Bugün sabah kahvaltısında amcamla muhabbet ederken, kitap çıkarmak üzerine muhabbet ediyorduk.
Amcam dedi ki Ayşe paran var mı?
Ben de dedim ki, amca ne için?
Dedi ki kitap çıkarmayı düşünüyorsun ya.
Ben de dedim ki, param yoksa da babam var.
Babanın varlığı bile yeter, güçtür.
Ayşe ESMER
Herkes farklı biçimde gider
Ne oldu o gitti? Sonuç: Ölüden farkı olmayan bir insana dönüştüm Şimdi acılar bağrımı yaksada seni unutacağım Pembe yalanlarına kanmayacağım Seni kalbimden söküp attım!
Güven Tekin
Kırık Bir Kalbin Veda Notu
Muzaffer Talip Gazi Antepin köklü baklavacı ailelerindendi baklavacılığı annesi Rahime hatundan yediği terlik ve oklavalar sayesinde öğrenmişti talip ailesi antepin köklü ailelerindendi meslek
gidenlerden bir veda hatırası olarak dededen toruna miras bırakılıyordu her zanaat mutlaka bir hidayet bileziği idi annesi Rahime hatunun fotoğrafına baktı Muzaffer bey ne oldu gittin diyip annesi
ile konuşmaya başladı bir yandanda kökeni mö 3000 yıllarına dayanan baklavanın yanmamasına özen gösteriyordu annesi oğul işini özenerek yaparsan sofrana nice krallar oturur
diyerek fars saraylarında ince yufkalarla açılan en son osmanlı saraylarında binlerce misafiri ağırlayan o mis kokulu şeker arttıran baklava şimdi antepli Muzaffer talip beyin konağında kokmaya
başlamıştı Annesi gittikten sonra bir ölüden farkı kalmayan Muzaffer bey kendisine laf sokanlara inat aile ocağına dönebilecekmiydi kimisi var terkediyor kimisi var veda edip helallik istiyordu
konuşamıyordu olgunlaşamıyordu Muzaffer Bey annesinin bıraktığı o tarifi yapabilirse bağrını yakan acıları bir kenara bakıp evine geri dönebilecekti annesini yad etti o mübarek hatun şimdi asıl vatanında ırmaklar akan cennetlerdeydi
İnsan beraber yürümek için evlenir
Keyfi keyfine gelmeyecekse
Hayat meşakkatli bir yol,
bu yolda eşlik etmeyecekse
geçmişi silemiyorsa
Ne yapayım ben onu?
Üsame.21
NE YAPAYIM BEN ONU?
Küçük Nejat annesine sordu bisikletimi tamir edecekmisin hayatın meşakkatli yolunda babası muzaffer beyin yokluğunda anne hatça kadın çocuklara yolda eşlik ediyor çocuklarını
Allah aşkına, tanışmaymış, sözmüş, nişanmış, kınaymış, düğünmüş... Niye hem kendinize hem millete eziyet çıkarıyorsunuz. Nikahı kıyın, düğünü yapın yeter. Düğün bile şart değil. 1 amca oğlunu evlendireceğiz diye 30 defadır git gel yapıyoruz.
Gerçekten saygı duymadığım insanın elini öpmem, gerçekten saygı duyduğum insanlar da asla izin vermiyor. (:
Dün annemle bir şey hakkında konuşurken konu bir şekilde buna geldi "Kimsenin kimseden pek bir büyüklüğü yok. Herkes aynı anda yaratılmış ama Dünyaya farklı zamanlarda geliyor. Ayrıca durum öyle olmasa bile birine sırf yaşından ya da mesleğinden ötürü saygı duymayacağım. El öptürmeye meraklılar işte elleri işte ağızları bana ne." demiştim. Bana sinirlenip gitmişti. 2 dk da delirmişti kadın. (:
El öptürmeye meraklı amcam vardır bir tane. Bayramda tokalaşırken elini kaldırır ama ben geri indirip bırakırım. Akıl ve karakter büyüklüğü görmediğim insanların elini baş üstüme koymam. Bazen saygısızlık olarak algılanıyor ama bazı şeyleri aşmış insanların böyle kibirli dertleri yok: "Asra elimi öpmedi.", "Kim elimi öptü kim öpmedi?"
Bir tane çok sevdiğim şeyh amca vardır mesela. İlk kez bu işin hakkıyla yapıldığını ve yapan insan olduğunu gördüm. Adam pamuk şeker gibi. Ona saygı duyduğum için el öpmeyi yadırgamam ama adam izin vermiyor. Kendini başkalarından üstün görmüyor. Saygınlığı el öpülmesinden ölçmüyor.
