Son satırı okuduğumda üzerimde ne kadar etkili olacağını bilemesemde bir pozitiflik duygusunda buldum kendimi. Benim gibi düşünenler olduğu kadar kitabı yerden yere vuranlar da var. İki uç noktanın beklentilerle ilgili, hayatınızın o an size hissettirdiği duygularla ilgili, yaşanmışlıklarınızla ilgili -ki bu duygu durumları çoğaltılmaya çok müsait- olduğunu düşünüyorum. Ve bu kadar acımasız eleştirileri hak etmediğini de... Her roman ağır bir dil ile yazılmak zorunda mı? Hiç aklımıza gelmeyecek bakış açıları mı içermeli? Bu tarz aforoz içeren yorumları çok kişisel buluyorum ve genel geçer bir okuyucu kitlesi olmadığı için heves kırıcı. Zaten giderek okuma faaliyetimiz maddi ve manevi yönden düşüşte iken..evet iç dökme kısmı bitti:)
Roman çok fazla felsefik anlam arayışlarına girmeden hemen hemen hepimiz de olan pişmanlıklarımızı özgür bırakmamızı istemiş. Bazen elimizde olmadan yada fırsat eşitliğimizin olmadığı yerlerde kendimize çok fazla yükleniyoruz, değiştiremeyeceğimiz şeyler için kendimizi ne kadar hırpalarsak sanki daha az suçluluk duyacakmışız gibi...Habulki hayat akıp gidiyor, klişe olsada kusursuz hayat yok , pişmanlıklarımıza sahip çıktığımız kadar verdiklerine vereceklerine de sevgimizi şefkatimizi sunsak her şey daha güzel olacak.
Ne demiş Tolstoy: 'Başkalarının hayatından ders alın. İnsan, bütün hataları kendi yapacak kadar uzun yaşamıyor.' şimdi elimizde Nora'nın hayatı, olmasını istediği versiyonları, tecrübeleri var. Tek pişmanlıkları olan ben değilim, sen de değilsin. Nora'dan biraz ders alma vakti.