'İNCİ' Bana bir ilki daha yaşattın...
65. BÖLÜM 🌹İnci🌹 Zaman, en sevdiğimiz şarkının nakaratı gibi hızla akıp gitmişti. İki gün, sanki parmaklarımın arasından süzülen su misali geçti; hem çok hızlı hem de ruhumu dinlendiren bir neşeyle... Eğer önümde bu kaçınılmaz Almanya seyahati olmasaydı, Aslı’nın benim evden işe gitmesi için şartları zorlar, Zeynep teyzeyi biraz daha kalmaya ikna kabiliyetimle razı ederdim. Ama kaderin rotası çoktan çizilmişti. Veda vaktine yaklaşırken sohbetin de muhabbetin de tabiri caizse dibine vurduk. Kapanış perdesi ise, Serkan’ın ailesinin ne zaman "hayırlı bir iş" için kapımızı çalacağı meselesiyle açıldı. Zeynep teyze, şefkatli sesiyle son noktayı koydu: "İyi, güzel... Evlenme teklifi etti ama öyle isteme olmadan, nişan takılmadan olmaz bu işler İnci kızım." Mahcubiyetle karışık bir savunma refleksiyle, "Tabii ki teyzeciğim," dedim. "Ama çok yoğun. Bir müsait olsun, illaki olacak. Ben şimdi durduk yere 'ne zaman beni istemeye geleceksiniz' diyemem ki... evde kalmışım gibi!" Aslı, fırsatı kaçırır mı? Hemen atıldı söze: "Ayol turşunu kurmamıza az kalmış, sen hâlâ naz yapıyorsun! İnci Hanım, lütfen biraz hızlanın ama rica edeceğim beni de geçmeyin!" Gülüşmeler, şakalar geride kalırken kalbimde bambaşka bir gürültü kopmaya başladı. Heyecanlıydım, hem de nasıl... Ama bu heyecanın arkasına sinsice gizlenmiş devasa stres kütlesi vardı. Bu yaşıma kadar uçağa hiç binmemiştim. Şehirler arası yollarda ya otobüsün cam kenarında hayallere dalmış ya da arkadaşlarımla direksiyon sallayarak yolun tozunu yutmuştum. Zaten seyahatim bir elin beş parmağını geçmezdi. Şimdi ise demir yığınının içine girme fikri göğsümün tam üzerine ağırlık gibi çökmüştü. Kapalı alan korkusu mu demeliydim buna, yoksa istediğim an "İnecek var!" diyememenin getirdiği
1000Kitap
Vareden'in adıyla insanlığa inen Nur Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından Toprağı kirlerinden arındırır bir Yağmur Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat En müstesna doğuşa hamiledir kainat.Yıllardır bozbulanık suları yudumladım, Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları, Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım.Hasretin alev alev içime bir an düştü, Değişti hayal köşküm, gözümde viran düştü, Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde, Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü.İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi'nin, Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla, Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin, Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla, Evlerin arasına dikilir yeşil bayrak, Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak.Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım, Heyûla, bir ağ gibi ördü rüyalarımı, Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım.Yağmur, gülşenimize sensiz, baldıran düştü, Düşmanlık içimizde; dostluklar yaban düştü, Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe, Her sayfaya talihsiz binlerce kurban düştü.Bir güzide mektuptur, çağların ötesinden, Ulaşır intizarın yaldızlı sabahına, Yayılır o en büyük muştu, pazartesinden, Beyazlık dokunmuştur gecenin siyahına, Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin, Sükutu yar, sevinci dualar kadar derin.Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım, Bir cezir yaşadım ki, yaşanmamış mazide, Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım.Sensiz, kaldırımlara nice güzel can düştü, Yarılan göğsümüzden umutlar bican düştü, Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin,
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
-6
Bizim beraber oluşumuz,laik bir ülke istemek gibiydi. Yeşil gözlerin,devrim kadar güzeldi. Sana olan sevgim ise bir solcunun mahpushanede kaldığı gün kadardı.
Ve ben, bu bağın kopmasına asla izin vermeyecektim...
