Bazı kitaplar vardır, sayfa sayısı azdır ama içlerinde koca bir dünya taşırlar. Shahrnush Parsipur’un Erkeksiz Kadınlar romanı da tam olarak böyle bir eser. Yaklaşık 100 sayfalık kısa bir metin, ama her cümlesi katmanlı, her metaforu derin ve düşündürücü.
İlk bakışta, birbirinden farklı kadınların yollarının kesiştiği bir hikâye gibi görünse de, aslında bu romanın asıl konusu kadının kendi varlığını fark etme süreci.
Roman boyunca kadınların her biri, kendilerine çizilmiş sınırların içinde sıkışmış hâlde karşımıza çıkar. Kimisi evin içinde görünmezleşmiş, kimisi bedenine yabancılaşmış, kimisi düşüncelerini bile özgürce yaşayamayan bir noktadadır. Ama hepsinin içinde, henüz tam adını koyamadıkları bir dönüşüm başlar.
Özellikle ağaç metaforu, bu dönüşümün en çarpıcı sembollerinden biridir. Ağaç, kök salmak ile özgürleşmek arasındaki o ince çizgiyi temsil eder. Bir yandan bulunduğu yere bağlıdır, diğer yandan sürekli büyür, genişler ve kendi varlığını çoğaltır. Kadının kendi bedenini, kimliğini ve varlığını yeniden kurma isteği, bu metaforla çok güçlü bir şekilde hissedilir.
Bağ, nilüfer, yeşil sis, saydamlık gibi imgeler ise kadınların farklı özgürleşme biçimlerini temsil eder. Kimi görünür olarak değişir, kimi görünmezleşerek güçlenir, kimi kendi iç dünyasında sessiz ama köklü bir dönüşüm yaşar.
Ferruhlika’nın kendi alanını kurma arzusu, Faize’nin küçük ama önemli özgürlük arayışları, Munis’in zihinsel uyanışı ve Zerrinkülah’ın varoluşunu yeniden tanımlama çabası… Hepsi, kadının toplum tarafından belirlenen rollerin ötesine geçme ihtiyacını gösterir.
Romanın en etkileyici yanlarından biri, bunu büyük olaylarla değil, sessiz dönüşümlerle anlatmasıdır. Çünkü bazen en büyük devrim, insanın kendi içinde gerçekleşir.
Bu kitap çok kolay okunuyor. Akıcı, sade ve kısa.