"İyi doktorların hastanın iyiliği için bazen, bazı hastalarla ve bazı durumlarda bilgileri saklaması gerekir."
"Evet, Doktor Breuer, bunu pek çok doktorun ağzından duydum.Peki bu kararı başkasının adına verme hakkı kimindir?Bu karar,hastanın bağımsız iradesini hiçe saymaktır."
"Benim görevim hastaları rahat ettirmektir" dedi Breuer. "Ve bu hiç de hafife alınacak bir görev değil. Bazen hiçbir karşılığı yoktur: Bazen hastayla paylaşamayacağım kõtü haberler olur; bazen de sessiz kalıp hem hasta hem de ailesi adına ũzülmek benim görevimdir."
"Ama Doktor Breuer, böyle bir görev beraberinde daha temel bir görevi getirir: Herkesin kendi adına gerçekleştirmesi gereken görev, gerçeği keşfetmektir."
Bir an için, konuşmanın kızıştığı noktada Breuer, Nietzsche'nin hasta olduğunu unutur gibi olmuştu. Bunlar oldukça ilginç sorulardı ve Breuer'in aklını meşgul ediyorlardı. Ayağa kalkarak konuşurken, sandalyesinin arkasında volta atmaya başladı
"İnsanlanın bilmek istemeyeceği bir gerçege onları maruz bırakmak benim görevim mi sizce?"
"Kimin neyi bilmek istemeyeceğini nereden bilebiliriz ki?" diye sordu Nietzsche.
"İşte bu da tıp sanatıdır, diyebiliriz" dedi Breuer kesin bir dille.İnsan böyle şeyleri kitaplardan değil,hasta yatağının kenarında geçirdiği zamanlardan bilir.
Kendisini tamamlayamamış, zavallı, çılgın Bertha ve benim onu tamamlayabileceğimi düşünmek! Karşılığında ondan ne bekliyordum ki? Asıl soru buydu.Ondan beklediğim onda aradığım şey neydi? Bende eksik olan neydi? İyi bir hayatım yok muydu?Hayatımın giderek daralan bir huniye donüştüğünnü kime anlatabilirim? Benim acılarım,uykusuz gecelerimi, intihar düşüncelerimi kim anlayabilir? Sonuçta bir insanın isteyebileceği her şeye sahip değil miydim: para,arkadaşlar,aile,güzel, alımlı bir eş,ün,saygınlık? Beni kim rahatlatabilir? "İnsan hayattan başka ne ister ki?" sorusunu sormadan kim dinleyebilir?
"Safrası kanda birikmeye devam edecek ve karaciğer zehirlenmesinden ölecek. Ondan önce de karaciğer komasına girecek, değil mi?"
"Aynen öyle. Her an olabilir.Yine de bunu ona söyleyemiyorum. Onunla dürüstçe vedalaşmak istediğim halde,yüzümdeki umut vaat eden sahtekâr gülümsemeyi koruyorum.Hastalarımın ölmesine hiçbir zaman alışamayacağım."
"Hiçbirimizin alışmayacağını umalım" diyerek içini çekti Freud. "Umut en temel şey ve onu bizden başka, kim verebilir ki? Benim için işin en zor tarafı da bu. Bazen bu işi yapabilecek miyim diye ciddi endişeye kapılıyorum. Ölüm çok güçlü. Tedavilerimiz onun yanında çok zayıf kalıyor."