55. BÖLÜM ✨️ Serkan ✨️ Benden zaman istemişti, oysa benim o yorgun bekleme oyununa dönmeye, her şey tam da güzel bir yola girmişken aramızda yeniden duvarlar örmesine izin vermeye hiç niyetim yoktu. Gökyüzü, kurşuni kasvetle çökmüştü şehrin üzerine. Hava, her an büyük fırtınayla patlamaya hazır gibi tetikte bekliyordu. Şoför koltuğuna oturduğumda zihnimdeki gürültü, dışarının fırtına öncesi sessizliğiyle yarışıyordu. Arabayı doğrudan onun evine doğru sürerken, direksiyonu sıkan parmak eklemlerimin beyazladığını fark ettim. "Hani zaman verecektin? O zaman şimdi yaptığın ne?" Bu vicdan azabı zihnimi kemiriyordu ama kalbim çoktan sokağın köşesini dönmüştü bile. Mantığımın sustuğu, sadece onun varlığına ihtiyaç duyduğum noktadaydım. Sokağa girdiğim an, görüş açıma giren parlak siyah sedan, tüm dikkatimi üzerine çekti. Gözlerim farkında olmadan o yöne mıhlandı. Arka kapıdan inen silueti gördüğümde ise damarlarımdaki kanın buz kestiğini hissettim. Burada, ne işi vardı? Arabayı kaldırım kenarına çekip, adeta bir gölge gibi, onu izlemeye başladım. Elleri kahverengi kabanının ceplerine gömülmüş, başı İnci’nin dairesinin olduğu üst katlara çevriliydi. Ağır adımlarla ilerleyişini izlerken, içimdeki o ince sızı yavaş yavaş kontrolsüz bir öfkeye dönüştü. Kendimi frenlemeye çalıştım: "Sakin ol, hemen celallenme..." Ben bu iç savaşı yaşarken, binanın kapısı açıldı. İnci çıktı; omuzları çökmüş, başı önüne eğik... Dünyadan elini eteğini çekmiş gibi, dalgın adımlarla Haluk’un yanından geçip gitmek üzereydi. "Bak işte boşuna vesvese yaptın," diyecekken, birden durdu. Başını kaldırıp bakışlarını karşıya kilitlediğinde, ciğerlerimdeki hava yumru gibi boğazıma dizildi. Ona döndü... __Belli ki bir şeyler konuşuyorlar ve belli ki birbirlerini tanıyorlar.
1000Kitap
Karşıyaka'nın Üç Gülü
Asılmış bir al umuttan Karagücün korku dalında Şu can topraktaki üç fidan ölü. Ve artık ölmezliğin son boyutundan Göverir yeşil bahar yağmurlarında Denizgülü, Yusufgülü, Hüseyingülü. Ölümdür kimileyin kavganın tek ödülü. Kançiçeği sökünü arkalarından... Açmış böğrünü, hepsine ana sıcaklığında Devrimin kankalesi Karşıyaka gömütlüğü. Ve gençlik günlerine doymamışlık dağından Bakar, alınlar mavide ve göğüs hep namluda Gezmişgülü, Aslangülü, İnangülü. İnanç bir deliçay ki yeşertir bir gün çölü. Karşıyakanın üç gülü Yürek dalıma gömülü Karşıyakanın üç gülü Tüm kançiçekleriyle Göz pınarıma gömülü
Anısına saygıyla...
Özgürlüksün Sen
Denizsin sen, Her akşam içini keşfeder gibi, Balıklarını tuttuğum, Umutlarımı bir şişeye yazıp Kalbinin kuyularına attığım Engin bir denizsin sen. Gökyüzüsün sen, Selamlarımı turnaların kanatlarına asıp Uçurduğum sonsuz bir mavisin, Hoyrat bir poyrazsin sen, Dağlarıma doğru bıçak gibi esen, Keskin bir rüzgâr. Bulutlarına takılıp uçmak isterim, Uçup da görmek Ülkemi, dünyayı, evreni. Gökyüzüsün sen, Kırmızı, sarı, yeşil Ve daha binlerce ebruli ton. Her renkten bir resim,. Her sesten bir şarkı, Her kıtadan bir serüvencisin sen. Bir adasın sen, Sular içinde tutsak, Tutsaklık içinde Su kadar özgür bir ada. Yazılmamış bir romansın sen, Sayfalarında kaybolduğum, Ve sayfalarında kendimi bulduğum. Tarih kadar bitimsiz, Çocuk kadar saf ve temiz Anlıyorum ki. Özgürlüksün sen UZAKLARDAKİ DEVRİM Ömer Sidar