Kitap “Yorgun Prometheus” başlıklı müthiş bir giriş ile başlıyor. Byung-Chul Han burada Prometheus mitini klasik anlamından çıkarıp modern insanın metaforu haline getiriyor.Eskiden Prometheus tanrılara karşı gelen bir kahramandı, insanlığa ateşi getirerek bir tür özgürleştirici isyanın sembolüydü ama Han’ın yorumunda Prometheus artık dış bir düşmanla değil kendi kendisiyle savaşan bir figür.
Kartal onu her gün yiyip bitiriyor ama bu kartal artık dışsal bir cezalandırıcı değil, kendi içindeki “başarma zorunluluğu”, “daha verimli olma” baskısı. Yani bugünün performans öznesi hep daha iyi olmalı, hep üretmeli, hep aktif olmalı. Bu da dış baskı değil, içselleştirilmiş bir şiddet biçimi: insan kendi kendisini sömürüyor, kendi enerjisini tüketiyor.
Ardından “Sinirsel Şiddet” ile devam eden bir diğer başlıkta Byung-Chul Han çağımızın psikolojik ve toplumsal patolojilerini açıklıyor: depresyon, tükenmişlik, dikkat dağınıklığı…
Bunlar “dışsal düşmanların” saldırısından değil, içsel baskıdan doğan hastalıklar.Yani mikrobik (immünolojik) değil, nöronal (sinirsel) hastalıklar.
Enfeksiyon değil, enfarktüs diyor çünkü bir dış tehditle savaşmıyoruz; kendimize karşı tıkanıyoruz.
Baudrillard’ın “aynının totalitarizmi” kavramına referansla Han, çağımızda farkın, ötekinin, yabancının silindiğini söylüyor.
Artık “dost ~düşman”, “ben~öteki” gibi karşıtlıklar yok; yalnızca “aynı” var herkes benzer düşüncelerde, arzular içinde, görünürlük yarışında.Bu da bir tür “pozitiflik şiddeti” yaratıyor: çok fazla iletişim, üretim, başarı… ama derinlik, sessizlik, düşünme yok.Bu şiddet artık bağıran, cezalandıran, baskılayan bir şiddet değil.Tam tersine, teşvik eden, motivasyon veren, koçluk yapan bir şiddet.Ama insanı tüketen tam da bu “pozitif enerji fazlası.” Yani sorun, “yapamamak” değil “her