İnsanın bu fani dünya gurbetinde kendi hakiki kimliğini bulması, evvela ne olmadığını bilmesiyle, yani bir nefy ameliyesiyle başlar. Kelime-i Tevhid’in ilk kelimesi olan La, kalbin etrafını saran sahte ilahları, modern vitrinleri, kurgulanmış narsist imajları ve nefsin bütün batıl iddialarını temizleyen muazzam bir süpürgedir. İnsan, mükemmellik ve ayıpsızlık baskısı altındaki sahte maskelerini ancak bu değilleme fiiliyle La ile kırabilir. Lakin bu nefyediş, nebevi bir mihenkle ve bir teslimiyetle İllallah ufkuna sabitlenmediği takdirde, ruhu inşa etmek yerine onu dipsiz bir hiçliğin ortasında bırakır.
Şayet bu değilleme nebevi hitaptan kopar ve kalbi bir liyakatsizlikle buluşursa, insan ortada kalır. Ne o olabilen ne bu kalabilen, yaşadıklarını tefsir ve anlamlandırmayı reddeden şaşkın nefis, orta yol zannettiği kimliksizlik rampasından aşağı fütursuzca yuvarlanır. Bu araf, tam anlamıyla uçuruma uçarak gitmek gibidir. Absürd kişilerin absürd cümlelerine, hal ve tavırlarına, okuduğunuz çok satan yazarların saksağan laflarına La süpürgesiyle her şeyi süpürüp yerine İllallah'ın mutlak ve nurlu ikamesini koyamayan modern aklın kaçınılmaz hazin sonudur. Onlar sahte olanı reddetmiş, fakat yerine hakiki olanı koyamadıkları için ben o değilim ama bu da değilim şaşkınlığı içinde, kendi inşa ettikleri anlamsızlık dehlizlerinde kaybolmuşlardır. Alternatifi çok olanın ve zihninde sahte mükemmellik şablonları arayanın, nihayetinde hayattan ve hakikatten alacağı lezzet eksik kalacaktır.
Bir mümin ferasetiyle şöyle bakar, bu küre-i arzda, bu çölleşmiş asırda hepimiz birer sürgün, cennet ufkuna doğru yürüyen birer yolcuyuz. Kendimizi mutlak manada fildişi kulelerinde müstesna görerek kibre kapılmak, fıtratın zaaflarından azade olduğumuzu iddia etmek nefsin en sinsi oyunudur. Hakiki