... Acının böylesini daha evvel hiç tatmamıştım. Bu zamana kadar yaşadıklarım, elimi bir kağıdın kesmesi ya da kolumu bir masaya çarpmam kadarmış. Daha fazlası değil. ...
Bir hükümdarın ya da büyük bir beyin himâyesi bizi huzurlu ve her türlü tehlikeden uzak tutmaya yeter. Halbuki yegâne koruyucu ve vasî olarak Tanrımız var.
Öyleyse niçin bu himâye, kaygı ve korkularımızı ortadan kaldırmaya yetmiyor?
Bu hayatı yaşamak benim de hakkım. Yirmilerimde yaşamayı ertelediğim gençliğimi şimdi yaşasam kime ne zararım olur? İnsan ortalama altmış yıl hayatta kalıyor. Olur da otuzlarımın başında yaşamaya başlarsam, otuz yılım daha var demektir. Bana yeter.
Yeter ki geçinmeye gönlünüz olsun.Bu arada etrafınızdaki karanlık sizi asla korkutmasın çünkü hikayeniz için onun da olması şart.Netice de karanlığa şahit olmasaydık aydınlığın ne anlama geldiğini nasıl bilebilirdik ki?
Cihan yıkılmış altında kalmışım
Avutmaz beni bu gece, bu gün
Her tarafta elem, her yerde hüzün
Yeter, yeter artık dönüyor başım
Dursun bu dünya da gönlümce dönsün
Harekâtın başından beri devamlı yürümüş, aç kalmış, üşümüş, zaman zaman Ruslarla çarpışmış eratın hasretini çektiği tek şey sıcaktı. Sıcak yatak, sıcak çorba, sıcak bir oda. Bir de sıcak bir bakış. Bu bakışlar sevgilinin, annenin, babanın da olabilirdi; onlar için fark etmezdi. Yeter ki sıcak olsundu. Bu soğukta sanki bakışlar bile donmuştu; sevgi dolu, sıcak bir bakışı hasretle aramalarının, düşünmelerinin sebebi buydu.