SSCB'nin ideolojik silah olarak kullanıldığı tarih ilmi ve tarih eğitimi, bilimsel gerçeklikten uzak, siyasi amaçlarla uydurulan sahte konseptlerin sıkı sıkıya uygulandığı ve öğretildiği bir ilmî faaliyet haline gelmişti. Bu bakımdan, devlet tarafından tarih ilminin tedris edildiği tarih fakültelerine özellikle önem veriliyordu. İdeolojik bir araç olarak kullanıldığını belirttiğimiz tarih ilmi ve tedris edildiği
eğitim kurumları aynı zamanda devletin kilit noktalarında görev yapacak, devlet organlarını yönlendirecek Marksist-Leninist kadroların yetiştirilmesine de hizmet ediyordu.
Elçibey, hayatta en çok sevdiği insan olan annesiyle, ömrünü uğruna feda ettiği millet davası arasında seçim yaparken zorlandığını su sözlerle itiraf etmektedir:
Benim hayatımda iki varlık, her zaman zıddiyet oluşturmuştur: annem ve halkım. Çoğu zaman onların hangisini bir diğerine tercih edebileceğimi düsünüyordum. Hiçbir zaman da bu soruya yanıt bulamadım. Öyle anlar oluyordu ki hırslanıyor, annemin ve diğer herkesin dava uğruna kurban edilebileceğini düşünüyordum. Ama daha sonra kendi kendime anne meselesi de çok ağır diyordum. Yani evlat, aile, kardeş, bunların hepsi bir dava uğrunda kurban edilebilir; bir tek anne hariç.
Ayşe Pusat, karşısındaki yaşlı kadına acıyarak, hatta istihfafla baktı ve kocasının, duruşma sırasındaki bir sözünü, 'Âcizleri, lâyık olmadıkları mevkilere geçiren bir devlet batar!' diye haykırmasını düşünerek ona hak verdi.