Kendini sürekli geliştirip yetiştiren biri. Hatta normalde dine çok yatkınlığı olan insanlar erkekleri ön planda tutup kızlara ayrımcılıklar yaparken daha ilk oturmamızda genel sohbetten "Gençler, bana sorunuz var mı? Gençlerimizin meraklı olması gerekir." vs. demişti. Benim de yapımda dincileri Allah gibi görmekten ziyade insan gibi görmek olduğu için o zamanlarda aklımda birkaç soru dönüp duruyordu. Bazılarının cevabını da biliyordum ama yine de sordum çünkü merak ettim: Olduğu gibi mi aktaracak yoksa oynama mı yapacak, keyfine göre mi söyleyecek vs.
Adam hem doğru bilmişti hem de cinsiyet eşitliğinden bahsetmişti. O an hem şaşırdım hem de saygı duydum. O da
İhalarımız sihalarımız var olsun Allahımız
Yaratılan için yaratanı unuturken bulduk kendimizi.
Zêmhêri @Sm1324
Türkiye’nin İnsansız Hava Araçları
Tanır yaratılanı vurur düşmanı
Unuttuk kendimizi ve milletimizi
Kalkındıralım Yüce Türkün ulu kavmini
Dünyanın en büyük adaletsizliğidir
İlk önce sevdiklerimizi unuturuz
Fakat ne kadar unutsakta
Sevdiklerimiz bizi hep hatırlarlar
Türk savunma sanayisi, yerli ve milli
Ey Yüce Rab göklerin ve yerlerin hakimi
Kıldığımız namazlarla ordumuzu sabit kıl
İbadetlerimizle bizleri sana yaklaştır
Türk ordusunu ateşten koru
Namazlarımızla gelelim sana doğru
Namaz bizi hayasızlıktan korur
Hayasızlıktan korumuyorsa ibadetlerimiz
Yapılan ibadetin zararı faydasından çoktur
İşte insansız hava araçlarımız
Var olsun imanlı ordularımız
Sıkça söz ettiriyoruz adımızdan
Bütün dünyaya bizi takip ediyor
İhalar hedefi on ikiden vuruyor
Ya Allah Bismillah Allahu Ekber
Ya Rab askerimiz sana secde eder
BEĞEN PAYLAŞ BAŞKASININ OKUMASINA VESILE OL YETERLİ
HZ. MUHAMMED (SAV) AĞLATAN OLAY
Peygamber efendimizin hastalığı iyice ağırlaşmış ve ayakta dahi duracak takat’i olmayacak şekilde ateşler içindeydi ve can yoldaşı olan Hz.Ebubekir(ra)’a namazı kıldırmasını söyler.Namaz sonrası cemaatle helallaşmak için herkesin orda olmasını ister. ‘’Ey ashabım bana peygamberlik görevi verildi size Alemlerin rabbi olan Allahın dinini ve tavsiyelerini düzgün bir şekilde ilettim mi? Diye sorar, cami cemaati ‘’Evet efendim bize tebliğ ettiniz ‘’ der.Bunun üzerine efendimiz mahşer günü kul hakkıyla Allahın huzuruna çıkmak istemiyorum kimin üzerinde hakkım varsa helal ediyorum,sizide bana hakkınızı helal eder misiniz diye sorduğunda herkes ‘’Bizim sizin üzerinizde hakkımız yok ya allahın resulu’’ diye cevap verir o sırada arkalardan bir ses ‘’efendim anam babam size feda olsun hatırlarmısınız savaş sonrası medineye dönerken tam size yaklaşmış bir şey soracaktım ta siz de o sırada elinizde kamçıyla devenizin ilerilemesi için vuracaktınızda kamçı benim sırtıma gelmişti bu hak mıdır ya resulallah’’ diye sorar.Efendimiz evet bu haktır ve karşılığı kıssas’tır buyurur.
Bunun üzerine orda bulunan Bilal-i habeşi evine gönderip kamçıyı almasını söyler Bilal son derece mahzundur gitmek istemez efendimiz ‘’ ne o Bilal sende mi artık peygamber sözünü dinlemezsin’’ dediğinde Bilal ağlayarak eve gider ve kamçıyı alıp gelir.Hz. Ömer bir gök gürültüsü gibi ‘’Ey Ukkaşe bilmezmisin benim olduğum yerde böyle bir şey yaparsan vallahi başını gövdenden ayırırım’’ der.Ukkaşe Ömer’den korkar efendim Ömer beni korkutuyor der.Efendimizi ‘’Ey Ömer vallahi bu tavrın Allah katında mükafat görecektir lakin bu mesele benimdir karışma’’der.Orada bulunan Hz.Ebubekir Ukkaşeye seslenir ‘’Ey Ukkaşe peygambere vurma ama benim