Bir ezel-ebed yolcusu ruhun, bir zaman için konakladığı bedenle kıyamete kadar sürecek kavgasını duymayan mı vardı? Dünya, dünya olalı beri, beden ruhu beşeriyet toprağına, ruh, bedeni uluhiyet göklerine çağırmaktan ne bıkmış ne usanmış ve ne de bıkacak, usanacaktı? Oldu olası, beden ruha çelme takmakta, ruh ise bedene efsun okumakta ne mahir, ne de usta idi.
Ne çare ki şu gökkubbe altında Müslüman-Türk her zaman yalnız, her zaman garip! Hatta değil alem halkı, kendi bile değerinden, dünyalara sığmayan şanından ve şerefinden gafil ve habersiz!
Tarih, insan hak ve hürriyetlerini çiğneyen kısa ömürlü dünya imparatorluklarına ayna tutmuş ve acıklı sonlarına parmak basmış yalan bilmez şahittir. Buna en yakın ve canlı misal olarak, dünyanın dört bucağını insafsızca sömürüp iki asra yakın da devletine ekmek kapısı yaptığı Hindistan’da kulüplerin kapılarına: “Buraya köpeklerle hintliler giremez!” diye levha asan Büyük Britanya İmparatorluğu’nun, tarih ölçüsünde bir göz açıp kapamak denecek zamanda tepe aşağı düşüşü ve kölelerine köle oluşu gösterilebilir
Osmanlı Devleti gibi adalet ve insaf merkezlerinden hareket eden bir imparatorluğun ise, hemen bütün haçlı siyonist dünyanın, düşmanlık yolunda elbirliği ettiği siyasi, askeri ve iktisadi hücum ve ablukalara rağmen yıkılmamakta direnmesi, temellerinin beşeri-ilahi bir anlayış zemininde derinlemesine kök salmış olmasından başka neye atfedilebilir?
Tarihin doğru konuşan dudağı, dünyanın ağır işiten kulağına şimdi şu hakikati bağırmaktadır:
Artık Moskof tehlikesi, bir Türk veya Macar mukadderatının heyûlâsı değil, bütün dünyanın el ve iş birliği ile mücadele etmesi gereken yedi başlı bir ejderhasıdır.
Zira büyük güçler sadece yapıcıdır, tefsir ve kaydedici değil. Vazife şuuru, gaye aşkı, edep erkan, sevgi saygı, güzellik çirkinlik hudutları son derece mantıklı ölçüler çizilmiş olan bir cemiyet, eserinin zamanla unutulacağını düşünüp onu karalama kağıdına yazmayı nasıl aklına getirebilirdi? Getiremezdi. Zîra şiirlerini söyleyen, bestelerini yapan, âbidelerini kuran sanatkâr, yaşadığı devrin ve ortaya koyduğu eserin tahlil, terkip ve tefsirinin yapılıp yapılmamış, yazılıp yazılmamış bulunması umurunda olmayacak kıratta büyük insandı