• 2018/3
    Yeraltı Demiryolu
    Colson Whitehead
    Aldığı Ödüller: 2017 Pulitzar Ödülü ve Arthur C.Clarke bilim kurgu ödülü. Ayrıca 2018 Sabit Fikir Dergisinde anket sonucu 1.olmuştur.
    “Yeraltı Demiryolu” Colson Whitehead tarafından 2016 yılında yayınlanmış bir roman. Ve birçok mecralarda yılın kitapları listelerinin ön sıralarında yer almış. Kitabın yazarı “afroamerikalı” bir şahıs.
    || Afroamerikalı : Siyah Amerikalı , kökeni Afrika’daki herhangi bir siyasi nüfusa dayanan ABD vatandaşları ya da sakinleri || Bundan dolayı da kitaplarında genelde siyahilerin hayatlarını işlemiş.
    Kitap Güney’de yaşayan öksüz bir kız olan Cora’nın yaşam mücadelesini anlatıyor. Başlarda biraz yavaş ilerleyen bir kitap hatta ben ilk 75 sayfasında çok sıkılmıştım. Yalnız şunu fark ettim hani bazı kitaplar vardır ya her okunduğun da farklı tat verir galiba bu kitapta onlardan biri.
  • Yazarın otobiyografik eseri, Türünün ilki olduğundan dolayı, (Beet kuşağını) daha doğrusu bu eserle beraber edebi anlamda bir tür oluşumuna neden olduğundan dolayı önemli bir yere sahip bir eser, Fransız asıllı Kanadalı yazar, göçmen bir ailenin çocuğudur. İngilizceyi 6 yaşından sonra öğrenir. O zamana kadar sürekli Fransızca konuşur. Bir röportajında ""Rüyalarımı bile Fransızca görüyordum""ifadesini kullanır. Koyu katolik bir anneye sahip, erkek kardeşinin ölümünden sonra babasında alkol ve kumar bağımlılığı gelişir. Kardeşinin ölümü Kerouac'ı derinden etkiler.. Yazdığı romanlarda hayatına giren insanlara ve olaylara yer verdiği için; Yolda romanı da ilk baskısı sırasında isimler ve mekanlar değiştirilir ve sansürlenir. 20 günde yazılan eser 37 metrelik birbirine eklenmiş ruloya, bir oturuşta aralıksız yazılmasıyla, eşinin günlerce odasına kahve, çay, yemek taşıdığı söylenir.Bu yönüyle dikkat çekicidir.

    Beet kuşağı terimini ilk kullanan kişide yazarımız Kerouac'dır. Bu kuşağın hayat felsefesini yolda isimli kitabıyla kült hale gelmiştir. Beet kuşağı dediğimiz yine 2. Dünya savaşı atom bombası ile sona ererken, Vietnam savaşının yıkıcı psikolojik gücünün de ardından, Avrupa'da 6 milyon yahudinin gaz odalarında yakılması ile insan olgusunun düşünülmeye başlandığı bir dönem, Kapitalist yaşam çarkının içine girmeyi reddeden, ya da bunun içinde kendine yer bulamayan. Paketlenmiş yaşam tarzının içinde yer bulamayan Afro Amerikalıların, göçmen Avrupalıların, uzak doğuluların vs vs toplumun dışına itilmiş bu kitlelerin içinden Hipster'lar denilen kitleler çıkmaya başlar. Bu insanlar dil, din, ırk, genel toplumun ahlak inanç ve tüm doğrularına uymayan bu tipler. Sınırsız yaşam; bedensel ve düşünsel , mekansal anlamda, beyinsel, anlamsal ...[uyuşturucu] (bu önemli bir detay; çünkü düşüncenin önünde de engel olarak görülen toplumsal değerleri, alkol ve uyuşturucunun etkisiyle aşılacağını düşünen) özgür seks, kadının özgürleşmesi ve hiç bir toplumsal kısıtlamalara uymama gibi, konformist burjuva sınıfına karşı tepki olarak doğan, maddi değerlerin karşısında manevi değerler aramaya girişen, Tanrı inancını birazda Doğu mistik akımlarda Budizm, Şamanizm. Nirvana vb gibi eğilimlere yönelen, Tanrı'yı koyu katolik Hıristiyanlığın dışında arayamaya başlayan, sonrasında Amerikan basını tarafında dejenere edilen ve farklı lanse edilen, ilerleyen süreçte de politik duruşu olan 68 kuşağın hippilerine dönüşecek olan, Yeraltı Sakinleri; içerisinde Allen Ginsberg, Gary Snyder, Neal Cassady gibi 1940-1950 li yılların önemli yazar ve sanatçılarının olduğu topluluk :) özelikle bu Beet kuşağının kitaplarından birisi olan, okumasına güvendiğim, içeriğinin yola göre daha iyi olduğunu söyleyen arkadaşımın Neal Cassady'nin Üçün Biri isimli kitabını önerdi, okunacaklarım arasına aldım . Ama mümkünse bu yıl değil:)

