Çeşitliliğe meyilimiz, doğamızda var. Doğalız ve yine de doğa üstüne uzanmaya meyilliyiz, "doğaüstü"nü doğanın bir parçası kılmaya istekliyiz. Yani, anlaşılmayanı anlamaya, gizemi çözmeye bağımlıyız. Büyük bir tutku ile bağımlı... Biyolojik anlamdaki idrak etme çabası, kavrama uğraşı daraltıcı bir eylem olmak zorun değil, genişleyerek büyüyebilir, daha nesnel olana bir adım ve bir adım daha atabilir. İşte böylece, despotik olmaktan ziyade, davet eden olur ve sorgulamalar ile hakikate küçük bir adım daha yaklaşabilir.
Özgün olan, kimliğini özgür doğasından alır. Özgün olan, özünün üzerine derin keşiflerde bulunan ve deneyimler arası çokça karşılaştırma ile ortaya çıkan farkındalığa ulaşandır.
Antik Mısırlılar sanat eserlerinin yazdığı, tarif ettiği ya da anlattığı şeylere bir çeşit doğaüstü özellik atfederlerdi. Elit tabakanın mezarlarında resmedilen sahnelerin çoğu erzak takdimini de içeren ideal bir öbür dünya sergilerdi. Böylece ölen kişinin ihtiyaçları karşılanır, gücüne güç katılırdı.
Mısır'da kedilere olan ilgi çok açık bir şekilde belgelerle ortaya konmuştur. Kedigilleri temsil eden en az iki ilahları vardı: Acımasız savaşçı dişi aslan Sekhmet ve küçük bir evcil kedi şeklini almış olan Bastet. Ancak her ikisi de savaşçı ve korumacı olarak görülüyordu. Kendine ait bir taburu bulunan pek çok kedi mumyasının yanı sıra, Bastet'e adanmış binlerce kurbanın olduğu bir mezarlığa da rastlanmıştır. Amenhotep'in torununun torunu olan ve kral olamadan ölen Prens Thutmose'un, çok sevdiği kedisi için yaptırdığı kireç taşından ve oymalada bezeli bir mezar taşı vardı.