Bir maraz doğacaksa o da iyilikten doğsun, kötülükten olmasın yeter ki.
mısıra sultan olma hedefimiz yoktu kuyudan cıksak yeter diyorduk da onu da beceremiyorum sanırım
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Yaşadığım şehirdeki son hafta sonumu da geçirdim. 4.5 yıla göre çok az kişiyle vedalaşmak istiyorum. Diğer yandan daha yeni tanıştığım birkaç arkadaşla hemen ayrılıyorum gibi oldu, güzel şeylere hep böyle oluyor zaten. Onca insan içinde birbirimizi bulmak hem çok kolay bir o kadar da zor. Konudan bağımsız Japonların kadersel olarak ayrılmayan insanların görünmez bir kırmızı iple birbirine bağlı olduğu teorisine inanıyorum galiba, bir şekilde buluyorlar birbirlerini. Ama zorlayınca olmuyor, olacaksa da o şekilde olmasın. Tam bir Japon gibi hediyelik hazırlayıp süsledim, etamin işlemek bana iyi geliyor. Kiril alfabesini baştan sona öğrenmedim henüz, Go oyununu da ihmal ettim, izlenecek ve okunacak listemde zilyon tane madde var. Asıl zenginlik ve statü çok çalışıp çok kazanmak değil dostlar, az çalışıp yettiği kadar kazanmak bence. Bugün arkadaşım "İçinde biriktirdiğin şeyleri paylaşmazsan sıkışıp çürür." dedi, çok haklı. Giderayak balkonuma yine kuşlar yuva yapmış, cidden yeto fkgkgk Chia tohumu ödem sorunumu çözdü sanki. Herkes mutabık artık, biz voleybol ülkesiyiz :) Bu hafta çok yoğunum, bugünlük monolog yeter, iyi geceler sevgili okur :)
Yaptığın iyilikler gölge gibidir. Sen nereye, onlar da seninle birlikte oraya gider. Yeter ki sen iyi birisi ol!
Şahsiyetin Muhafazası
İnsanın bu fani dünya gurbetinde kendi hakiki kimliğini bulması, evvela ne olmadığını bilmesiyle, yani bir nefy ameliyesiyle başlar. Kelime-i Tevhid’in ilk kelimesi olan La, kalbin etrafını saran sahte ilahları, modern vitrinleri, kurgulanmış narsist imajları ve nefsin bütün batıl iddialarını temizleyen muazzam bir süpürgedir. İnsan, mükemmellik ve ayıpsızlık baskısı altındaki sahte maskelerini ancak bu değilleme fiiliyle La ile kırabilir. Lakin bu nefyediş, nebevi bir mihenkle ve bir teslimiyetle İllallah ufkuna sabitlenmediği takdirde, ruhu inşa etmek yerine onu dipsiz bir hiçliğin ortasında bırakır. Şayet bu değilleme nebevi hitaptan kopar ve kalbi bir liyakatsizlikle buluşursa, insan ortada kalır. Ne o olabilen ne bu kalabilen, yaşadıklarını tefsir ve anlamlandırmayı reddeden şaşkın nefis, orta yol zannettiği kimliksizlik rampasından aşağı fütursuzca yuvarlanır. Bu araf, tam anlamıyla uçuruma uçarak gitmek gibidir. Absürd kişilerin absürd cümlelerine, hal ve tavırlarına, okuduğunuz çok satan yazarların saksağan laflarına La süpürgesiyle her şeyi süpürüp yerine İllallah'ın mutlak ve nurlu ikamesini koyamayan modern aklın kaçınılmaz hazin sonudur. Onlar sahte olanı reddetmiş, fakat yerine hakiki olanı koyamadıkları için ben o değilim ama bu da değilim şaşkınlığı içinde, kendi inşa ettikleri anlamsızlık dehlizlerinde kaybolmuşlardır. Alternatifi çok olanın ve zihninde sahte mükemmellik şablonları arayanın, nihayetinde hayattan ve hakikatten alacağı lezzet eksik kalacaktır. Bir mümin ferasetiyle şöyle bakar, bu küre-i arzda, bu çölleşmiş asırda hepimiz birer sürgün, cennet ufkuna doğru yürüyen birer yolcuyuz. Kendimizi mutlak manada fildişi kulelerinde müstesna görerek kibre kapılmak, fıtratın zaaflarından azade olduğumuzu iddia etmek nefsin en sinsi oyunudur. Hakiki
Duygu ve Düşünce
yüzümdeki mor şiir
ya karaya vuruyorum ya da dalgaya. herkesin bildiği bir ağrı olan bu yaşamak kavramı yerini yadırgayan eşyalar gibi hep dışına itiyor beni ruhi bey. korkularımı yenmek için yenilmem gerekiyor, kalbime dokunmak için onu deşmem, uçmak için mezar kazmam gerekiyor. burada olmanın zihnime sapladığı o bıçağı tutanın gözlerinden habersiz silip kınına koyuyorum her gece. bir sabah kahvaltısındaki peynir ile rakı masasındaki peynirin bile aynı ağırlıkta olmadığı bu adaletsiz dünyada; yeni sayfalar açmaktan ellerinin işlevini unutan o insanların adaletten bahsetmelerini anlamaya çalışıyorum. biz gerçekleri hayallerle aldattıkça o kın hep boş kalacak. durup durup bütün gürültüleri terketmek hissi ile doluyorum ama taşmanın gürültüsünden de sakındığım için dolduğumla kalıyorum. taştığım da oluyor bazı geceler de. ben reflekslerimi gözyaşlarımı havada tutarak geliştirdim ruhi bey. damlaya damlaya kurudum, damlaya damlaya içim çöl oldu. masa mıdır yoksa ellerim mi sırıtan şu son kadehimin yanında bilmiyorum ama ikisini de dağıtmak istiyorum. ikisini de dağıtmak istiyorum gözlerini üzerimden almayan şu karşı duvarda ve tenimin her yerini işgal eden şu karanlıkta. bir uçurumun hakkını vermek için bir adım fazladan atmak gerek, uçmanın hakkını vermek için ayağımızın altındaki tabureye uygulanacak ufak bir güç yeter, insanız; neden açık unutmayalım ki tüpü ve kimse öpmeyecekse bileklerimiz ne için var? insanız; hayattan alamadığımız cevapları ölüme yöneltiyoruz. çünkü hep en arka sırada oturuyor. en arka sırada, baştan aşağı aykırılığıyla. bir sürü acıdan geçtim ama bu değildi şikayetim ruhi bey; bir sürü acıdan gençtim.. youtu.be/ygotTM_4x-g?si=...