    Kitap ilginçtir ki iş seyahatlerimin olduğu bir döneme geldi. Benimle beraber yolculuğa çıktı. Kitap roman kriteri olarak kötü, eser olarak büyük bir kitap. Yukarıda bahsettiğim nedenlerden dolayı. Yazma alışkanlığının bir ürünü, içgüdüsel bir reaksiyon, karşı kültür yaratma çabası belki , Dili ve anlatımı değişik, şuanda yaşanıyormuş, uzaktan seyretmeyip, bizzat yaşananların içinde bulunuyorsunuz hissini veren, sürekli hareketin eylemin beni yorduğu... Şahsi fikrim yaşanılanların karakterin üstünde bıraktığı duygu eksikliğini gördüğüm için beğenmediğim, bir kaç yerde doğanın, derinlikten uzak ama yine de hoş bulduğum tasviri, yolculuğu iç dünyasında arayışlarla, mekansal ve beyinsel, toplumsal sınırları zorlayıcı ve yığınlarca karşılaşma, yabancı isimler beynimi bulandırmış olsa da.. Türünün ilk örneği, kategorisel bağlamda edebiyat çevrelerinin farklı yerlere koyduğu bir roman. Bu arada Times gazetesinin iyi ya da kötü eleştirilerde bulunduğu bir yazarın parlaması ilginç diyebilirim. Hakkında iyi yazılar yazılmış zamanında... Bu arada benim okuduğum kitap, sansürsüz basımıydı, bazı bölümlerini gülümseyerek okudum.

    Beet akımını merak eden, bu tarz kitaplara ilgisi olan arkadaşların severek okuyacağı, fazla beklentiye girmeden , akımın kült eserini merak edenlere önerebileceğim bir kitap.
  • Ama bütün o kötü zamanları da düşünün: Koca bir liste dolusu kötü zamanım var, ki iyi zamanları yaratanlar da bunlar.
  • İşte ölüm penceremin önünde koca kanatlarını eğmiş duruyor şimdilik, görüyorum, duyuyorum, kokusunu alıyorum, giyilmemeye yazgılı gömleklerimin askıda gevşek gevşek duruşunda görüyorum ölümü, yeni-eski gömleklerim moda-eski moda gömleklerimde, artık takmadığım yılan gibi sarkan kravatlarımda şimdi intiharın, yitimin nefretin paranoyanın denizinde kıvranan birer örtü... Girmek istediğim yer onun küçücük yüzüydü ve girdim...
  • Sahil benden daima nefret etti, beni dışladı, görmezden geldi, üstüme sıçtı, 1943'ten bugüne dek; çünkü baksanıza, caddeden aşağı vurmuş yürüyen haydutun tekiyim ben ve haydut değil de bir tür çılgın aziz olduğumu öğrendiklerinde bu hiç hoşlarına gitmiyor, üstelik her halükarda ansızın bir hayduta dönüşüvereceğimden, kendilerine bir tane çakacağımdan, kırıp dökeceğimden korkuyorlar, bunu yapmadım değil...