İlk basımı 1959'da yapılan Efendilik Savaşı, gözlemlerinden ve canlı tanıklıklarından yola çıkan Fakir Baykurt’un, toplumun görmezden geldiği, bastırdığı, unuttuğu köylülerin yaşamını tüm çıplaklığı ve sertliğiyle gözler önüne serdiği etkileyici bir kitap. Sadece bir dönemin tasviri değil; aynı zamanda yıllar süren bir toplumsal ihmalkârlığın, sistematik eğitimsizliğin ve yoksulluğun özellikle çocuklar üzerindeki yıkıcı etkilerinin anlatımı.. Sanki köylünün kaderi bir çuval gibi boşalmış önümüze: yoksulluk, kalabalık haneler, ilgisizlik, hastalıklar, ezberden yaşanan hayatlar...
-
Baykurt, köy hayatını romantize etmeden; oradaki sefaletin, güç ilişkilerinin ve çaresizliğin içinden gelen bir anlatıcı duyarlılığıyla, köylü çocuklarının hem fiziksel hem de duygusal olarak nasıl ihmal edildiğini çarpıcı bir dille aktarıyor. Roman boyunca karşımıza çıkan karakterler, bu ihmalkârlığın ve adaletsizliğin bireysel yaşamlar üzerindeki etkisini gösteren canlı örnekleri...
Köy okullarındaki fiziksel koşulların yetersizliği, gerekli donanımın olmayışı, çocuklardaki hijyen sorunu ve sağlık sorunları, çocukların sürekli devamsızlık yapması, eğitimin sürekliliğini kesintiye uğraması, (ailelerin eğitim yerine işe, Kur’an kursuna ya da ev işlerine yönlendirmesi) öğretmenlerinin elini kolunu bağlıyor. Köy öğretmenliğini ya da yoksul bölgelerde eğitim vermeye çalışan bir öğretmenin çaresizliğini yaşıyoruz, bu satırları okurken.
.-
Bu anlatımın ardında yatan temel mesaj ise çok daha derin: Efendilik Savaşı, köylü halkın kendi kaderini tayin etme hakkına sahip olduğunu, ancak bunun ancak önce uyanmayla, ardından eğitimle, örgütlenmeyle ve bilinçle mümkün olabileceğini savunur. Fakir Baykurt’un kaleminde “efendi” olmak, bir sınıfın başka bir sınıfa hükmetmesi değil; halkın kendi hayatı