Son dönem Osmanlı devlet adamlarının batılılaşma diye bir dertleri yoktu. Onlar zayıflamış bir ülkeyi tekrar eski gücüne kavuşturmanın arayışı içinde idiler. Dolayısı ile buna yönelik düşünceler üretildi ve icraatler yapıldı. Bu bağlamda 3.Selim döneminden itibaren ilk fark edilen hususlardan biri, meveut kurumların bazılarında görilen tıkanıklıktı. Bu aşamada yapılan uygulama, tıkanmış kurumların yerine daha işlevsel olacağı düşünülen yeni kurumların olusturulmasıydı. Yani devlet, bir nevi yeniden yapılanma içine girmişti. Yeniden yapılanma süreci içinde model olarak Avrupa ülkelerindeki kurum ve uygulamaların alınmış olması, başka bir seçenek bulunamadığı içindir. Yoksa devlet adamları bir İngiltere veya Fransa olma hevesi ve iddiasında değillerdi. Sadece onların saldırılarına karşı koymak istiyorlardı ve bunu başarmanın yolu olarak bu ülkelerdeki bazı uygulamaları model olarak benimsemeyi tercih ettiler.
Bu dönemde "devlet elden gidiyor" gibi bir endişe herkesi kaplayacak; dolayısı ile gerek yapılan icraatlar, gerekse ülkenin ilerlemesine yönelik ortaya atılan düsüncelerde bu endişe belirleyici rolü oynayacaktır.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bir devlette yasama kurulu niteliğinde meclisin olması hukuk tarihi açıdından çok önemlidir. Üstelik, onun çağdaşı olan devletlerin hiç birinde böyle bir meclis yoksa bu onun önemini çok daha fazla artırmaktadır.
Bir Türk'ün başarılı bir kağan olabilmesi için Tanrı tarafından kendisine verilmiş başlıca üç özelliği kendine toplaması gerekiyordu. Bunlar yarlığ, kut ve kısmet (ülüg) idi.