durumu Tanrı tarafından yaşanır ve tayin edilirdi: "İl berigme tengri (il veren Tanrı)" Kötü kağanlar ile yolundan cıkmış Türk milletini Tanrı zaman zaman cezalandırıyordu ve devleti elinden alıyordu.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bağımsızlığın, ülkenin ve halkın mevcut olduğu Türk ülkesinde insan hayatını düzenleyen mutlaka bir kanunlar sisteminin de bulunmasi gerekmektedir. Orhun Kitabelerinde bildirildiği üzere, Gök Türk devletindeki yasalar bütününe "Töre" deniyordu. Kitabelerde töre kelimesi 11 yerde geçmekte, bunun altısında il (devlet) deyimiyle birlikte kullanılmaktadır. Diğer beş yerde de il ile alakası açıkça belirlidir. Bu da Gök Türk devletinin töre'ye (yasaya) ne kadar bağlı olduğunu göstermektedir. Bir başka deyişle, devletin varlığı törenin varlığına sıkı sıkıya bağlı idi: «Devleti ellerine alıp töreyi tesis ettiler...», «Ey Türk bodunu devletini, töreni kim bozabilir?», «Kazandığımız devlet ve töremiz öyle idi.», «devletin töresini terketmiş..», «O (İlteriş), atalarının töresine göre bodunu (milletini) teşkilatlandırdı..., «Töre gereğince amucam tahta oturdu..».
Kısacası, Türklerde sınıflaşma veya sosyal tabakalalma olduğuna dair kaynaklarda herhangi bir malumat yoktur.
Hatta daha da ileri giderek şunu diyebiliriz ki devleti kuran ve başarılı yapan millet idi: "Türk bodun illedik ilin... kağanladuk kağanın yitirü ıdmış=Türk milleti il yaptığı ilini... kağan yaptığı kağanını kaybedivermiş". Halkın, devletin kuruluşuna katılışı ise: "babam (İlteriş) 17 er ile harekete geçti. Haberi işiten ormandakiler, ovadakiler toparlanıp geldiler, 70 kişi, sonra 700 kişi oldular... kağanlığı atalarının törelerinde kurdular"
Bilindiği gibi, bir devletin (yani, il'in) bağımsız olabilmesi için bazı şartlara sahip olması gerekmektedir. Bunlar siyasi istiklal, ülke, halk ve kanundur.
İnanç sisteminin başlıca sembolü olan, içinde insanların her gün toplandıkları ve Cuma günleri hutbe dinledikleri camiler, bugüne kadar işlevleri hiç değişmeden süregelen yapı tipleridir. Toplum hayatının odak noktası olması bakımından camilerin konumu diğer yapılardan farklıdır, saray mimarisinde bile böylesine üstünlük görmüyoruz. Camiler, işlevsel yönleri yanında sembolik bir anlatımı da üstlendiklerinden, mimarların var güçleriyle üzerinde çalıştıkları bir mimarlık alanı olurken, sultanlar için birer prestij göstergesi olarak karşımıza çıkar. Bu yapılarda, bir yandan teknolojiye hakim olma isteği, öte yandan inancın mantığını ve ibadetin biçimini hep göz önünde tutan mimarların başlıca endişelerini görmekteyiz.