Kendini övmek kınanacak bir utanmazlık sayılırken, kişinin partisini, felsefesini, dünya görüşünü övmesi neredeyse en yüce görev kabul edilir. En iyi yazarlar bile kendi dünya görüşlerini yüceltmeyi en azından onu temellendirmek kadar çok önemsemişlerdir ve ilkinde her zaman ikincisinden daha başarılı olmuşlardır. İster kanıtlanmış ister kanıtlanmamış olsun, fikirleri hayattaki en gerekli unsurlardır: Kederde teselli edici, zorlukta zeki danışmanlardır. Onlarla ölmek de korkunç değildir; dünyadaki tek ölümsüz servet olarak insanla birlikte mezara girerler.
Bir insan hiçbir şekilde kurtıılamadığı bir kusuru kendisinde fark ettiğinde, bu kusuru bir meziyet sayıp kabul etmekten başka çaresi yoktur. Kusur ne kadar ciddi ve önemliyse, onu yüceltme ihtiyacı da o kadar mübremdir. Gülünçlükten yüceliğe de sadece bir adım vardır ve güçlü insanlardaki kaçınılmaz kusur her zaman erdem olarak yeniden adlandırılır.
Eğer gerçeklik şu anda olduğundan farklı olsaydı, bu onun bize daha az doğal görünmesine neden olmazdı. Başka deyişle: İnsanların olgular hakkındaki yargılarında hem zorunlu hem de tesadüfi unsurlar bulunabilir; ancak tüm denemelere rağmen, ilkini ikincisinden ayırmanın bir yolunu henüz bulamadık ve muhtemelen hiçbir zaman da bulamayacağız.
Pythagorasçılar güneşin sabit durduğunu ve dünyanın hareket ettiğini çok önceden varsaymışlardı. Hakikat kendini doğrulatmak için ne kadar uzun süre beklemek zorunda kalmış!